FİLM İNCELEMESİ: DETACHMENT

En son güncellendiği tarih: Nis 23


“Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim.” Albert Camus


Filmin başında bu cümleyi duyduğumda sıradan bir hikayeyle karşı karşıya olmadığımı düşündüm. Ya da sıradan olanın sıra dışı anlatımıydı. İlk kareden bana“Hazır mısın?” diyordu “Derinden sarsılacaksın.”


Filmin konusuna şöyle bir bakacak olursak; Henry Barthes, öğrencileriyle birebir ilişkiler kurabilen, oldukça yetenekli bir eğitimcidir; fakat bu yeteneğini arka plana atarak, geçici öğretmenlik yapmaktadır. Okula kadrolu öğretmen gelinceye kadar yedek öğretmenlik yapan Henry, hiçbir okulda öğrencilerle ya da iş arkadaşlarıyla duygusal bağ kuracak kadar uzun süreli kalamaz. Görevlendirildiği son devlet okulunda ise öğrencilerin ve hatta öğretmenlerin de bir şekilde içlerine kapanık olduğunu, karamsar tavırlar sergilediğini fark eder. Öğrencilerle ummadığı bir bağ yakalayan Henry, okuldan kaçan bir öğrenciyi de sokaklardan ailesine geri dönmesini sağlar. Umutsuzluk açısından hayatta yalnız değildir ama bu karamsar dünyada hala sevilebilecek şeyler de vardır... Oscar ödüllü Adrien Brody'nin baş rolde olduğu film, 1990'ların efsanevi filmlerinden olan Geçmişin Gölgesinde'nin (American History X) yönetmeni Tony Kaye'in son filmi olarak dikkat çekiyor. Senarist Carl Lund ise sinemadaki ilk uzun metrajlı deneyimi olan film, eleştirmenler tarafından oyuncu Adrien Brody'nin piyanistten sonraki en başarılı oyunculuk performansı olarak gösteriliyor.


Tony Kaye, uzun bir aradan sonra bu filmle geri dönmüş. Filmin konusu Amerikan filmlerinde birçok kez tekrarlanan klasik çatılardan biri olan öğrenci-öğretmen ilişkisi üzerine kurulmuş olsa da bu filmi sadece bu konu üzerinden değerlendirmek haksızlık olur. Adı gibi derin kopmaların yaşandığı müthiş diyaloglar duyabileceğiniz sahneler filmi olağanın dışına taşıyor.


Kafka okurları yazarın üzerindeki etkilerini mutlaka hissedecektir. Birçok yerde keskin virajlar, karakter kesişmeleri ve kırılmalar hissediyorsunuz. Oyuncuların performansı diyaloglardan çok mimikler üzerinden yükseliyor. Bu da seyircinin yükünü bence pozitif yönde artırıyor.


Adrien Brody'den bahsetmeye bile gerek yok tartışmasız en iyi performanslarından birini sergilemiş. Henry karakterinde de hayranlarının bayıldığı Piyanist’teki o çok yakışan üzgün surat ifadesi elbette var. Annesi intihar etmiş bir çocuğun travmasını yetişkinliğe kadar taşıyan ve ailesinden kalan tek akrabası olan dedesine bakan Henry’nin sistemle olan mücadelesi, koca bir boşlukta yüzüyormuş gibi yaşamasına rağmen sorunlar karşısında bazen demir leblebi gibi bazense nadir bir kuşun kanadından kopmuş gibi havada süzülen sözleri aklınızı başınızdan almaya yetiyor.


Lucy Liu ise kısa rolünün altından layıkıyla kalkmış, etkili bir karakter yansıtmış. Katarsis yaşadığı bir sahne var ki, nerdeyse filmin belkemiği gibi insanın içine oturuyor. Bir diğer güçlü performans da Sami Gayle’den geliyor. Karakterinin içinde kıvrak bir yılan gibi gelgitler yaşayan bu oyunculuğa ben tam anlamıyla bayıldım. Masum bir çocuk ile bir sokak kadını arasındaki keskin geçişler sizi hırpalamadan geçmiyor maalesef.


Filmin bütününe bakacak olursak, okuldaki idealist öğretmenlerin yılgınlığından tutun da, ailelerin duyarsızlığına ve hatta gençlerin tavırlarına konuşmalarına kadar kendi toplumumuzdan birçok ortak nokta bulacaksınız. Bu çok normal elbette. Çünkü Amerikan gençliği gibi bizim de gençliğimizi toplumumuzu kapitalizm biçimlendiriyor. Filmin temelinde zaten kapitalizmin getirdiği körlük sağırlık ve hatta uyuşmuşluk var. Ellerinizi kafanızın arasına alıp ‘bizim geleceğimiz böyle mi olacak’ diye ağlamaya başlamayın hemen. Ama elbette ki kendinizi sorgulayın. Zaten birçok sahnede özeleştiri ihtiyacı hissedeceğinizi düşünüyorum.


Son olarak filmden anladığım şudur ki;

Tüm sistemlerin temeli insan karakterini kevgire çevirmeye dayalıdır. Kapitalizm ise kızgın akan bir lav nehri gibidir. Karakterinizin boşluklarını doldurarak bütün bedeninizi ruhunuzu sararak zehirler. Ne kadar az boşluk olursa o kadar az etkilenirsiniz.

Görünüşe göre bundan en az zararla çıkmak için karşınızdaki canavardan daha zeki olmak zorundasınız. Bunun yolu ise başta eğitiminizi ve gençlerinizi kaptırmamaktan geçiyor. Aksi takdirde ebeveyn çocuk ilişkisinde temellenen bu ölümcül yaralar toplumun geneline sirayet ederek aile olmak, birey olmak, toplum olmak gibi tüm insani kavramlarımızı vahşice katledecek ve canlı bir bedenin içinde, sıradan bir yaprağın yaptığı fotosenteze ya da hayatındaki tek aksiyonun üzerinden geçen suyun aşındırması olan bir nehir kenarı taşına bile imrenecek kadar cansız bir hayat süreceksiniz. İyi seyirler…


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube