FİLM İNCELEMESİ: JOKER


"İyilik ve Kötülük" dünyayı yöneten bu iki insani duygu varoluştan beri yaşamın akışına kayıtsız şartsız yön veriyor. İnsan insana evrildikçe, insana özgü ne varsa tamamen bu iki temel duygu üzerine şekillenmiş.Belki sadece ifade ediliş biçimleri değişmiş; ama salt sonuca geldiğimizde bugün hala durum aynı. İki rakip var beynimiz ve kalbimizde durmaksızın çatışan; iyi ve kötü…


Joker, “kötü” kadrosunda ilk kez 1940 yılında Batman’ in karşısına çıkarak süper kahramanlar tarihindeki yerini almıştı. Evet, çizgi roman ve sinema dünyasının en namlı kötüsünden Joker' den bahsediyoruz. Bugüne kadar sinema tarihinde birçok aktör Joker’ e hayat verdi. Öyle ki Joker, çizgi roman dünyasından taşan ünü ve kitleselleşmesi ile oyuncular için de iştah kabartan, bir o kadar da oynaması zor bir karakter oldu. Kaotik yapısı, ikonik kahkahası, benzersiz stili ile makyajı ve anarşist felsefe ile hikâyesini temellendirmesi şüphesiz Joker' i tüm kötülerden ve hatta karşısındaki kahraman Batman' den bile daha çok sevdiren sebepler arasında. Bugünkü Joker’ i anlamak ve bıraktığı izleri sürmek açısından geçmişe kısa bir bakış atmak istiyorum.


Beyazperdenin ilk Joker' i, Cesar Romero çok teatral ve dönemin imkanları dahilinde çekildiğinden ilk olması dışında neredeyse hatırlanmıyor.

Yıl 1989,yeni bir Batman filminde bu kez rol Jack Nicholson’ın.

Nicholson'ın Romero'dan 23 yıl sonra canlandırdığı Joker, yeni bir orijinle, bir suç örgütünün lideri olan Jack Rapier olarak çıkıyor karşımıza. Kötü bir kaza sonucu Joker oluyor. Nicholson’ un bu rolde bu kadar başarı kazanması, karakterine cuk oturması ile birlikte daha önceki kötü rollerinden de izler taşıması oluyor.

Kimse Jack’den daha iyi Joker olamaz derken çizgi roman dünyasının unutulmaz kötüsü bu kez Christopher Nolan'ın Batman üçlemesinin ikinci ayağı olan Kara Şövalye ‘de yeniden doğuyor. Heath Ledger, Joker rolünde muazzam bir performans sergiliyor ve karakter bir anda muazzam bir pop ikonu haline geliyor.

Ledger, Joker ‘in kötülüğünü öyle bir geçiriyor ki seyirciye, başarısıyla En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Oscar’ı almayı başarıyor. Ne yazık ki kendisi ödülü almadan iki ay önce hayatını kaybettiğinden bunu göremiyor. Role girmek için günlerce otel odasından çıkmadan çalışan aktörün ölümünde Joker rolünün etkisi olduğu ise yakın çevresi tarafından da dile getirilen üzücü bir gerçek.


Neredeyse her filmde farklı bir geçmişe sahip olan Joker günümüze kadar gizemini korudu. Kendisi de bunu filmlerden birinde “Eğer bir geçmişim olacaksa, birden fazla olmasını tercih ederim” cümlesiyle ifade etmişti.


Ta ki ülkemizde 4 Ekim’de gösterime giren yeni Joker filmine kadar. Birçok orijin hikâyeye sahip Joker bu filmde karşımıza başarısız bir komedyen olan Arthur Fleck olarak çıktı. Çıkması ile birlikte binlerce tartışma ortalığa saçıldı.


Çizgi roman dünyasının analistlerinden tutun da psikologlar sosyologlar, fütüristler sinema eleştirmenleri birbirine girmiş durumda. Sebebi ise bana göre Ledger’dan devralmış olduğu bayrağı çok çok yükseklere taşımış olması.


Bu noktada bu muhteşem performansı izlerken doya doya yaşamanız adına çok spoiler vermeden filmin yaşattığı duyguları, izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.


Joker, kesinlikle kolay bir film değil. Sindirilmesi, üzerine düşünülmesi gereken çok şey var. Bu defa 'solo' bir Joker filmi var karşımızda. Ne karşısında Batman var ne de bir başkası.


Film 80’lerin Goatham’ ında geçiyor. Warner Bros için bu vurgu önemli. Bu sebeple de film o yıllardaki Warner Bros logosu ile başladı. Gotham aslında o yıllarda New York’un geceleri için kullanılan bir terim. Filmde izleyeceğiniz metro olayları da o tekinsiz gecelerde geçen gerçek bir olaya öykünüyor.


Filmde üzerine ısrarla gidilen bir diğer konu da Arthur’un akıl hastası olmasına sebep olan travmatik çocukluğu. Amerika’nın bugünlerde çözmekte zorlandığı bu hastalara verilmesi gereken devlet desteği, hatta verilmediğinde neler olabileceği üzerinde özellikle dolaşılmış.


Taxi Driver ve büyük çoğunlukta The King of Comedy senaristin öykündüğü filmler. Robert de Niro’nun talk show sunucusu rolünün aynı olması oyuncunun da filmde olması sebebiyle bir çalma değil alkış olarak nitelendirilebilir. Bunun yanı sıra aynı sahne Kara Şövalye Dönüyor çizgi romanında da neredeyse birebir yer alıyor.


Bir diğer çizgi roman öykünmesi ise Öldüren Şaka romanında da geçen “Herkesin delirmesi için kötü bir gün yeter” söylemi. Bu kısma fazla girmek istemiyorum çünkü çizgi roman analizi başlı başına bir sanat, tahminimce girsek de çıkamayız.


Gelelim yeni Joker’e. Gladyatör ve Her gibi filmleriyle tanıdığımız birkaç kez Oscar adayı olan başarılı oyuncu ikonik kahkahanın yeni sahibi JOAQUIN PHOENIX .Öyle ki bu solo performans Phoenix ile adeta devleşen bir Joker yaratmış. Dolayısıyla filmde benim açımdan tartışma götürmeyen en önemli unsur, Phoenix’ in muhteşem oyunculuğu. Özel hayatında da zor günler geçirmiş, kendisi gibi oyuncu olan bir zamanların gençlik idolü abisi River Phoenix’ i gözlerinin önünde kaybetmiş olan Joaquin bir oyuncu içgüdüsü ile yaşadığı acılardan rolünü beslemiş. Geçmişinin, yaşadığı olayların Arthur’u getirdiği nokta ve o noktaya gelene kadarki süreçte yaşadığı tüm psikolojik evreleri saç diplerinize kadar hissettiren bu performans kesinlikle Oscar’ı hak ediyor.


Fragmanlarda beni benden alan dans sahneleri ise filmde beni en çok perdeye kilitleyen sahnelerdi. Müzmin bir hüzne sahip yüzü ile dans edişi ünlü pandomim ustası Pierrot ya da kusursuz bir beden diline sahip Marcel Marceau gibi, duyguların tüm azalarla sözsüz aktarımı… Yine kilitleyici bir diğer sahne ise televizyon şovunda saklı. Özellikle yakın çekimlerde, görüntü yönetmeninin de başarısıyla, Phoenix’ in adeta içine kaçmış jokeri görmemek, hissetmemek mümkün değil. Usta yönetmen Todd Philips’ in hikâyenin içinde oyunculuğa zaman tanıması, gayet kararında ve yerinde olması nasıl seyirciyi kavrıyor hissediyorsunuz.


Zaten büyük ölçüde keyif veren ve en çok eleştiri alan kısım bu etkileyici performans. Çoğu eleştirmen bunu kötülüğü özendirici buluyor. Filmin +18 olması da tamamen bu yüzden. Ben buna katılmıyorum. Filmin başından itibaren Joker ‘in bu hale gelmesindeki sebepler açık ve net ifade edilmiş. Aksine toplumun ve hükümetlerin arızalı gördüğü bireylere sahip çıkmamasının sonuçları irdelenmiş. Joker ‘in anarşist yapısı toplumsal öfke birikimine maruz kalmış ayaklanmacılar tarafından idol olarak seçilmesi ise insanların öfke anında yanlış kararlar verebileceğinin altını en çarpıcı şekliyle çiziyor.+18 kararının arkasında Kara Şövalye Yükseliyor filminin ilk gösteriminde bir seyircinin rastgele ateş açması sonucu 12 kişinin ölmesi olayı da var. O sebeple ölenlerin yakınlarının da talebiyle yeni filmin gösteriminde palyaço maskesi takmak ve boyanmak yasaklanmış.


Filmde izlenen Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filminin ise iki mesajı var. Birincisi zenginlerin Şarlo’ya güldüğü filmin aslında ezilen işçi sınıfını anlatması ile adaletsiz gelir dağılımına ve kapitalizme gönderme yapması, ikincisi ise gözleri bağlı dans ettiği kısmın delilik ve dâhilik arasındaki ince çizgiyi ifade etmesi ile de Joker’e gönderme yapması.

Yine ufak bir detay eklemek gerekirse, film Batman için de bir orijin hikâyesi.


Dedikodulara göre ilerleyen günlerde bir Batman orijin filmi çekileceği,90’larda geçeceği ve filmin başrolü için de Robert Pattinson’ un konuşulduğu söyleniyor. Phoenix ise tek filmlik bir Joker olacağını söylediği için yeni film bizim için sürpriz olacak demektir.

Sonuç olarak uzun zamandır böyle etkileyici ve düşündürücü bir film izlememiştim. Zaten film Venedik’te Altın Arslan ödülünü aldı. Phoenix Oscar alır mı bilmem ama ben bütün ödülleri çoktan verdim.


İzleyin, tadını çıkarın derim. İyi seyirler.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube