© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

FİLM İNCELEMELERİ- Çizgili Pijamalı Çocuk



Toplum olarak kitap okuma alışkanlığımız zayıf olsa da film izlemeyi birçoğumuz severiz. Hatta bazılarımız bunu bir adım öne götürerek iyi bir film izleyicisi olmak adına sadece film izlemekle kalmaz dönem filmlerini, ödüllü filmleri takip etmeye çalışır. Başarılı yapımları, alanında iyi olan ülkelerin, yönetmenlerin yapımlarını izler. Ve bazen de benim yaptığım gibi türler arasında alt başlıklara dair filmleri izleyerek, ilgilendiği konu hakkında farklı bakış açıları yakalamaya bilgi edinmeye çalışır. Sonuçta bir eleştirmenle aynı bakış açısına sahip değiliz ama çok film izleyince hakkını vermek istiyoruz belki de.


Ben de bu düşünce ile geçtiğimiz aylarda Savaş filmleri başlığı altında İkinci Dünya Savaşı filmleri izlemeye başladım. Bunu sistematik bir hale getirmek adına da önceden uzun bir arşiv araştırması yaptım. İnternetin dışında izleyici arkadaşların tavsiyelerinin de önemli olduğunu öğrendim. Arkadaşlarımla birlikte uzun listeler oluşturduk. Sağ olsunlar sabırla benimle birlikte çalıştılar ve izlemeye başladık hep birlikte.Şimdi bahsedeceğim film de bu listeden, savaşın başka bir yüzünden, bir çocuğun savaşı anlamlandırdığı hatta anlam veremediği taraftan.


Çizgili Pijamalı Çocuk, John Boyne’un bir kitabından uyarlanmış. Yazarın 2006 yılında yayımladığı ve Nazi toplama kampları gerçeğini iki çocuğun gözünden anlattığı ilk çocuk romanı olan bu kitap, Miramax tarafından 2008 yılında sinemaya uyarlanarak pek çok ödül almış. Aynı roman, İrlanda’da iki edebiyat ödülünün yanı sıra çeşitli uluslararası ödüllere layık görülmüş ve birçok uluslararası ödüle de aday gösterilmiş Bu başarılara ek olarak kitap, İrlanda listelerinde 80 hafta bir numarada kalarak büyük bir rekora imza atmış ve New York Times’ın çok satanlar listesinin de zirvesine yükselmiş. Tüm dünyada 5 milyondan fazla satan Çizgili Pijamalı Çocuk, hem 2007 hem 2008 yılında İspanya’da en çok satan kitap olmuş.


Yapımcılığını David Heyman’ın (“Harry Potter” serisi); yönetmenliğini Mark Herman’ın (“Brassed Off”, “Little Voice”) üstlendiği bu uyarlama filmde, Nazi Almanya’sının işgali altındaki Polonya’daki bir kasabaya tayin olan bir Alman ailesinin öyküsü başarıyla aktarılmış.


Konusu ise şöyle; Filmin kahramanı çocuk karakter Bruno, yüksek rütbeli bir Nazi generalinin oğludur. Henüz 8 yaşındadır ve onun için hayatın anlamı, çevresini keşfetmekten ve akranları ile oyun oynamaktan ibarettir. Yine kendisi gibi 8 yaşında olan Yahudi bir çocuk ile arkadaşlık kurar. Shmuel’ in Yahudi olması önemli değildir. Çünkü o nefret ile doğmamıştır. Ablası gibi nefreti de henüz öğrenmemiştir. Arkadaşının etnik kimliği ve dini ile ilgilenmemektedir. Tel örgülerin engelinde de olsa filizlenen bu arkadaşlık onları engelleyemeyecektir.


Bahsettiğim süreçte İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan pek çok film izledim. Zaman zaman onları da paylaşacağım sizlerle. Ama savaşı çocuk gözüyle ve sade bir şekilde ele alan bu film benim için ayrı bir yere sahip oldu.


Bizim gibi sürekli film seyreden insanlar yenilikçi ve özgün bir film gördüklerinde etkileniyorlar. Filmin meselesini, ele aldığı temaları, içerdiği fikirleri çok daha fazla önemsiyorlar. Eleştirmenin yanlış bulduğu bir noktada seyirci çok etkilenebiliyor. Ya da tam tersi eleştirmen seyircinin sıkıcı bulduğu filmde bir sürü incelik bulabiliyor.

Benim açımdan ise bazen tek bir öğeyi diğerlerinden ayırıp incelemek zihin açıcı olabiliyor. Hatta bazen karakterlerin söylediklerinden ziyade söylemedikleri de önemli oluyor. Eleştirmenlerle aynı fikirde miyiz bilmem ama konusu itibariyle savaşın iç parçalayan kısmının dışında beni bu filmde etkileyen iki nokta vardı.


Birinci nokta filmin zihnimde beni götürdüğü bir çocukluk hatıram oldu. Yıllar önce “Dindo” adında bir çocuk kitabı okumuştum. Çocuk tarlada bulduğu uçaktan düşen patlamamış bir bomba ile oynuyordu. Ve hikâye bombanın kişileştirilmesi ile anlatılmıştı. Bombanın adını Dindo koymasının sebebi ise çocuğun bombaya vurdukça “din-do din–do” diye ses çıkarmasıydı. Kitabın sonunda çocuk tüm tehlikelerden habersiz, bombayı evine götürüyordu. Sonrası için kitabı okumanızı öneririm. Çocuğun gerçek dünyadan bağımsız salt oyun üzerine kurulu iç dünyasını anlatan şahane bir kitaptı. Tıpkı bu filmde olduğu gibi.


İkinci nokta ise, çocukları çocuk olarak görmek yerine açıklayıcı bir kıvamda konuşmanın onların sonsuz sorularına sabırla cevap vermenin, geçiştirmemenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlatması idi. Özellikle nesiller arasındaki uçurumun derinleştiği bu çağda ebeveynlerin kendine çok iyi dersler çıkaracağına inanıyorum.

Bir konu üzerine farklı yönetmen ve oyunculardan film izlemenin en önemli kazanımı nedir derseniz, izlediğiniz türe ve döneme çok farklı açılardan bakma imkânı bulmaktır derim. Benim için bu film, izlerken akışın dışında da birçok kavramı irdelemenizi sağlayan, sahneleriyle oyuncuları ile dönemi yansıtabilen başyapıtlar arasına girdi bile.


Merak edenler için şimdiden iyi seyirler.


Yazan: Olga Soner

Editör: Kemal Albayrak