© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

FİLM İNCELEMELERİ - SEVİMLİ CANAVARLAR/ KONUŞ ONUNLA


SEVİMLİ CANAVARLAR (MONSTERS INC.)



Sizlere bu kez bir animasyon filmi önermek istiyorum ve yazımın amacı tavsiye vermekten öte. Niyetim bu filmi çocuklarınıza mutlaka izletmeniz gerektiğini anlatmak.

Alternatif bir boyutta yaşayan canavarlar, enerji üretmek için kapılar aracılığıyla insanların dünyasına gelirler ve korkuttukları küçük çocukların çığlıklarından enerji elde ederler. Canavarlar da canavardır hani, boynuzlar, postlar, yılanlı saçlar, pençeler, kocaman dişler derken yetişkinleri bile dehşete düşürecek kadar korkunçturlar. Enerji sağlayan Canavarlar Şirketi’nin çalışanları arasında kıran kırana bir rekabet vardır, zirveye oynayanlarsa Sully ve Randy’dir. Randy o kadar hırslıdır ki geceleri herkesten gizli kapılardan geçip çocukları korkutur Sully’yi geçebilmek için. Bu fazla mesai gecelerinden birinde Sully’nin antrenörü ve en yakın arkadaşı Mike, Randy’nin çevirdiği işleri fark eder ve hikayemiz başlar.


Devamını anlatmadan önce filmi çocukların izlemesi için gereken nedenlerden birini not düşeyim. Bizim korkunç öcülerin de korktukları şeyler var. Ve en büyük korkuları da, her gece odalarına sızıp korkuttukları küçük, şirin çocuklar. Canavarlar dünyasında, çocuklar ölümcül tehlike demektir, eğer “iş” sırasında çocuklara ait bir nesne onlara dokunursa hemen tecrite alınıp sterilize edilirler. Çünkü insan yavrusu onlara dokunursa ölürler. Daha doğrusu öyle sanırlar, onlara öğretilen budur. Halbuki batıl inançtan öte değildir, tıpkı korkularımızın çoğu gibi.


Beklenmeyen gerçekleşir, bir insan yavrusu Sully’den korkmadığı gibi, peşinden canavarların boyutuna geçer. Favori ikilimizin beyin kısmı Mike, sonradan Sully’nin Boo ismini verdiği minik kızdan kurtulmak ister. Ancak Boo gitmek istemez, zaten kimseye görünmeden Boo’nun kapısını bulup geri göndermek de kolay değildir. Mike ve Sully öcü kostümü giydikleri Boo’yu şirkete gizlice sokmayı başarırlar ama bu işin kolay kısmıdır. İşler karıştıkça karışır, olaydan haberdar Randy kanıtları yok etmeye çalışırken battıkça batarlar. Rakip öcümüz geceleri mesaiye kalmakla yetinmemektedir, daha büyük vurgun peşindedir. Sully ve Mike hem Boo’yu yuvasına yollamak hem de Randy’nin foyasını açığa çıkarmakla uğraşmak zorunda kalırlar. Başlarına gelmeyen kalmasa da amaçlarını gerçekleştirirler. Boo’nun kapısı imha edilir ve Sully’yle Boo’nun yolları sonsuza kadar ayrılır.


Olaylar burada bitmez, gizli kapaklı işleri çeviren bizzat Canavarlar Şirketi’nin müdürüdür. İfşa olunca yaka paça götürülür ve şirket zor durumda kalır. Sully ve Mike ise başka bir maceraya atılmış olurlar çünkü kahraman olarak görülmek şöyle dursun, şirketin gidişiyle baş gösterecek enerji sıkıntısının sebebi olarak görüleceklerdir. Çocuklarınıza izletmek için bir sebep daha, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.


Bizim korkunç olmayan ama çok akıllı olan canavarımız Mike ise başka çözümlere yönelir, artık çocukların çığlıklarından değil, kahkahalarından enerji elde etmektedirler, üstelik kahkaha, korkudan çok daha verimlidir. Bu da son sebebimiz, her zaman çıkış yolu vardır, yeter ki aklınızı kullanın.


2001 yapımı bu film o kadar sevildi ki, 2013 yılında sevgili öcülerimizin gençlik maceralarını anlatan Canavarlar Üniversitesi’yle geri döndü. Mike ve Sully’nin tanışması, Randy ve Sully’nin o yıllara dayanan rekabeti, amacına ulaşabilmek için yılmadan çalışan Mike yine çocuklar için iyi örnekler oluşturuyorlar. İki filmde de Sully’yi John Goodman, Mike’ı Billy Cristal ve Randy’yi Steve Buscemi seslendiriyor. Türkçe seslendirmelerse Kerem Atabeyoğlu, Ziya Kürküt ve Ali Ekber Diribaş tarafından yapıldı. Moraliniz bozuk olduğunda biraz neşelenmek, patlamış mısır eşliğinde ailece film izlemek ya da tembel pazar günlerine eğlence katmak isterseniz tavsiyemdir. Beğenmezseniz buradayım.

Nazan DUMAN TÜRKŞEN



KONUŞ ONUNLA (TALK TO HER – HABLE CON ELLA)


İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın filmlerinin kadınlar tarafından daha çok sevilmesi tesadüf olamaz. 2002 yapımı Konuş Onunla da bu kez erkek dünyasından baktığı halde bu geleneği bozmuyor. Kadın izleyiciler tıpkı Annem Hakkında Her Şey, Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar, Dönüş gibi filmlerin kadın karakterlerinde hep kendimizden bir şeyler bulabiliyor. Evet, İçinde Yaşadığım Deri’yi izlerken saçımızı-başımı yolmuş olabiliriz ama Sezar’ın hakkı Sezar’a, iyi film olduğunu kabul ettik sinirimiz geçince.

Konuş Onunla, hemşire Benigno’nun (Türkçe’de hemşire kız kardeş anlamına gelse de bir süredir erkekler de hemşire olabiliyor) kız arkadaşı için imzalı fotoğraf almasıyla başlıyor. Dört yıldır komada olan balerin Alicia’yla ilgilenen kişi. Bu yıllar boyunca her türlü fiziksel bakımını itinayla gerçekleştirmiş ve kıza karşı günden güne daha fazla sevgi beslemeye başlamış Benigno. Örneğin diğer hemşireyle saçlarını keserken “Ama çok da kısaltmayalım, eğer uyanırsa yaza kadar uzamış olsun,” diye düşünecek kadar duyarlı.

Profesyonel boğa güreşçisi Lydia, arenaya son çıkışında aldığı yaralarla Benigno’nun çalıştığı özel kliniğe yatırılmıştır. Nişanlısı Marco, Alicia’nın odasının önünden geçerken iki adamın yolları kesişir ve bu dört özel insanın hayatlarının derinliklerine, kişisel özelliklerine, geçmiş trajedilerine, umutlarına, hayallerine inmeye başlarız. Filme adını veren cümle Benigno ve Marco’nun sohbetleri sırasında söylenir. Banigno, komadaki biriyle konuşmanın saçma olduğunu öne süren Marco’ya “Kadın beyni, esrar dolu bir evrendir, onların ne zaman neyi anladığını bilemeyiz, sen de git konuş, anlayacaktır seni, konuş onunla,” der. Bu sade sözcükler Marco’nun sevgilisine ve aşka bakışını değiştirir, içinde bulunduğu trajediye rağmen yaşamı başka bir yöne kayar. Konuş Onunla’da ilk göze çarpan konu saplantılı aşk olsa da aslında sadece aşkta değil, tüm insan ilişkilerinde iletişim problemine yoğunlaşıyor. Eğer anlamaya gönlünüz varsa bilinci açık olmayan biriyle bile anlaşmanın yolunu bulabileceğinize işaret etmeyi de ihmal etmemiş usta yönetmen.

Adeta masal ya da şiir dinler gibi seyrettiğiniz 112 dakikadan sonra kafanızda pek çok soru işareti kalıyor. Derhal filmi izleyen birini bulup görüşlerini öğrenmek istiyorsunuz. Film boyunca aynı karaktere karşı bütün duyguları sırayla hissediyorsunuz. Önce takdir ediyorsunuz, sonra seviyorsunuz, sonra nefret ediyorsunuz, sonra acıyorsunuz. Abartıdan uzak dili ve yalın görselliğiyle filmin aklınızda yer etmemesi imkansız. Haddimi aşmak anlamına gelse de söylemeden edemeyeceğim, bu filmi Almodovar’dan başkası çekseydi izlenmezdi. Buradan sonra detay vermek filmin tadını kaçırmak olacağından sürpriz sonu bozmamak adına baş rol oyuncularının isimlerini verip tanıtımı sonlandırıyor ve film bittikten sonra seyir zevkinizi biraz daha uzatabilmeniz için Alberto Iglesias’a ait Hablo Con Ella isimli soundtrack’ini dinlemeyi ihmal etmemenizi öneriyorum.

Benigno: Javier Camara

Alicia: Leonor Watling

Marco: Dario Grandinetti

Lydia: Rosairo Flores


Editör: Burçin Kahraman