GÖK TAŞI GELMİŞ NEYİME?

En son güncellendiği tarih: Nis 23


Çocukluğunda “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Astronot” cevabını vermiş her insan, yetişkin olduğunda yaşadığımız evrene dair çok şey bilmese de dahil olduğumuz Güneş sistemine iyi-kötü hakimdir. Güneş’imizin orta büyüklükte, sarı-turuncu bir yıldız olduğunu, Samanyolu’nun merkezinde döndüğü, dokuz adet gezegeni olduğunu bilir hiç olmazsa. Evet, dokuz, Plüton benim için hala gezegen çünkü, bilim insanlarının ne dediğini umursamıyorum, üstünde kalp olan minnoş bir gök cismine bu haksızlığı yapmayacaktınız! İçinde Neil deGrasse Tyson ve Mike Brown’ın da bulunduğu komite, yörüngesindeki sapmaları bahane ederek cüce gezegen ilan etti, adını yeraltı tanrısından alan ufak dostumuzu. Hiç düşünmüyorlar devasa Neptün’e o kadar yaklaşsalar kendi yörüngeleri ne derece sapacak… 1930’da keşfedildiğinden beri tanıdığımız yoldaşı Charon’un dışında dört uydusu daha var, hem de etrafında bozuk para gibi takla ata ata dönen uydular. Ay’ı olmayan Merkür ve Venüs ile asteroid kuşağından araklanmış iki kaya parçasını uydu zanneden Mars bile gezegen iken, Güneş sisteminin en renkli elemanı Plüton’a yapılan büyük haksızlık.


Geçenlerde yine sosyal medya üzerinden Plüton’un avukatlığını yaparken önüme bir haber düştü. Avukatlığını yapmak konusunda ciddiyim, çok hararetli tartışmalara girdim, hatta Twitter’da Mike Brown tarafından engellendim bile. Nasılsa Türkçe bilmiyor diye atıp tutuyordum ama ya biliyormuş ya da translate uygulamasını kullanmış. Şimdiki amacım Neil Tyson tarafından engellenmek, nerede Plüton konusu açılsa Sheldon Cooper’ın ayar verdiği dizi sahnesini ya da Plüton’un “Sen Carl Sagan değilsin!” diyerek orta parmak gösterdiği karikatürü paylaşıyorum. Dokuzuncu gezegen kırmızı çizgimdir, karşıma babam çıksa acımam.


Neyse, konu bu değildi, okuduğum haberdi. Zannedersem 12 ya da 13 Ağustos’taydı, başta NASA olmak üzere tüm uzay ajanslarının dikkatle izlediği asteroidlerden bazıları dünyaya yaklaşıyormuş, biri 28 Ağustos’ta bize en yakın konuma ulaşacakmış. Yine NASA’dan alınan habere göre bu arkadaş epey iri kıyım, 160 metre çapında. Eğer niyeti bozup sevgi kelebeği edasıyla Dünya’mızı kucaklamaya kalkarsa, atmosferden geçerken atacağı fazla kilolarının sonunda bile son derece tehlikeli. Dünya, milyonlarca yıl sonra tekrar dinozorculuk oynayabilir, hatta ortalıkta canlı kalmayabilir. Neyse, şimdi iyi haberi vereyim, resmi adı 2019 OU1 olan bu arkadaşın dünyayı teğet geçeceği mesafe demek, Venüs’ten daha yakına gelmesi demek; Venüs’le aramız aynı hizadayken bile 38 milyon kilometre. Siz bu yazıyı okurken tehlike çoktan geçmiş olacak. Kendinden bahsettirmeyi başaran 2006QV89 adlı asteroidinin yakınlaşmasıysa 9 Eylül’ü bulacak. Şu an 6,7 milyon kilometrede seyretse de panik yapmayın, tokuşma ihtimalimiz yedi binde bir. 2095 yılında burnumuzun dibine girecek 2010RF12 için çarpma ihtimali on altıda bir deniyor ama o zaman rotasının ne olacağını şimdiden tespit etmek mümkün değil.


Bir diğer olağan şüpheli de 2 kilometrelik çapıyla 1998 OR2. Bu kardeşimizin haberi 16 Ağustos’ta çıktı karşıma. 29 Nisan 2020’de yerimize-yurdumuza epey yaklaşıp, adeta ‘bir beşlik çakıp’ yoluna gidecek. Tahmini mesafe 6,3 milyon kilometre. Kulağa hiç de yakın gelmiyor, değil mi? Biricik uydumuz Ay 380 bin kilometre uzaktayken ‘çok uzak’ken 3,9 milyon mil dünyevi söylemle “Teeee Fizan’da.” O zaman korkmaya gerek yok, değil mi canlarım? Değil. Var. Asteroidin yörüngesi hayli eksantrik, hani nasıl derler, hapşırsak yoldan çıkmaya hazır. Dünya’ya yaklaştıkça yer çekimi ve ısı farklarından etkilenip teletabi moduna girebilir ve “Sarılalım sıkı sıkı!” diyebilir. Elimizde bir atışta gezegen patlatan Ölüm Yıldızı lazeri olmadığına göre korkmakta haklıyız.


Aslına bakarsanız, çocukluk hayallerini astronot olmanın süslediği kişileri gök taşıyla, meteorla korkutamazsınız. Onların büyük çoğunluğu sağlam bilim kurgu okurudur ve Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni hatmetmiştir. Her perşembe sabahı “Acaba Vogon ticaret filosu bu kez gelir mi?” diye yataktan kalkarlar ve değil 160 metrelik, 160 kilometrelik bir cismin çarpacağı günü-saati verseniz, paniğe kapılmak yerine omuzlarında havlularla otostop çekmeye çıkar, kaçak yolcu olarak Altın Kalp’e binmeye çalışırlar. Buradan bütün uzay ajanslarına sesleniyorum, bin yılın eşek şakasını yapmak elinizde. 25 Mayıs’ta (Geek Pride Day olarak kutlanır, aynı zamanda Douglas N. Adams’ın anısına Dünya Havlu Günü’dür.) Vogonlar’ın geleceğini söyleyin, korkmayanlar sadece onlar olacaktır. Güneşe kurşun sıkan Adanalıları da hesaba katarsanız epey şenlik yaşayacağımız kesin. Tabii kalp krizi geçirecekler olabilir, bu da küçük bir ihtimal.


Neyse, saçmalamayı bir yana bırakırsak, dev gök taşlarının yerküreye çarpma riski her zaman var. Zaten sürekli çarpıyorlar. “Yıldız kaydı,” diye dilek tutuyorsunuz ya, işte onlar hep dünyanın çekimine kapılıp “Bir bakayım, şu parlak mavi-yeşil gezegende ne oluyor?” diyen asteroidler. Kuyruklu yıldız veya ölen bir denizcinin ruhu falan değiller. Etrafımızı saran hava kürede ilerlerken sürtünmeyle ısınıp yanıp küle dönüyorlar. Günün birinde yanıp kül olmayacak kadar büyük birkaç tanesine denk gelme ihtimali yadsınamaz. Mars ve Jüpiter arasındaki kuşağın başlangıcıyla Dünya arasında, Dünya ve Güneş arasındaki kadar mesafe var. Bize çok uzak, evrenin büyüklüğünü düşünürsek sorun çıkaracak kadar yakınlar. Zaten bu yüzden astronomlar tarafından dikkatle gözleniyorlar. Kopuk uçurtma gibi tepemize düşme durumu yakın gelecekte yok. Uzak gelecekteyse, en kibar nasıl söylenir bilmem de, daha büyük sorunlarımız olacak şeklinde ifade edebilirim. Örneğin, gün gelecek, yıldızımızın helyumu parçalayıp hidrojene, hidrojenleri birleştirip helyuma dönüştürerek elde ettiği enerji yetmemeye başlayacak. Karbon çekirdeğinden yemeye başlayınca kütlesi küçülürken hacmi büyüyecek ve ilk kurbanı en yakınındaki Merkür olacak. Öyle Mars’a kaçarak yırtabileceğimiz bir durum değil, Titan’a falan kaçmamış olursak hepimiz öleceğiz. Gerçi, o aşamaya varabileceğimizi sanmıyorum. Muhtemelen arzın bütün kaynaklarını hunharca tükettiğimiz için zaten insanlık ölmüş ya da can çekişiyor olacak. Açıkçası gök taşı vasıtasıyla yok olmak daha şanlı bir ölüm gibi geliyor.


Durum böyleyken neden gazetelerde durup durup “Dev gök taşı yaklaşıyor!” haberleri çıkıyor o zaman? Tamamen ‘duygusal’ diyorum. Her şeyi boş verip hepimiz öleceğiz havasında tüketime yönelelim diye bence. 21 Aralık 2012’de kıyamet kopacağı haberleri de aynı mantıkla çıkarılmadı mı? Kredi kartı borcunuz boyunuzu mu aştı? Araba almak mı istiyorsunuz? Ev kirasını ödeyemediniz ama tatiliniz mi geldi? Amaaaannn, ne olacak canım, şunun şurasında kaç günlük ömrümüz kaldı? Yapmayın ey dostlar, etmeyin. O asteroidin dünyaya çarpası olsaydı gelir çarpardı zaten, gidin paşa paşa borcunuzu ödeyin, tatile seneye çıkarsınız.


Not: Derginin yayıma hazırlık sürecinde Plüton tekrar gezegen statüsü kazandı. Ama duyduğuma göre şimdi de Plüton bizi istemiyormuş.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube