En son güncellendiği tarih: May 9


Mülakatlar her zaman can sıkıcıdır. Mutabığız değil mi? Gergin ortam, cevabı belirsiz sorular, ucu her yere çekilebilecek sözler… Sanki her görüşmenin demirbaşı “Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” ya da “Şirketimize ne katabilirsiniz?” yeterince bunaltıcı değilmiş gibi, son yıllarda şirketler çalışanlarını seçerken daha ‘orijinal’ sorular icat etmeye başladılar. ‘’Fuji Dağı’nı nasıl taşırsınız, bir Boing 777’ye kaç pinpon topu sığar, kanalizasyon kapakları neden yuvarlaktır?’’ gibi. İlk ikisini bilmiyorum ama kanalizasyon kapakları, kayarsa kendi içine düşmesin diye yuvarlak yapılır. Ayrıca yuvarlak çukur kazmak kare ya da dikdörtgen çukur kazmaktan daha kolaydır. Aklınızda bulunsun, belki ileride lazım olur.

Şimdi, kendi sektöründe önemli ve güçlü bir şirket için ilk görüşmeleri atlatıp son aşamaya geldiğinizi farz edin. Şirket sizinle öyle beş yıllık, on yıllık değil; seksen yıllık plan yapıyor. Bir odada sekiz adaysınız. Hepinizin birbirinden üstün yetenekleriniz var. İçeride silahlı bir güvenlik görevlisi, dijital bir saat, herkesin masasında bir adet kâğıt-kalem ve son olarak da ürkütücü görünüşlü sınav gözetmeni var. Görevli kuralları açıklıyor, saati seksen dakikadan geriye akacak şekilde ayarlıyor ve “Sorusu olan var mı?” dedikten sonra odadan çıkıyor. Güvenlikçi ile konuşamazsınız. Her ne sebeple olursa olsun odadan çıkamazsınız. İzleniyorsunuz, ancak dışarıdan yardım isteyemezsiniz. Kağıdınıza bilerek ya da bilmeyerek zarar veremezsiniz.

Çok istediğiniz iş, boş bir oda, tanımadığınız insanlar ve yüksek stres. Cevap vermek için yeterince vaktiniz var ama sorunun ne olduğunu dahi bilmiyorsunuz. Ne yapardınız?

Normalde olsa muhtemelen “İşiniz de sizin olsun, sınavınız da…” der çıkarsınız. Hatta “Sizin yapacağınız işi…” diye başlayan küfürler etmeniz bile ihtimaller dahilinde. Sonuçta kendinizi aşağılanmış hissedeceğiniz kesin. Ancak bu kişilerin o seçeneği yok çünkü her biri için o işe sahip olmak ölümcül önemde.

Gruptan ilk fire verildiğinde diğerleri ortak çalışmaya karar veriyorlar. Elbette birbirlerine güvendikleri yok ancak soruyu bulmadan cevabı bulup sınavı geçmeleri mümkün değil. Birbirlerine isimlerini dahi vermiyorlar. Cilt renklerine göre lakap seçiyorlar, Beyaz (White), Siyah (Black), Kahverengi (Brown), Sarışın (Blonde), Esmer (Brunette), Koyu Esmer (Dark). Hiç konuşmayan eleman ise Sağır (Deaf) oluyor. İlk başlarda masum beyin fırtınası olarak başlayan ortaklık, dakikalar ilerledikçe saldırganlaşıyor; adaylar bir iş imkânı üzerinden cinayet işleyecek aşamaya geliyorlar. “Yok artık!” dediğinizi duyar gibiyim ancak daha önce de söyledim, söz konusu sadece bir iş değil. Hepsi için ayrı sebeplerden hayat memat meselesi.

Yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını Stuart Hazeldine’in üstlendiği film 2009 yapımı. Eğer kapalı mekânda, daha doğrusu tek odada (hem de penceresiz) geçen bir film izliyorsanız, bir saat kırk dakika boyunca dikkatinizin dağılmaması için oyunculukların iyi olması gerekli. Karakterleri tanıdığımız, motivasyon kaynaklarını anladığımız takdirde filmin içine girebilir ve empati kurabiliriz. Aksiyon filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz uçan arabalar, patlayan bombalar, yıkılan binalar olmayınca, senaryoya ve oyunculara bakacağız elbette. Merak unsurunu da unutmayalım. Sadece sorunun ne olduğunu ya da kimin doğru cevabı vereceğini merak etmek, kimseyi bir buçuk saat boyunca ekran başında tutmaya yetmez. Sonuç olarak yönetmen bu işi becermiş, oyuncular da yaptıkları işin hakkını vermiş. Şöyle biraz zihin jimnastiği yapayım, çocuklar da izlesin (13 yaş ve üstü izleyebilir, daha küçüklerin anlayabileceğini zannetmem) derseniz, bir akşamınızı Sınav’a ayırabilirsiniz.

Son olarak, alfabetik sırayla oyuncu isimlerini de yazıp daha fazla spoiler vermeden uzaklaşıyorum. İyi seyirler.

Adar Back (Koyu Esmer)

Chris Carey (Güvenlik)

Chukwudi Ijuwi (Siyah)

Colin Salmon (Sınav Gözetmeni)

Gemma Chan (Çinli)

Jimi Mistry (Kahverengi)

John Lloyd Fillingham (Sağır)

Luke Mably (Beyaz)

Nathalie Cox (Sarışın)

Pollyanna McIntosh (Esmer)


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube