En son güncellendiği tarih: May 9



-Hareket ediyor. Acaba kozmik dalga akımına mı kapıldı bu canlı. Nerden gelmiş olabilir. Hesaplamaları yapıldı mı?

-Hesaplamaları şuan yapılıyor. Şuanda ilk saptanan yeni var olan evrenden geliyor. -Ciddi misin bu ilk o zaman.

Yapılan konuşmaları duyuyordum. Ancak hiç anlam veremiyordum. Ki bunlar farklı bir dilde konuşuyorlardı. Ama anlıyordum. Yavaş yavaş gözlerimi açıp, kendime geliyordum. Gördüğüm manzarayı itiraf etmeliyim ki tarif edecek kelime bulamıyorum: Sanki bir ormanın derinliğinde olan bir gölün içinde gibisiniz. Bir sessizlik var. Ama koca bir kalabalık içindesiniz gibi. Boğuluyor gibisiniz. Ama bir balık gibide nefes alabiliyorsunuz... "Burası neresi." -"Enagalb merkezindesiniz." Birden korkuyorum. Yanıma yaklaşan biri var sanki. Görüyorum. Ama görünmez gibi. Çünkü saydam bir forma sahip. Yine başım dönmeye başladı... -"Daha alışma sürecini tamamlayamamış. Birazdan düzelir, kendine gelir. Bu arada konumu tam olarak algılandı. Samanyolu galaksisinde olan dünya denilen gezegenden geliyor." Başımda hafif bir zonklamayla yeniden uyanıyorum. Hiç bu kadar kendimi yorgun hissettiğimi hatırlamıyorum. Ben buraya nasıl geldim. Burası neresi. Bunlar bir rüya mı? Diye yığınla soru kafamda dolaşıyor. Yine bir ses zihnimde beliriveriyor. Karşımda ise tam olarak çözemediğim birileri. -Enagalb'e hoş geldiniz. Fazla tedirgin olmayın geçici bir süreliğine buradasınız. Dalganın etkisi geçince eski yerinize döneceksiniz. "Siz kimsiniz" diye tam soracakken -bize tamalat deniliyor. Tıpkı size insan denildiği gibi. Diye cevap veriyorlar. Kafam allak bullak oluyor. Daha bişi soramadan hemen cevap veriyorlar. Ya da bana öyle geliyor... "Biri bana tam olarak bir şey açıklayabilir mi?" -Biraz daha sabredin. Zihniniz durgunlaşsın, bedeniniz kendine gelsin, atomlarınız yerlerini tam olarak bulsun, anlatırız. Şimdi tekrar gözleriniz kapanacak, kısa bir uyku geçireceksiniz. Ondan sonra size her şeyi, anlayabileceğiniz ölçütte, aktarırız. Kaç yıl, kaç ay, kaç gün, kaç saat geçtiğini bilemiyorum. Açıkçası zaman ve mekân algımı kaybetmiş gibiyim. Sanki yıllardır buradaymışım gibi öte yandan şimdi gelmiş gibiyim. Hani bazen bazı rüyalar görürüz ya (rüyanda aylarca falan bişiler yaptığını görürsün. Fakat uyandığın vakit yarım saat geçtiğini görürsün) işte onun gibi bir durumdayım sanki. Hiç inandırıcı gelmiyor bana burada olmak. En son neredeydim, ne yapıyordum? Diye hatırlamaya çalışıyorum. Anımsaya bildiğim kadar; okul dönüşü eve gelmiştim. Yemeğimi yiyip, odama çekilmiştim. Kısa bir ders çalışmadan sonra bilgisayar başına geçip sosyal medya'ya bakmıştım. Hatta denk geldiğim bir videoda derin bir hüzne boğulmuştum. Farkında olmadan gözlerimin de yaşardığını hatırlıyorum.

Videoda bir kadını karın bölgesine kadar toprağa gömmüşlerdi. Kadın "baba lütfen beni affet. Bir iftira atıldı üstüme. Kimseyi inandıramadım, yeter ki sen kızına inan ve affet beni." Babası "Ben sana inanmıyorum Allah affetsin seni" diyerek elindeki taşlardan bir tanesini alıp kızına fırlatıyordu. Taş kaşına denk gelip kan fışkırmaya başlıyordu. Arkasında duran kalabalıkta taş üstüne taş fırlatıyordu, öfkeyle. Ta ki kadının ruhu acıya daha fazla dayanamayarak terk ediyordu bedenini. O esnada gözüm sağ alt köşedeki saate takılıyor. "19.37“ Sadece bu var kafamda bu videodan sonra uyudum mu? Dışarı mı çıktım? Bilmiyorum. Tek bildiğim şuan burada olmam. O an ki hislerime gelince İnsanlardan iğreniyorum ve acıyorum acizliklerine ki kendimden de... Bu düşünceler kafamda dolaşırken gözlerimi aralamaya başlıyorum. İlk başlardaki gibi halsiz ve yorgun değilim. Bilakis hiç olmadığım kadar kendimi dingin ve enerjik hissediyorum. İşin tuhaf yanı sanki ben buraya aitmişim gibi hissediyorum kendimi. Yanıma yine yaklaşan birilerini görüyorum. Tam yanıma geldiklerinde birden irkiliyorum. 4 kişi var karşımda ama hepsi tıpkı benim gibi. -"Korkma bizden. İnsan ırkını daha yeni tanıma fırsatımız oldu. Açıkçası şuana kadar hiç insan görmediğimiz için senin formunda görünüyoruz. Kafanda olan düşünceleri anlayabiliyoruz. Burası Enagalb yani evrenlerin merkezi. Paralel evren değil. Başka evrenler var bu doğru ancak her evrenin işleyişi farklı ve zihinleriniz bunu anlayacak kapasitede değil şuan. Mesela sizin evreniniz Zaman ve Mekân, Etki ve tepki olarak işliyor. Evreninizde her şeyin bir başı ve sonu vardır. Gezegenler var oluyor, yok oluyor, formlarını değiştiriyor... Gibi. Başka bir evrende örneğin döngüsel olarak işliyor. Diğerinde olgusal diye devam ediyor. Yeni var olan evren olarak kastımızda aktif oldu yani. Bigbang teorinizi hatırla. Enagalb işte bu evrenlere gözcülük yapıyor. Her evrende bir kaç tamalat duruyor. Amacımız ise Yaratıcıya hizmet. Ve bizler senin evrenin tamalatlarıyız". Tamam, zihnimden geçen düşünceleri okuyabiliyorsunuz. Bunu anladım artık ama lütfen ben konuşup açıklama yapın. Çünkü iyi, düşün0emiyoruz bu şekilde. Yaratıcıya hizmet diyorsunuz. Ancak ben bir yaratıcının varlığına pek inanmıyorum. Hatta şuan bu yaşadıklarım ve gördüklerimde bana pek inandırıcı gelmiyor. Uyanınca her şeyi unutacağım ve karanlık olan dünyamda yine yaşamaya devam edeceğim. Çocuklar ölecek, hayvanlara işkence edilecek, kimileri açlıktan ölecek, kimileri işkencelerden, kimileri kurşunlardan, bombalardan, yangınlardan ölecek. Canlılar vakitleri geldiklerinde göçüp gitmeyecek. Benim türüm her yere kan karıştıracak, nefes alan her şeyi tüketecek ta ki Dünya’ yı da tüketip imha edene kadar. Madem yaratıcı var neden göz yumuyor. Neden bu kadar çok kötülük var. -Bir yaratıcının varlığına inanmıyorsun demek. Dalganın akımına kapıldığında icat ettiğiniz bilgisayarın başındaydın. Sana soruyorum şuan ki ilkel teknolojinizde sanal gerçeklik diye bir tabir var. Farz edelim ki sen bu sanal gerçeklik dünyasında bir oyun oynuyorsun. İstediğin her şeyi yapabiliyorsun. Kır, parçala, yak... Ancak bu oyunda sana verilen görevlerde var. Ve oyun kurucu sana diyor ki bu oyunda her şey serbest. Bu oyunda ki görevleri başarıp bitirirseniz size büyük bir ödül vereceğim. Başarılı bir şekilde bitiremezseniz cezasını da çekersiniz. Ve son olarak bu oyunda yaptığınız her şeyin karşılığını bulursunuz. Siz oyuna giriş yaparsanız her şeyi kabul etmiş olursunuz ve oyunda ölene kadar çıkamazsınız. Şimdi bu basit bir oyun kendiliğinden mi oluştu? Bu basit oyunda yaptığın şeylerde oyun kurucu mu suçlu. Eğer araştırırsan zihnin haykıracak bir yaratıcının olduğunu. Bilime, fiziğe, kimyaya, biyolojiye, matematiğe, felsefeye hangi türe yönelirsen yönel onlar sana illa ki bir yaratıcının var

Olduğunu kanıtlayacaktır. Ve neden yaratıcı yaşadığın evrende kötülüklere göz yumuyor soruna gelince. Sen neden göz yumuyorsun peki. Yaratıcı sana görevler vermiş. Tıpkı bize verdiği görevler gibi. Ki sizin evrenin bir sonu var ve evreniniz yok olduğunda sizin için oyun bitecek. Görevini yapanlar ödüllendirilecek, yapamayanlar ise cezalandırılacak. Ben gücüm yettiğince zaten karşı duruyorum tüm kötülüklere. Ama ben basit bir insanım işte sınırlarım var. İnsan olduğum içinde dünyada var olan kötülüklere dayanamıyorum. Her işkence görende sanki ben işkence görüyorum. Her acıdan ölenden ben ölüyorum. Bazen dayanamıyorum dünyada var olan acılarda, kötülüklerde... Ruhum daralıyor. Neden diye bağırıyorum sonra neden neden neden bu kadar kötülük ve acı. Buraya ilk geldiğinde sana anlayabileceğin ölçütte ancak bilgi verebiliriz demiştik. Öyle de anlatacağız. Acı çekmen normal. Sen seçimini iyiden yana yapmışsın: Ki iyi de göreceli bir kavramdır. Neyse konumuz bu değil. Senin dünyada "maddenin en küçük yapı taşı atomdur" denilir. Atomun dünyasına indiğinde nötron, proton, elektron karşılar seni. Sonra kuarklar, nötrino, sicim... Diye sonsuza kadar gider. Evreninize bakalım Dünyadan çıktığında güneş sistemi, samanyolu galaksisi, başak süper kümesi... Diye sonsuza kadar gidiyor aslında hayır gitmiyor. Evreniniz genişliyor bu doğru ama sonu var ve sizin teknolojiniz bunu görme seviyesine ulaşamamış. Gelelim asıl konuya. Sen uzağa baktıkça derini, derine indikçe uzağı görürsün. Başak süper kümesi ile zihin haritanı karşılaştığında herhangi bir farklılık göremezsin. Hemen hemen aynı. Evreniniz aslında zihninizdir. Yani hem bütünsünüz hem de bu bütünün parçalarısınız. Ve hep bu parçalar etkileşim halinde olur. O yüzdendir ki senin de acı çekmen. Ki evrende her şey etki tepki içindedir. Böyle saçmalık mı olur diye düşünmeye başlıyorum. Verilen bilgiler tuhaf bir şekilde mantıklı geliyor bana. Eğer bu bilgiler doğruysa evren aslında zihnimse evrenin bir köşesinden bir köşesine gitmek için milyonlarca ışık yılı harcamaya gerek yok. Ki zihnimiz zaman ve mekân etmeninde işlediği için aynı zamanda evrende bu şekilde ise bir şekilde bu aşılabilir. Tabi ya ben enagalb merkezindeyim. Eğer söyledikleri doğruysa kendi evrenimi aşıp evrenlerin merkezine ışınlanmışım. Ya da onların deyişiyle kozmik dalganın etkisine kapıldım. Hayır, bu çok mantıksız bunlar bir rüya. -Doğru kozmik dalganın etkisi geçince eski yerine döneceksin ve burada gördüğün her şey küçük bir rüya gibi gelecek sana. Zaman ve mekândan sıyrılmışsın şimdilik. Yani zihnindeki bazı sınırlandırmalar kaldırılmış. Bütün evrenlerde her zerresine kadar bir amaç içinde olur. Tek bir zerresinde dahi sorun olursa tüm evrene yayılır. Hiç fark ettin mi bilmiyoruz yıldızlar patlıyor, karadelikler oluşuyor, evreninizde boşluklar meydana geliyor (hiçlik boşlukları). Bunlar boşuna mı oluşuyor. Dünyanızda sel felaketleri, kasırgalar, depremler yaşanıyor. Yaratıcı göz mü yumuyor kötülüklere? Siz ne ederseniz onu bulursunuz. Tohum ekerseniz; meyve alırsınız, ağaç keserseniz; felaket yaşarsınız. Can alırsanız can verirsiniz. Etki-Tepki kuralı. Kafamda dolaşan yoğun düşünceler hemen yormaya başladı. Düşüncelerim allak bullak oluyor. Yığınla bilgiyi zihin süzgecinden geçirmek biraz yoruyor. "biraz acaba durabilir miyiz? Zihnimi rahatlatacak bişi var mı acaba? -bizimle gel. Geldiğimden beri şimdi yerimden kalkıyorum. Düz bir zeminden geçip bir sanki bir mağaraya giriş yapıyoruz. İçeriye giriş yapmamla birlikte donup kalıyorum öylece. Gördüğüm manzara karşısında nutkum tutuluyor. Yeşil ve mavinin iç içe olduğu etrafta mistik bir hava, kuşların farklı bir şekilde

Ötüşleri beni huzur sarhoşu yapıyor. Böyle bir güzelliği hiç bir zaman görmedim tekrar göreceğimi sanmıyorum. "Acaba burası Cennet mi?" Diye zihnimden bir soru geçtiği sırada "cennet aslında tüm evrenlerden bağımsız bir yerde hiçlik boyutunda yer alıyor. Oraya sadece ruh atomu gidebiliyor. Ruh atomu ise tüm bilgileri içinde tutabilen özel atomlardan bir tanesi. Burası ise hayal bahçesi. Cennetin binde biri güzelliğinde." Vay canına burası bu kadar güzelse acaba cennet ne kadar güzeldir. " ilk başta dediğimiz gibi zihniniz bu bilgileri alabilecek kapasitede değil. Zihniniz özel ancak kısıtlı bilgi erişimlerine sahipsiniz. Bu da ileriki form dönemlerinde kısıtlamalarınız yavaş yavaş kaldırılacaktır." Biraz burada yalnız kalabilir miyim? "Serbestsiniz. Özgür iradenize dokunamayız sadece yol gösterebiliriz. Keyfini çıkarın vakit gelince geliriz" Neyin vakti diyemeden kayboldular. Hiç bu kadar güzel hava aldığımı hatırlamıyorum. Nefes alıp hiç bırakmak istemiyorum. Ciğerlerimi bu güzel havayla doldurmak istiyorum. Gözlerimi hiç kırpmadan doyasıya izlemek istiyorum bu güzel manzarayı. Hele ki duyduğum bu bahçenin güzel mistik müziğini zihnime kazımak istiyorum. Hiç unutmamak için. Sanki her an buradan kopacağım gibi... Gözlerimi bir süreliğine kapatıyorum istemsizce. Neden diye bilmiyorum. Gözlerim kapanınca Dünya geliyor aklıma. Yaşadığım gezegeni görüyorum uzaktan. Bir film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden dünyanın oluşması. İnsanoğlunun ayak basması sonra insanlığın gelişmesi ve Savaşların çıkması mavi ve yeşile boyanan dünyanın kırmızılaştığını görüyorum. Mavi ve yeşil hep insana insanlığı hatırlatır diye düşünmeye başlıyorum nedense. Mavi su, yeşil hava. Kırmızıyı görünce öfke ve acı beliriveriyor içimde. Peki, ben niye bu kadar acı çekiyorum. Neden umursuyorum. Her insan gibi kendi hayatıma bakamıyorum. Neden ben buradayım. Sorular yine kafamda dolup taşıyor. Boğulur gibi oluyorum yine. Gözlerim açılıyor yine istemsizce. Zihnimin bana bir oyunu muydu şimdi? -Vakit doluyor artık. Kafamdaki kalabalığa o kadar dalmışım sesleri duyunca birden irkiliyorum refleksler. Neyin vakti doluyor? -Artık gitme vaktin geldi. Kozmik dalganın etkisi geçiyor yavaş yavaş. Bedenine baksana. Dehşete kapılıyorum. Sol ayağım yok göremiyorum. Elimi ayağıma götürmeye çalışıyorum sanki ordaymış gibi. Ancak elim boşlukta kalıyor. -Korkmana gerek yok yavaş yavaş bedenin atomlarına ayrılıp tekrar birleşecekler. Biraz sakinleşmen gerekiyor. Çünkü sen buraya bir amaç için geldin. Biraz evvel gezegenini gördün. Zihninde yığınla soruda oluştu ama hepsini cevaplayacak vakit yok. Ki sen cevapları kendinde bulabilirsin. Sen buraya bir amaç için geldin. Kozmik dalganın etkisine sebepsiz kapılmadın. Sorduğun sorulardan gelme amacını anladık. Sen dünyayı değiştirmek istiyorsun. Daha yaşanabilir ve huzurlu bir gezegen istiyorsun. Bunun için sana değişim atomunu vereceğiz. Bu atom herhangi bir diğer özel atomlarla etkileşime geçip daha çok güçlendirecek. Ama uyarmam gerekiyor ki hangi atomlarla seçeceğin özel atomu iyi seçmen gerekiyor. Çünkü dünyanın dengesini tamamen değiştirebilir. Gezegenine daha

Büyük felaketler getirebilir o yüzden çok dikkat etmen gerekecek." Vücudum yavaş yavaş silinmeye başlıyor. "Seninle tekrar görüşeceğiz Megın. Varoluş görevini tamamlayacağına inanıyoruz. Huzuru yeniden inşa et. Dünya çok acı çekiyor. Sevgi tohumlarını ekmeye başla. Ama ilk önce insanların kalbine ek sevgi tohumlarını." Etrafım tamamen karanlık oluyor. ... Yine bilgisayar başında uyuya kalmışım. Kafamı kaldırıyorum. Etrafıma bakıyorum. Sol taraftaki kitaplığım. Yeni başlayacağım kitabı kenara koymuştum önceden hala başlayamadığım için hayıflanıyorum. Azra Kohen'in yeni kitabı "Aeden" çıkması için ne kadar sabırsızlandığımı hatırlıyorum. Sağ taraftaki penceremden ayın parlaklığı odamı aydınlatıyor. Ne zaman gökyüzünde ay olursa ışıkları kapatır. Perdeleri aralarım. Hep beni rahatlatmıştır bu. Önümde duran bilgisayara bakıyorum. Sağ alt köşedeki saate bakıyorum. "19.37" birden duraksıyorum. Aslında hiç uyumamış mıyım? Bir rüya görmüştüm. Şimdi hepsini hatırlamaya başlıyorum kafam allak bullak oluyor yine. Gözüm videoya takılıyor. Daha bitmesine 10 saniye kalmış. Videodaki kadın kanlar içinde. Bedeninin yarısı toprağın içinde. Elleri arkadan bağlı başı sağa doğru eğilmiş. Fareyi oynata getirip basıyorum video devam ediyor. Kadının bişiler dediğini duyuyorum. Hemen altyazı beliriveriyor. "Bir gün Dünya'yı sevgi kurtaracak" Sağ elimin kapalı ve içinde bir şey olduğunu fark ediyorum. Elimdekini görünce gördüğüm her şeyin gerçek olduğunu anlıyorum. "değişim atomu" Dünyanın sevgiye ihtiyacı var. Sevgi azalmış. Ve ne yapacağımı artık biliyorum...


Yazar: Mehmet SEVGİN

Editör: Kemal ALBAYRAK //

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube