© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

Film Tavsiyeleri - Dört Oda / Gizli Dünya


DÖRT ODA- FOUR ROOMS

Sinema tutkunları için 1995 yılı cennet gibi olmalı. Tüm kategorilerde çok başarılı, hatta kült filmler izledik, saymakla bitmez. Yedi, Cesur Yürek, Oyuncak Hikayesi, Gün Doğmadan, 12 Maymun, Elveda Las Vegas, Jumanji, Olağan Şüpheliler… Size diğerlerine kıyasla daha az bilinen bir film önermek istiyorum: Dört Oda.


Komedi-fantastik türündeki yapım, yılbaşı gecesi Mon Signor Oteli’nde tek başına çalışan bellboy Ted’in yaşadığı birbirinden tuhaf olayları konu alıyor. Eski şaşaalı günlerini mumla arayan otelin sadece birkaç odası doludur. Ve her oda Ted için ayrı bir kâbus demektir.

Film oldukça ilginç, dört otel odasındaki macerayı, dört farklı yazar/yönetmen filme almış. Ted’in siparişleri teslim ettiği ilk oda, balayı süitidir. Eksik Tarif isimli bölümde bir grup cadı, 40 yıl önce lanete uğrayıp taşa dönen tanrıçaları Diana’yı hayata döndürmek için ayin başlatmış, eksik malzemeyi tamamlamak için Ted’i köşeye kıstırmışlardır. Allison Anders (Gençlik Zamanı, Hal, Hollywood’a Hoş geldiniz, Kalbimin Sesi vs.) tarafından yazılan ve yönetilen ilk parçada Madonna’yı görmek hoşuma gitti doğrusu.


Ted, yakasını cadılardan kurtardıktan sonra, ikinci bir istek telefonu alır. Hararetli partinin odasında buzları biten gençler oda numarasını yanlış söyleyince, bellboyumuz bu kez kendini kaçırılma-bağlama fantazisi yapan bir çiftin odasında bulur. Angela (Jennifer Beals) ve Sigfried (David Proval), Ted’i oyuna dahil olması için para ödedikleri jigolo zannederken, Ted ise yüzüne dayanmış silahı gerçek sanmaktadır. Alexandre Rockwell (Sevecek Biri, Hero, 13 Moons vs.) tarafından yazılıp yönetilen Yanlış Adam’ı izlerken gerim gerim geriliriz.


Azimli bellboyun bir sonraki durağı Yaramazlar’ın odasıdır. İki çocuklarıyla yılbaşı partisine gitmek için hazırlanan mafya babası ve eşi (Antonio Banderas ve Tamylin Tomita) son anda çocukları odada bırakmanın iyi bir fikir olduğuna karar verir. Yarım saatte bir çocukları kontrol etmesi talimatıyla Ted’e beş yüz dolar verip çıkarlar ama içerde işler karışacaktır. İçinde ne olduğu belirsiz şırıngalar, televizyonda erotik danslar (dans eden Salma Hayek’tir bu arada), çocukların eline geçen içki şişeleri, ölü fahişeler derken odanın tutuşmasıyla Ted’in canına tak edecektir. Bölümü Robert Rodrigez’in yazıp yönettiğini söylersem, ne bekleyeceğinize dair görüşleriniz netleşecektir diye düşünüyorum.


Ted, oteli terk edip gitmeden önce son bir odaya daha servis yapmaya razı olur. Çatı katında “Hollywood’dan Gelen Adam” vardır, Rush, yani Quentin Tarantino. Diğer meslektaşları gibi yönetmekle kalmayıp oynamayı da seçmesini yadırgamıyoruz, kamera arkasında olduğu filmlerin çoğunda beyaz perdede belirmesine alışkınız. Filmin son bölümünde, Rush ve arkadaşları (biri Bruce Willis’tir, jenerikte adı yazmasa da) yanlış odada gördüğümüz Angela’yı da alıp kutlama yapmaktadır. Ted’i de girdikleri iddianın uygulayıcısı olarak yanlarına çağırırlar. Kazanan 64 model Chevrolet’yi alırken, kaybeden sol elinin serçe parmağını bırakacaktır.


Dört odada, dört farklı olayın içine düşen Ted rolünü ise Tim Roth oynuyor. Ödüllü aktör ve yönetmen filmde yeteneğini konuşturmuş. Sırf jestleri ve mimikleri için bile kahkaha atmanız garanti. Sadece aman deyim, komedi türünde sınıflandırıldı diye çoluk çocukla seyretmeyin.




GİZLİ DÜNYA (ROOM)


Emma Donoghue’nun Oda adlı romanından 2015 yılında beyaz perdeye aktarılan film, İrlanda-Kanada ortak yapımı. 2016 yılında vizyona giren filmi ne yazık ki sinemada izleme şansını kaçırdım. Geçenlerde IMDB puanlarına göre son yılların en iyi filmleri listesine göz attığımda Gizli Dünya’yla karşılaştım.

Hep tek odada ya da kapalı mekanlarda geçen filmleri sevmişimdir zaten. Çünkü efektlerle göz boyamadan oyunculuklar konuşur bu filmlerde. Karakterlerin analizlerini yapabildiğiniz gibi onlarla empati kurup kendinizi sahnenin içinde hissedebilirsiniz. Tanıtımı okuyunca (fragmanı izlemedim) tek mekân çekimi olduğunu düşünüp izlemeye karar verdim.


Genç annemiz Joy, oğlu Jack’le birlikte bir kulübede tutsak hayatı sürmektedir. Joy, yedi yıl önce İhtiyar Nick dediği bir adam tarafından kaçırılmış ve o günden beri dışarı çıkamamıştır. Jack, annesinin uğradığı sistematik tecavüzlerin sonucu doğmuş bir bebektir. Joy, oğlunun mutluluğu için minik yaşam alanlarında ikisine ait bir dünya yaratmış ve mümkün olduğunca oğlunun mutluluğu ve sağlığı için çabalamıştır. Çocuğun güvenliği için gösterdiği çabaysa öyle inandırıcı ki, gözlerinize inanamadan izliyorsunuz. Sürekli bir “Ne dönüyor burada?” düşüncesi oluşuyor zihninizde.


Film, Jack’in beş yaşına girmesi ile başlıyor. Artık oğlunun gerçekleri kavrayacak kadar büyüdüğünü düşünen Joy oğluna olanları anlatır. Çocuk ilk başta kabullenmek istemese de korkusuna rağmen annesinin kaçış planlarına destek olur. Anneyle oğulun ilişkisi, tüm dünyaya karşı sadece ikimiz anlayışı, çaresizliğin yol açtığı pervasızlık, uyum sorunları son derece gerçekçi. Bunda Oscar ödüllü İrlandalı yönetmen Leonard Abrahamson’ın felsefe okumuş olmasının etkisi olduğunu düşünüyorum. Sınırlı gerçekliğin içindeki sınırsız hayal gücünü başka türlü açıklayamıyorum.

Joy rolündeki Brie Larson’ı gençlik filmleri ile tanıdık. Oyunculuğundaki samimiyeti gerçekten çok beğensem de avam tabirle işin kralını Jack’i oynayan Jacob Tramblay yapıyor. Film çekimleri sırasında dokuz yaşında olan Jacob beş yaş için biraz büyük kaçsa da gayet ikna edici oynuyor. Zaten 2018’de vizyona giren Mucize (Wonder) filmini izleyenler de bu minik adamı takdir etmişti.


Hemen bir Ekşi Sözlük yazarı edasıyla şuraya “spoiler alert” bırakıp devam ediyorum. Diğer bir etkileyici karakter Joy’un annesi rolünde Joan Allen. Kızının kaybından sonra anneannemizin de hayatı kolay olmamıştır. Yıkılan evliliğinin ardından kızının yokluğuna iyi kötü dayanmayı başarmıştır. Büyükbaba William H. Macy’yse (Ben Shameless diyeyim, siz Frank Gallagher anlayın) torununa bakmaya bile katlanamayacak kadar yıkılmıştır, öyle ki baba figürü yerine anneannenin yeni eşi Leo (Tom McCamus) geçer. Beşinin aynı masada yemek yediği sahne tuhaflıkta çığır açmıştır herhalde.

Filme başladığınızda anne ve oğulun odadan kaçma macerasını izleyeceğinizi zannediyorsunuz. Ama film daha ortalarındayken bu gerçekleştiğinde “Şimdi ne olacak?” sorusunu soruyorsunuz. Çünkü seyrettiğimiz filmlerde genellikle mutlu sona ulaşırız ve film biter. Gizli Dünya’da ise asıl film kurtuluştan sonra başlıyor. Jack ve Joy’un uyum sorunları, iç hesaplaşmalar, yıllarca bilinç altına itildiği için sonunda patlayan korkular odadan çıkınca yüzeye ulaşıyor. Örneğin Jack’in ilk kez kurumuş bir yaprağı tuttuğu sahne, “İyiliği için evlatlık vermeyi hiç düşünmedin mi?” diye soran muhabir, “Eğer kafamda ‘iyi bir kız olmamı’ söyleyen sesin olmasaydı o adamın köpeğine yardım etmeyi kabul etmeyebilirdim” diye ağlayan Joy’un çığlığı, hiçbir görsel efektin yapamayacağı etkiyi yapıyor üzerinizde.


Kısacası, filmi tek başınıza değil, çocuklarınızla izleyin. Günümüzde uzun sayılan iki saatlik film olması gözünüzü korkutmasın, sonuna kadar izlerler. “Sakın yabancılarla konuşma” diye öğüt vermekten çok daha iyi bir ders olacağının garantisini veririm. Keyifli seyirler.