© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

GÖLGELER KAPISI


Kuralları yıkmanın en iyi yolu, ona uyuyormuş gibi davranmaktı. Ben de tüm ezberlerimi bozarken tabularımı yıkıp atmanın beni bu kadar değiştireceğinden emin değildim. Lâkin değiştim. Öyle bir değiştim ki benden önceki ben bu halimi görse şaşıp kalırdı muhtemelen. Tüm kaygılarım bir kerede kayboldu. Bulunmak için önce kaybolmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Şimdi olabileceklerimin de üstündeyim. Tüm tabuların üstünde.


Ay gecenin bulutlarının arasına bir giriyor bir çıkıyordu. Kapıların gıcırtıları rüzgarın esintisiyle duyulmaya devam ederken ağaçların uğultuları, gecenin içinden yankı yapıyordu. Önce bir adam göründü karanlığın ardında, kara saçları omuzlarından beline dek uzanıyordu. Başında eski Londra asilzadelerini andıran bir şapka görünüyordu. Uzun bir ceket vardı üzerinde, heybetliydi. Başını şapkasının altından kaldırdığında bir çift göz parlardı. Gülümserken elini uzattı. Fısıltıları bir çığ gibi giderek yükseldi.

“Gelin, size tatlı rüyalar göstereyim.”

Sesi ipek gibiydi, güzel yüzünü gören insanların kalplerini kolaylıkla çalabilirdi. Lakin o gülümsemenin altında yatan başka bir şey vardı. Yabancı bir şey. Tehlikeli. Bir adım daha attığında gecenin içine, ormanın içinden kurtların ulumaları duyuldu. Bir adım daha attığında, şimşek çaktı, ardından gökyüzü yeryüzüne inermiş gibi çınladı. Bir kere daha duyuldu fısıltısı yabancının…

“İzin verin de size cehenneme kadar eşlik edeyim.”

Gözleri bir kere daha parladığında bir yıldırım düştü. Dişleri uzarken bir gölge misali insanların üzerine süzüldü. Bir çığ gibi kana boyarken insanları, kurtların ulumaları devam etti...

“Hii,”

Kitabı kapatırken kız, karşısında ki çocuğun yüzüne keyifle baktı.

“Ne o, korktun mu velet?”

Çocuk şaşkın ve korkmuş bakışlarına öfke yerleştirirken kollarını birbiri içine attı.

“Hiç de bile.”

“O kadar söyledim sana bu tarz kitaplar senin yaşına göre değil. İlle de tutturdun vampir kitabı oku diye…”

“Karanlık prens vampir değil.”

Kızıl saçlı kız gözlerini devirip kalkacağı sırada, çocuk bir kere daha yapıştı koluna.

“Aslı abla n'olur devamını oku. Sonra ne olmuş?”

Bekledi. Ardından başını çevirip çocuğa bakarken gülümsedi. Ve birden gözlerini açıp yüzüne eğilirken: 

“Sonra canavar hepsini hart diye yemiş,” dediğinde çocuk panikle gözlerini kocaman açmış kıza bakmaya başladığında o gülmeye devam etti.

“Hey ufaklık, bunlar sadece hikaye, korkup altını ıslatma sakın.”

Işığı kapatmadan önce çocuğun alnına bir öpücük kondurdu.

 “İyi geceler ufaklık. Bir şey istersen bana seslen ben aşağıdayım.”


Kapıyı kapatıp dışarı çıktığında Aslı alt kata indi. Televizyon açıktı. Bu gece Ünal ailesinin on bir yaşındaki oğullarına bakıcılık yapmak için gelmişti. Üniversite öğrencisi olmanın zorlukları vardı. O da harçlıklarını böyle çıkarıyordu. Buna benzer bir iki iş daha bulursa büyük annesine yük olmaktan kurtulabilirdi. Elindeki kitaba bakarken gülümsedi. Bu tarz kitaplara oldu olası bayılırdı. Özellikle içindeki yakışıklı ve cesur erkek karakterlere ya da güzel ve güçlü kadınlara hayrandı. Kim demiş doğa üstü karakterleri anlatan kitaplar saçmaymış diye? Bunlar dünyada ki en iyi eğlence kaynaklarından olabilirdi.


Sahiden böyle şeyler olsaydı insanın hayatı kökten değişebilirdi. Tehlikeli görünüyordu, iyi yönde olmazdı belki ama sıradan bir hayat da olmazdı. Elbette sıradanlık kötü sayılmazdı lakin bazen bu sizi görünmez yapabiliyordu. Can sıkıcı.

Telefonu aldı eline ve gülümsedi. İki yıldır hayranı olduğu çocuğun resmini ekran koruyucu yapmıştı. Bu sapıklık sayılmazdı değil mi? Bazen başkalarının hayatında yan karakter gibi yaşadığını hissediyordu. Ne vakit kendi hikayesinin ana karakteri olacaktı bilmiyordu. Belki de ona açılamamasının asıl sebeplerinden biri de buydu. Onun ne söyleyeceğinden korkmak. Dalga geçme ihtimali yıkardı kendisini. Üstelik okulun en popüler kızıyla takılırken, istese de yapamazdı, söyleyemezdi zaten. Kimse önemsemese de bir gururu vardı.


Derin bir nefes alırken kitabını masaya koyarak dev ekran televizyonun önüne oturup Vampire Diaries'ın dördüncü sezonunu açtı. Patlamış mısırını yiyerek Damon’a güldüğü sırada yukarıdan bir gürültü duydu. Birden başını çevirdi.

“Hey! Ne oluyor?” diye sorarken ayağa kalktı. Hızla çocuğun odasına giderken söyleniyordu. “Cenk sen misin? Eğer uyandıysan gel birlikte film…” Sözlerini bitiremeden kapıyı açtığı sırada dondu kaldı. Pencere sonuna dek açılmış, içeriye perdeler süzülüyordu. Karanlığın içinde uzun boylu, gömleğinin yakaları açılmış, uzun ceketli, başında eski moda bir şapkayla uzun saçlı yakışıklı bir adam duruyordu. Cenk, hipnotize olmuş gibi gecelikleriyle ayağa kalkmış karşısında ki adama dikkatle bakarken, ancak konuşabildi Aslı.


“Sen, sen de kimsin? Nasıl girdin buraya? Polisi aramadan çık git buradan. Cenk, Cenk buraya gel.”

İkisi de Aslı’yı dinliyormuş gibi değildi. Başını usulca kıza çevirdiğinde yabancı esen rüzgar saçlarını savurdu.

“Beni kim çağırdı ölümlü?”

Şaşkın bir vaziyette karşısındakine bakarken Aslı, evin ışıkları yanıp sönmeye başladı.

“Cenk buraya gel.”


Çocuk yabancıya doğru bir adım daha atarken Aslı hızla Cenk’e doğru koşarak yatağın üzerinden zıpladı ve aynı hızla ona doğru giderken bir anda imkansız bir hareketle, bir eli Cenk’e uzanmış bir ayağı ve kolu ona koşarak uzanır vaziyette havada asılı kalmıştı. Kızıl saçları bile öylece donmuştu. Zaman kızın üzerinde durmuş gibiydi. Karşısında ki adam başını yavaşça sağa eğerken gözleri değişti ve usul usul kıza yaklaşmaya başladı.

“Dur,” dedi Cenk. “Ona zarar verme.”

Aslı nefes alabiliyordu ancak ne kımıldayabiliyor ne konuşabiliyordu. Kıza doğru yürürken durdu yabancı. Bakışlarına keskin bir ifadeyle çocuğa çevirirken yüzüne baktı. O başını eğip ellerini birleştirdi.

“Kızıl şehrin ışıkları üzerine yemin olsun. Yemin olsun. Gölge ve ışık soluncaya dek hizmetinizde olsun.” Başını kaldırdı. “Ben çağırdım. Bana yardım et diye çağırdım unutulmuş gölge kapılarının karanlık prensi.”

Çocuğun sözlerine gözlerini kıstı yabancı.

“Sen kimsin ölümlü? Adımı nereden öğrendin?” “Be, ben. Bana yardım edecek misiniz?”


Prens gözlerini kısıp çocuğa yöneldiğinde evin duvarları çatlamaya başladı. Işıklar yeniden yanıp sönerken, derinlerden bir uğultu yükseldi. Işığın vurduğu duvarlarda tuhaf silüetler ve şekiller belirerek büyüdü. Prensin ayaklarından dizlerine dek kara bir sis yükselirken, pencerenin önüne kuzgunlar geldi.

Onlar ötmeye başlarken prens çocuğun yüzüne eğildi. Canlı yeşil gözleri değişip kırmızı kırmızı parlarken dişleri uzadı.

“Söyle o vakit insan evladı. Bunun karşılığını nasıl ödeyeceksin?”

“N,ne isterseniz?”

Gözlerini kısarken prens, kara tırnaklı parmaklarıyla çocuğun yüzüne dokundu. Aslının sağ gözünden bir damla yaş düşerken bağırmak için insan üstü bir çaba sarf etti.

“Kan ve ruhunla…”

Cenk yutkunurken başını sağa eğdi. Prens gülümserken dişlerini damarına geçirdi. O anda sisler yükselip ikisini de bir duman gibi yuttuğunda ancak kımıldayabildi Aslı.

“CEEEENKK!”


Bulunduğu konumdan dizlerinin üzerine düştüğünde bağırarak ağlamaya başladı. Gördüklerini algılayamadı. Oturduğu yerden başını çevirip duvarda ki çatlaklara bakarken göz yaşları yanaklarına inmeye devam etti.

Bazen öyle bir an gelirdi. Tek bir an insanın hayatını baştan ayağa değiştirirdi. Bu da o anlardan biriydi. Bundan sonra ne olacağı ise tam bir muammaydı.


Editör: Burçin Kahraman