ENGELSİZ KALEM!




Ummadım, umut ettim yalnızca…


Umarsızca, öylesine. Denilenlere sağırdı kulağım çünkü onlarda “Ölecek” dediklerinde karşılarındakinin bir anne olduğunu umursamamışlardı. Onlara söylemesi kolaydı elbette, fakat bize duyması kahredici…


Bir yaşına dek her şey olağan ilerlerken bir anda bir tepe takla oluş öyküsünün adıdır LGS (Lennox Gastaut Sendromu) ve Otizm.


Sonrası mı? Gençliğimin ve anneliğimin bana vermiş olduğu deli cesaretinin gücü ile diğer evlâdımı önüme, eşimi yoluma alıp, Yiğit’imizi omuzlarımızda yaşatmak için büyük bir savaşım.


Büyük dağlar küçük kumlardan oluşmamış mıydı? Denilenleri kabul edip sükût mu edecektik? Ah be çocuk! Biz ki senin uğruna kendimizden vazgeçmeyi göze almışız.


Vakit mücadele vakti idi artık, boşa kaybedilecek bırak günü, dakikalar dahi değerliydi bizim için ve bitmek bilmez araştırmalar başlamıştı hayatımızda.


Bir yandan üst üste yinelenen nöbetler, diğer yandan avuçlarımızın içinden akıp gidişinin çaresizliği ve dünyadan bihaber anneyi babayı dahi tanımaz duruma gelişinin ıstırabı içerisinde bir şeyler yapmalıyız diye çırpınışlarımız…


Hiç aklımdan ve yüreğimden silinmez. Bir umut kapısını çaldığımız özel bir eğitim kurumunun duyusal terapi uzmanının seni değerlendirmeye aldıktan bir süre sonra bize dönüp de, “Bundan bir şey olmaz, boşa uğraşmayın.” deyişini.


O an yaşadığımız anlatılamaz, kelimelere sığdırılamaz!


Ne yapmalıydık? Konunun ilmini almış fakat insanlıktan nasibini alamamış birinin sözleriyle mi devam edecektik yolumuza? Tabii ki hayır. Aksine daha da kamçılamıştı onun yavrumuzu hiçe sayışı. Hani derler ya öldürmeyen acı güçlendirir diye, evet yavrumuz için söylenen tahmin edilmeyecek kadar yaksa da canımızı bir o kadar da güçlendirmişti, çünkü onun bize ihtiyacı vardı.


Bu arada çok amiyane bir söz vardır ya hani “Yazdım seni!" Evet yazmıştım ve yıllar yıllar sonra da kendisine bir mesaj yazdım fakat ilginçtir o yanıt yazmaktansa beni engellemeyi tercih etmiş. Hâlbuki gayet de usulündeydi yazışım, içimden geçenleri bertaraf edip yalnızca yaşanmışlığımdı satırlara düşen… Tıpkı şöyleydi o satırlar;


“Sayın R.... G.…, ……. tarihlerinde özel eğitim merkezinde değerlendirmeye aldığınız Yiğithan Küçük’ün annesiyim. Siz bir anneye, “Bundan bir şey olmaz, boşuna uğraşmayın.” demiştiniz. Biz ise size inanıp pes etmektense, evlâdımız için mücadele etmeyi tercih ettik. Şu an mevcuttaki durumuyla isterseniz Yiğit’i yeniden bir değerlendirmeye alın. Umuyorum ki eğitim sürecinde kendinizi eğitebilmişsinizdir, zirâ hâlen bir anneye o sözleri, nasıl o rahatlıkla söyleyebildiğinizi hâlâ aklım alabilmiş değil. Siz işin eğitimini almış bir eğitmen, ben ise sizden medet uman bir anne idim. Peki, ya size inanıp mücadeleyi bıraksaydım ne olacaktı? Bunları size yazmamın nedeni, başka annelerin de umutlarını karartmamamız içindir. Ola ki biri size inanıp evlâdı için mücadelesini esirgemesin.”


Her zaman bir adım ötesi vardı, olacaktı, olmak zorundaydı çünkü konu evlâttı.


Tabii ki bu süreçlerde, olayın farklı bir boyutunun sonucu olarak da benim adım “Engelli Annesi” olarak anıldı. Toplum beni bu sıfatla yaftaladı.


Oysaki engelleri aşması gereken bir anne idim; kimseler anlamadı. Gerçi ne anlamı vardı ki kimin ne söylediğinin ve düşündüğünün? Ben sözlerin tutsağı değildim. Olmaz denilenlerin olduğunu görme mücadelesinde bir anneydim.


Hangi anne baba uzvu için sever ki evlâdını? Biz de yalnız ve yalnız evlâdımız olduğu için sevdik armağanımızı.


Her şeyi göze almıştık onun uğruna, elbette sancılı bir süreci olacaktı yaşanılanların, tıpkı doğumunda olduğu gibi. Fakat nasıl ki o, senin çakır gözlerine bakıp tüm yaşanılanları unuttumsa, yarınlarımız da mücadelemize değdi diyeceğimiz günlerden ibaret olacaktı.


Bir yandan mücadelemiz devam ederken bir kez daha umut ettik biz usanmadan. Çünkü biliyorduk ki yaşadıklarımızı yaşayan, aynı kaderi paylaştığımız tanımadığımız, bilmediğimiz nice aileler vardı bir yerlerde. Onların yüreğindeki umut tohumlarına bir nebze de olsa can suyu olabilmek adına “Umuda Mektuplar” dedik, yüreğimiz yettiğince yaşanmışlıklarımızla.


Ve;


Bir söz verdik; soluğumuzun yettiğince FARKINDALIK adına olacaktı mücadelemiz, bir tek kendi evlâdımız adına değil, TÜM MELEKLERİMİZ adına.


Yüreğinize engel değmesin.


Yazan: Hülya Sarı


Düzeltmen: Tolga Ziyagil

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube