FATİH BALKIŞ – FARS

En son güncellendiği tarih: Nis 17



İstanbul'dan Ankara'ya giden bir trenin yemek vagonunda bir tiyatro takımı… Çehov'un "Martı" oyununu sergilemek üzere yola çıkarlar. Başkişimiz, vagonda bir köşeye oturuyor ve çevresini gözlemlemeye başlıyor. Bunu yaparken de kendi anılarına dalıp çıkmaya başlıyor. Üniversite yıllarında yaşadığı acıyla son bulmuş arkadaşlıklarına uzanıyor. Siz de onunla birlikte geçmişe gidip anılarında gezinmeye başlıyorsunuz. Bir yanda da tren içindeki oyuncuları irdeliyor. Alt yazılı birçok gönderme barındırıyor kurgu. Tam anlamıyla bir iç yolculuğa çıkartıyor. Bir yandan sanatı, toplumu eleştirirken kendisinin geçmişe bakışları onun bugününe yeni anlamlar kazandırıyor.


Dokundurmaları ile kişiyi, devleti, sanatı ve toplumu ele alıyor Fatih Balkış. Bu kısa ama derinlikli öyküden oldukça yararlı çıkarımlar yaptım. Tümcelerin altını çizmek için eliniz kendiliğinden deviniyor. İç çözümlemeleriyle okuyucuyu satır aralarında sorgulatıyor da. Her alana yayılan haksızlık sanatta da mı var diye de inceliyor. Güçlü bir kalemi okumaktan keyif alacağınızı umuyorum. Gizli kalmış böylesi yazarlar gerçekten sesini daha yükseltmeli. O değilse bile okuyucu bunu yapmalı. Yerli bir yazarın böylesi güzel bir yapıt çıkarması beni gururlandırdı. Eğer siz de gerçeklerle yüzleşmeyi, gözünüz açıkken bakmayı ve görmeyi öğrenmek istiyorsanız Fatih Balkış okumanızı öneririm. Betik (kitap) içerisinden bazı alıntılar yaparak merakınızı biraz söndürmek isterim.


· Bazen, insanın hayatı hakkında kararlar alması, o yaşantıdan uzaklaşmadıkça pek olası değildir.

· Yaşamım boyunca kendi isteğim dışında kendimden uzaklaşma pahasına yolculuklara çıkarılmıştım.

· Herkesin düşünücü değil de yorumlayıcı olduğunu anladığımda çok şaşırdım. Düşünür figüre ihtiyaç duymazken, yorumlayıcı görsel bir merdivene ihtiyaç duyar.

· Her zaman ondaki iyilik duygusunu ve masumluğunu kötüye kullanıp işe yaramazlığını yüzüne vuran insanların kurbanı oldu.

· Birini gözlemleriz ve zamanı ele geçiririz. Çünkü hızın yok ettikleri değil, yavaşlığın zenginliği olan ayrıntılar ortaya çıkar.

· Köleliğin içine gizlenmiş azat olma düşüncesi de bir çeşit köleleştirici etki taşır. Her şey köleliğe hizmet ederken köle olma yoluna girmiş insan da kölelikten zevk almaya başlar. İki ayaklıdan dört ayaklıya bir geçiştir bu.

· Onlara sırtını dönmüş birini oynuyorsun çünkü asıl onların sana sırtlarını döndükleri gerçeğiyle yüzleşmek istemiyorsun.

· Ölüm olgusu yer üstünde anlamlıdır. Yaşamsa yer altında anlam kazanır. Yeraltına inenler bir anda gizemli hale gelirler.

· Hepimiz kendimizin birer taslağıyız, hepimiz insan müsveddesiyiz; hepimiz yönetmen, yazar ve eleştirmen ve oyuncu taslaklarıyız ve dolayısıyla kendimize ulaşmanın yollarını arıyoruz. Ödünç alınmış niteliklerimiz var, bizi kişilik sahibi olmaktan alıkoyan bir bilme durumu bu.

Betikle ve esen kalın.


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube