EDEBİYAT VE PATATES TURTASI DERNEĞİ

En son güncellendiği tarih: Nis 25


Alman işgali altındaki Guernsey Adası'nın olağanüstü hikâyesi ve ismi kadar sıra dışı bir dernek.


Ocak 1946: Londra İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinden çıkmakta ve yazar Juliet Ashton yeni bir kitap konusu aramaktadır. Aradığı konuyu Guernsey Adası'nın yerlisi olan ve Juliet’in ismine bir Charles Lamb kitabının içinde rastlayan, tanımadığı bir adamın mektubunda bulacağını kim tahmin edebilir… Mary Ann Shaffer ve Annie Barrows’un yazdığı kitabın arka kapağında tam olarak bu cümleler yer alıyor ve en sevdiğim türlerden biri olan mektuplarla ilerliyor.


Bahsedeceğimiz film de bu kitaptan uyarlanmış bir Netflix filmi. Filmin yönetmen koltuğunda Mike Newell oturuyor. Lily James ve Michiel Huisman’ın başrolü paylaştığı filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Matthew Goode, Jessica Brown Findlay, Tom Courtenay, Penelope Wilton, Katherine Parkinson, Glen Powell gibi isimler yer alıyor.

Orijinal adı The Guernsey Literary And Potato Peel Pie Society olan filmde savaş sırasında yaşananları konu eden bir roman yazmaya karar veren bir yazarın işgal altındaki kent sakinleri ile kurduğu bağ konu ediliyor. Özgür ruhlu bir yazar olan Juliet, yeni kitabı için hazırlık sürecindedir. Bir gün 2. Dünya Savaşı’nda Nazi işgali altındaki Guernsey adasında yaşayan bir grup insanın kurduğu Guernsey Edebiyat ve Patates Turtası Derneği'nin üyesi olan Dawsey’den bir mektup alır. Mektupta yazılanlardan oldukça etkilenen Juliet, kulübü ve üyelerini merak etmeye başlar. Kulübün ve halkın yaşadıklarının yeni kitabı için harika bir konu olabileceğini düşünen genç yazar, adaya gitmeye karar verir. Juliet ilk iş kendisine mektubu yazan çiftçi Dawsey ve kitap kulübünün diğer eksantrik üyeleri ile tanışır. Kulüp üyeleri ve kentin sakinleriyle konuştukça onlarla arasında güçlü bir bağ kuran Juliet’in hayatının gidişatı sonsuza dek değişecektir.


Filmin ismi zaten kaçınılmaz olarak edebiyat severleri mıknatıs gibi kendine çekiyor.Kendi deyimiyle evini arayan bir yazarın içsel yolculuğunun fiziksel bir yolculukla harmanlanması hatta tamamlanması diyebiliriz. Ana tema edebiyat olmasına rağmen film aslında bir dönem filmi olarak da savaşın travmatik yönlerini, savrulan hayatları, yaşanan acıları ,parçalanan ailelerden kalanların bir uzuvları eksik gibi ağır aksak yaşamalarını ,insanın vicdanı ile yaşam savaşı arasında verdiği mücadele ziyadesiyle anlatmış. İşte bahsi geçen dernek de tesadüfen kurulmasına rağmen aslında bütün bu yaşananların üzerine doğal bir örtü gibi örtülerek adeta zamandan ve mekandan bağımsız bir ortam oluşturmuş. Ve işin en güzel yanı edebiyatın birleştirici gücünün nasıl kullanılacağı ve edebiyatın nasıl yaşanması gerektiği ile ilgili şahane dersler çıkarmış.

Eskiden beri hep savunduğum bir fikir vardır; ben her zaman insanların türden, dilden, dinden ve ırktan bağımsız olarak, birer kesişme noktası olduğunu düşünürüm. Bütün çevremle temasımda da hep karşımdaki insanda bu noktayı ararım. Bence bu nokta aynı zamanda insanları birleştiren bağlayan noktadır. Bana kalırsa bu hepimizin yaptığı ama farkında olmadığı bir kavram. Ancak üzerine düşündüğünüz zaman aramaya başladığınız bir nokta.


Sokakta hiç tanımadığınız insanla iki kelime konuşup belki de bir daha karşılaşmamak üzere yaşamlarınıza dönmek gibi düşünün. O iki kelimede sanki yıllardır tanışıyormuş gibi paylaştığınız an ,sizin kesişme noktanız olur, siz bunu yüzlerce kez yaşarsınız da çoğu zaman farkına varmazsınız. Oysa insan olmanın en lezzetli anlarından biridir o an, fütursuzca harcanmaması gereken,gayet hümanist, çoğunlukla barışçıl ve olağan akışın içinde kaybolan…


İşte bu filmde beni en çok etkileyen nokta bu oldu. Çok uzak mesafedeki insanların Charles Lamb’in bir kitabının ön sözünde yazan bir not sayesinde buluşmaları,ve kurdukları dostluklar,fedakarlıklar tam da fikrimi benimseyen sahneler,satırlar.Zaten kitaplardan okunan satırlarda bir okur olarak mest oluyorsunuz.Başrol oyuncusunun o kusursuz İngiliz aksanı Shakespeare şiirleri gibi adeta. Ayrıca bir yandan da akışın içinde bir aşk hikayesi sizi beslediği için kopmanız olası değil. Oyuncular da hikayeyle örtüşen bir oyunculuk sergilemişler.


Hayal edin: Savaş ,acı, sırlar,edebiyat ve turta. Sadece ‘turta’ nın ne olduğunu anlatmadım. Onu da müsaadenizle izleyerek öğrenin istiyorum. Yanınızda bir kağıt kalem bulundurmayı da ihmal etmeyin. Keza not almanız gereken sözler, kitaplar olacaktır. Sıralama fark etmeksizin okuyun ve izleyin derim.

Keyifli okumalar ve iyi seyirler.


Yazan: Olga Soner

Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube