EDEBİYATTA SUBLİMİNAL MESAJLAR

En son güncellendiği tarih: May 9


Ayşegül DEMİR ALHAN //


Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz subliminal mesaj; insanın ilk başta fark edemediği, başka bir öğenin içine gizlenen ve sadece bilinçaltı tarafından algılandığı söylenen mesajlardır. Bilincimiz saniyede 10 veri alırken, bilinçaltımız saniyede 3 milyon veri alabilmektedir. Yani bilinçaltının sandığımızdan daha yüksek bir kapasitesi vardır. Buzdağının görünmeyen kısmı bilinçaltımızdır. Belki de aldığımız birçok kararda ya da davranışlarımızda bilinçaltımız bilincimizden daha etkilidir. Peki bu kadar etkili olan bilinçaltını kontrol etmeye çalışanlar olamaz mı?

İlk kez 1859’da Alman fizyolog A.W. Volkmann tarafından bulunan takistoskop cihazı ile saniyenin üçte biri kadar kısa bir zamanda görüntüler yansıtılarak, bu görüntülerin bilinçaltı tarafından algılanması amaçlanmıştır. Hatta bu cihazla Amerika’da bir filmin görüntülerinin altına “ Aç mısın? Mısır ye!” yazıları yerleştirilmiş ve satışlarda %18’lik bir artış gözlenmiştir.

Bilinçaltına mesaj göndermenin başka yolları da vardır. Mesela hepimizin bildiği "25. kare". İnsan gözü saniyede 24 kareyi algılayabilmektedir. 25. film karesine yerleştirilen görüntüler ise sadece bilinçaltı tarafından fark edilmektedir. Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerinde oynadığı Empire Ödüllü Dövüş Kulübü filminde 26 kez 25. kare uygulandığı söyleniyor. Tabii bu mesajların yüzde yüz etkili olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. Ama reklamlarda, şirket logolarında, çocuk masallarında, çizgi filmlerde, ders kitaplarında, hatta devletleri yok etmek için kullanılan komplolarda subliminal mesajların rol oynadığına inanan büyük bir kitle bulunmaktadır.

Peki ya okuduğumuz kitaplarda da bu teknik uygulanıyorsa? Okuduğunuz onca kitabı düşünün. Ya yazar, kendi fikirlerini sadece kahramanlarının ağzından söyletmek yerine, bilincimizin fark edemeyeceği benzetmelerle, kelime oyunlarıyla, buzdağımızın görünmeyen kısmını hedefliyorsa? Duygularımıza hitap ettiğini düşünerek bitirdiğimiz kitaplar, düşüncelerimizi bizim kontrolümüz dışında değiştiriyorsa...

Bu ihtimali düşünüp araştırma yapmaya başladım ve düşüncelerime tercüman olan bir tez çalışması buldum. İncelediğim çalışmada iki eser ele alınmıştı. Bunlardan biri Reşat Nuri Güntekin’in Gökyüzü kitabıydı. Kitaptaki subliminal mesajlara geçmeden önce kitabı kısaca hatırlayalım: 40 yaşına kadar doktorluk, politika, gazetecilik dahil çeşitli alanlarda başarılı olmaya çalışan ama tüm hayatını boşa geçirdiğini anlayan kahramanımız, büyük halasının torunu Sevim’i evlatlık alarak hayatını canlandırmaya çalışır. Kahramanımız ve arkadaşı Mükerrem ateistir. Mükerrem ispirtizmaya (ruhlarla iletişim kurma) merak salmıştır. Mükerrem , kahramanımız ve Sevim bir ruh çağırma seansına katılırlar. Sevim bu sırada rahatsızlanırve baygınlık geçirir. Uyandığında garip kelimeler söylemeye başlar. Doktorlar Sevim’i iyileştiremezler ve hastalığının ne olduğu anlaşılamaz. En son kahramanımızın "gökyüzü masalları" diye eleştirdiği manevi yolları denerler ve Sevim’in hastalığı tamamen geçer. Kitabın sonunda anlaşılır ki, kahramanımız Sevim’in söylediği kelimelere, hal ve hareketlerine aşırı anlam yüklemiştir.

Şimdi gelelim kısaca özetlediğim Gökyüzü kitabında var olduğu söylenen subliminal mesajlara: Sevim peygamberimiz gibi öksüz ve yetimdir. Onu da başkaları büyütmüştür. Hz. Muhammed’in döneminde ona inanmayanlar, vahiylerin başkalarından öğrendiği bilgiler olduğunu iddia ederler. Gökyüzü kitabının kahramanı Sevim’in sözlerinde de aynı durum geçerlidir. Ayrıca Hz. Muhammed’e vahiy geldiğinde gösterdiği belirtiler, Sevim’in hastalığı sırasında gösterdiği belirtilerle aynıdır. Acaba yazar bu benzerlikleri neden kurgulamıştır? Gökyüzü romanının yazıldığı dönem -1935- düşünülünce, Anadolu toplumu tarafından kabul görmeyen devrimlerin, daha kolay içselleştirilmesi için, toplumun inanç sorgulaması yapması istenmiş olamaz mı? Sevim’in hal ve hareketlerine aşırı anlam yüklendiğinin anlaşılması, dine aşırı anlam yüklenmiş olduğuna bir gönderme mi acaba?

İncelediğim çalışmadaki ikinci örnek; Necip Mahfuz’un Cebelavi Sokağı Çocukları kitabıydı. Necip Mahfuz’un kitabı tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi 114 bölümden oluşuyor. Romandaki Cebalavi ile yaratıcı kastedilmekte, “Kimseye görünmeyen Cebalavi Büyük Babamız ıssız bir çölde bana göründü ve konuştu.” sözleriyle vahiy kavramına bir gönderme yapılmakta, ayrıca kitaptaki sihir yapma formüllerinin yazıldığı defter ile Kur’an benzetilmekte, sihir yapma formüllerini bulup tüm sorunları çözeceğini söyleyen kişiyle de umut vadeden peygamberler kastedilmektedir.

Tüm bunların abartı ya da kelime altında buzağı aramak olduğunu düşünebilirsiniz. Ben de tam olarak subliminal mesaj olduklarına ikna olmadım; ama ya öyleyse? Ya sıkı sıkıya tutunduğumuz, sonuna kadar savunduğumuz düşüncelerimiz, bizim kontrolümüz dışında, bize empoze edilmişlerse? Kulağa ürkütücü geliyor değil mi? Ne diyelim, bundan sonra daha bilinçli okumalar hepimize...

Bu arada ben Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını her sene tekrar tekrar okurum. Umarım içine subliminal mesaj yerleştirmemiştir

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube