Film İncelemeleri (13.Kat- Soraya'yı Taşlamak)

En son güncellendiği tarih: May 9




Teknolojinin zirve yaptığı bir dünyada başlıyoruz filme. Douglas Hall ve Jason Whitney, bir simülatör üzerinde çalışmaktadır, tahmin edeceğiniz üzere filmin ismi de buradan gelir, iş yeri binanın 13. Katındadır. Oldukça ironik bir tercih, bazı binalarda on üçüncü kat olmadığını, bazı otellerde on üç numaralı oda olmadığını düşünürseniz. Her neyse, başka yöne sapmayalım, bu iki arkadaş icat ettikleri cihaz aracılığı ile 1930lara gidebilmektedirler. Cihazın denemesini gerçekleştiren Douglas benzersiz bir deneyim yaşar. Ancak işler göründüğü gibi değildir. Fikir babası ve destekçileri patron Hannon Fuller, Douglas’a önemli bir bilgi iletmek üzereyken öldürülür.


Ardından Fuller’ın kızı Jane ortaya çıkar. Babasının projeyi bitirmek istediğini söyler. Douglas ve Whitney’yse bu fikirden hoşlanmaz. Ne de olsa bu makineye yıllarını vermiştir ikisi de. İmkansızı başardıktan sonra çöpe atmak yenilir yutulur lokma değildir. Üstelik Fuller cinayetinde ve kızı Jane’de tuhaf bir şeyler vardır. Aynı zamanda polisin esas şüphelisi Douglas’tır. Tanımadığı biri çıkıp Fullen’ın öldürüldüğü barda Douglas’ı gördüğünü söyleyip şantaja başlayınca işler daha da karışır. Çünkü ertesi gün adamın cesedi bulunur, görünen o ki iki cinayet de Douglas’ın elinden çıkmıştır. Ama adam hiçbir şey hatırlamamaktadır. Fullen’ın ölümünden hemen önce bıraktığı notu bulmak için simülatörü kullanarak geçmişe gider ve ip uçlarını aramaya koyulur.

Yönetmenliğini Josef Rusnak’ın yaptığı film Yalan Dünya (Simuclaron-3) kitabından uyarlama. Matrix gibi 1999 yılında vizyona girdi. İzlerken ister istemez Matrix ile kıyaslıyorsunuz. Ancak iki filmde birbirlerine göndermeler yakalasanız da kesinlikle aynı kategoride değerlendirilecek filmler değil. Matrix, Dark City ve 13. Kat’ın benzeştiği noktalar çok. Matrix görsel anlamda çok üstünken, 13. Kat konusuyla sürüklüyor. Şahsi fikrim Matrix’i hikâye açısından ikiye hatta üçe katladığı. Biri “Beyin yakan bilimkurgu” statüsündeyken diğeri aynı zamanda polisiye-macera özellikleri de barındırıyor. Matrix’te bazı kurallar esner, bazıları kırılır; 13. Kat’taysa insanlar sadece insan, paranormal olan tek şey simülatör. Matrix’te karakterlerimiz Matrix’e girdiklerinde insan üstü yetenekler edinip kostüm değiştiriyorlar. 13. Kat’taysa tamamen farklı kişiliklere giriyorlar. İki film arasındaki temel fark spoiler olduğu için sona bırakıyorum, izleyip kendiniz görün.


Douglas Hall karakteri aynı zamanda müzisyen olan Craig Bierco’da. Kendisini çok yapımda izledik, İyi Geceler Öpücü, Korkunç Bir Film, Hayat Sana Güzel, Cinderella Man gibi. Jason Whitney rolündeki Wincent D’onofrio’yuysa Full Metal Jacket, Hücre, Siyah Giyen Adamlar, Feeling Minesota (Yasak Aşk), Genç Ölmek gibi birçok filmden tanıyoruz. Jane Fullen olarak izlediğimiz Gretchen Mol’u daha önceleri Tutku Ağı, Köstebek, Yan Odadan Melodiler’de izledik. Yanılmıyorsam son çalışması Yaşamın Kıyısında.

ABD ve Almanya ortak yapımı olan film yaklaşık yüz yirmi dakika sürüyor. Senaryosunda yönetmen Rusnak’ın da parmağı var. Soundtracki son derece hoş. Bir dönem herkesin diline yapışmış Little Wonder, Right Here Right Now, Join Me In Death, Sleeping Sun favorilerim. Kısaca söylersek hem izleyin hem dinleyin.


Şimdi de spoiler kısmını verelim. Matrix’i izleyenler bilir ki, Matrix insanlığın içinde yaşadığı yeni gerçekliktir. Aslında hiçbir şey gerçek değildir, kurgudur. Eğer uyanırsan, dünyaya ulaşırsın. Fiziksel dünya zihninde yaşadığından çok daha acımasız ve çirkindir ancak sonuçta gerçek bir dünya vardır. 13. Kat’taysa, simülasyonlar bir tane değildir. Binlerce simüle dünya yaratılmıştır ve kahramanlarımız Doug ile Whitney’nin yaşadığı dünya da bir simülasyondur. Hannon Fuller’ın patronluğunda iki genç adamın yarattığı makine, tüm evrenlerin içinde yeni bir simüle evren yaratabilen tek dünyadır. Elbette insanların bu gerçeği öğrenmesi çok acıklıdır, kendini insan zannederken, dijital olduğunu, yani sadece sıfır ve birlerden ibaret olduğunu fark etmek yıkıcıdır. Kafa karıştıran bir mevzu daha var ki evlere şenlik! Karakterlerimiz sadece yanılsama olsa da hepsinin kendi kimlikleri, düşünceleri, hayalleri var. Daha önemlisi, ruhları var. Tıpkı Blade Runner’daki (Bıçak Sırtı) gibi insanı insan yapan özelliğin ne olduğunu sorgulamaya başlıyorsunuz ister istemez. Filmimiz mutlu sonla bitiyor ancak gerçekten mutlu son mu yoksa yanılsama mı karar vermek size kalmış.


Filmi izlemediğiniz halde buraya kadar okuduysanız, ilk fırsatta izleyin. Alt yazılı ve dublajlı versiyonlarına kolayca ulaşabilirsiniz. Sonra belki burada buluşur, tartışırız, ne dersiniz?



Fransız-İranlı gazeteci Freidoune Sahebjam’ın gerçek hayata dayanan romanından (1990) sinemaya uyarlanan bu yapımın afişinde +13, +15 ya da +18 ibaresi görülmese de size önerim çocuklarınıza izlettirmeden önce hiç olmazsa fragmanına bir göz atmanız. Konu itibariyle genç izleyicilere ağır gelebilir.

Diğer bir uyarım da yazının filme dair ayrıntılar içerdiği. Seyir zevkinizi mahvedecek kadar değil, çünkü gidişattan tahmin edeceksiniz zaten. Yine de sürpriz olsun istiyorsanız, işaretimden sonrasını okumayın.

Film, isminden de anlaşıldığı üzere, recm hakkında. Dram olarak sınıflandırılan film ABD yapımı olup 2008 yılında Cyrus Nowrasteh yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı. 2009 yılında ise vizyona girdi. Filme dair ilginç bilgilerden biri, olayın İran’da geçmesine rağmen, çekimlerin Ürdün’de yapılmış olması. İran hükümetinden korkan Amerikalı film yapımcıları böyle bir karar almışlar.


Oyunculara gelince, Soraya, yani Süreyya’yı Mozhan Marno canlandırıyor. Kendisini daha çok dizilerden tanıyoruz, House of Cards, Mentalist, Blacklist gibi. Süreyya’nın teyzesi Zehra rolü İran asıllı aktris Shohreh Aghdashloo’da. 24 dizisinin fanları kendisini iyi tanır ancak benim aklımda her zaman House M.D.’nin yedinci sezon finaliyle kalacak. “Son kullanma tarihi olan doku ve hücreler yığını” dersem hatırlarsınız büyük ihtimalle.

Diğer rollere gelirsek, gazeteci Feridun’u Jim Caviezel oynuyor. Tutku filmindeki İsa rolüyle dünya çapında üne kavuşmuş olsa da daha önceden de kaliteli yapımlarda göründüğünü biliyoruz. Monte Kristo Kontu, G.I Jane, İnce Kırmızı Çizgi, Deja-vu gibi filmlerin yanı sıra Prisoner ve Person of Interest dizilerinde de rol aldı.

Diğer karakterleri hızlıca sayalım.

Navih Nebahgan Süreyya’nın kocası Ali.

Parviz Sayyad Süreyya’nın arkadaşının eşi, komşusu ve aynı zamanda işvereni Haşim.

Ali Pourtash köyün mollası.

David Diaan köyün muhtarı İbrahim.

Konuya gelirsek, Süreyya on üç yaşındayken Ali ile evlendirilmiş bir kız çocuğudur. Hikâyenin geçtiği dönemde; ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğu vardır. 1979 İran Devrimi’nin ardından hayatın cehenneme döndüğü topraklarda Ali ikinci bir eş almak istemektedir. Süreyya izin vermeyince oğullarını alıp Süreyya’ya verimsiz tarlayı bırakmayı teklif eder. Ancak Süreyya boşanmayı kabul etmez, o tarla çocuklarına bakmasına yetecek kadar gelir getirmeyecektir. Ali ise Süreyya’dan kurtulmakta kararlıdır. Köyün mollasıyla anlaşarak Süreyya’nın adını lekelemeye karar verir, Süreyya’nın tek desteği ise teyzesi Zehra’dır.

*Bu kısımdan sonrası spoiler içerir.*


Film, aracı bozulan gazeteci Feridun’un yolunun köye düşmesiyle başlıyor. Arabasını tamir için Haşim’e bırakan Feridun’un karşısına Zehra çıkıyor ve anlatacaklarını dinlemesi için evine çağırıyor. Feridun kayda başladığında nefesinizi tutup Zehra’yı dinliyorsunuz.


Süreyya çektiği geçim sıkıntısından dolayı, çocukluk arkadaşı Firuze’nin dul eşi Haşim’e ve oğullarına yardımcı olmaktadır. Ali bunu Süreyya’ya karşı kullanır, köyün mollasıyla birlikte zina iddiasını atarlar ortaya. Muhtar İbrahim şeriat kanunu uygulamak için kesin kanıt ve güvenilir şahitler ister. Bünyesinde şeytanın bir “level” altı miktarda kötülük barındıran Ali ve onun kadar kötü köy mollası tarafından oğlunu kaybetmekle korkutulan Haşim, Süreyya’nın suçlanmasını kabul eder. Bunun üzerine Süreyya için yapacak bir şey kalmaz ve recm cezasına çarptırılır.


Buraya kadar izledikleriniz acıklı olmakla beraber sıra dışı değil çünkü 2019 yılında bile recmedilen kadınların haberlerini okuyoruz. Filmi etkileyici kılan oyuncuların efsaneleşen replikleri. Şahitler “Haşim’e gülümsedi” dediğinde talihsiz kadının “Beni tanıyorsunuz, ben herkese gülümserim” ya da son sözleri sorulduğunda“Bunu nasıl yapabilirsiniz? Birlikte aynı sofraya oturduk. Sen benim babamdın, sizler benim oğullarımdınız, sen benim kocamdın! Bunu bana nasıl yapabildiniz? Bunu herhangi bir insana nasıl yapabiliyorsunuz?” deyişi gibi.


Büyük oğlu idamdan önce annesine bakmazken, küçük oğlun tereddüdü, Süreyya’nın kızları “Allahu Ekber” nidalarını duymasın diye radyoyu açan komşu, Zehra’nın Süreyya’nın yerine taşlanmaya razı olması, babaya verilen ilk taşı atma görevi içinizi burkuyor. İdam başlamadan hemen önce köye giren panayır ekibinin işlenecek cinayeti hiç umursamadan hazırlık yapması, Süreyya’nın babasının attığı iki taş da ulaşmadığında “Taş çarpmıyor, kadın masum” çığlıklarına kulak asmayan Ali’nin zevkle attığı taş sinirlerinizi zıplatıyor. Süreyya’nın alnını yaran taş, sanki sizinkine çarpmış gibi hissediyorsunuz. Filmin sonunda ne olacağını bildiğiniz halde mucize bekliyorsunuz. İşte o taş bütün umutlarınızı yıkıyor, Ali ise ölüme attığı karısının cesedi soğumadan metresiyle evlenmeye gidiyor. Ertesi gün, Feridun’un Zehra’nın öyküsünü dinlediği sırada evlenmeden geri gelmesiyse ayrı bir mevzu. Haşim, “Bütün bunlar boşa mıydı?” diye isyan ediyor etmesine ama hala korkak, gazetecinin olanları dünyaya anlatmasını engellemek için mollaya yardım ediyor. Zehra’nın malum kasedi Feridun’a verdiği sahne, filmin içinizi soğutan tek sahnesi.


Filmin kusurları yok mu? Elbette var. Örneğin karakterlerin hepsinin tek bir yanını görüyoruz, hiçbirinin bu olay dışındaki hayatını bilmiyoruz. Shohreh Aghdashloo’nın oyunculuğuysa fazla abartılı, ben hoşlandım ama itici bulmanız mümkün. Bakış açısı taraflı, işin doğu kısmı hesaba katılmamış, hep batının gözüyle bakılmış. Ancak bu kusurlar filme gölge düşürüyor mu? Kesinlikle hayır. Kim olduğunu bilmediğimiz, adını duymadığımız, varlığından bile haberi olmadığımız yüzlerce, binlerce kadının yaşadığı trajedinin adını Süreyya koyarak kalbimize dokunması filmi beğenmek için yeterli sebep. İzleyin, izlettirin. Pişman olmazsınız.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube