DYATLOV GEÇİDİ OLAYI

En son güncellendiği tarih: May 9


58 Yıldır Açıklanamayan Korkunç Gizem: Dyatlov Geçidi Olayı

Ural Politeknik Enstitüsünden 10 öğrenci, (Igor Alekseieviç Dyatlov, Zinaida Alekseevna Kolmogorova, Lyudmila Alexandrovna Dubinina, Alexander Sergeieviç Kolevatov, Rüstem Vladimiroviç Slobodin, Yuri (Georgiy) Alexeieviç Krivonişenko, Yuri Nikolaieviç Doroşenko, Nicolai Vladimiroviç Thibeaux-Brignolles , Semyon (Alexander) Alexandroviç Zolotarev, Yuri Yefimoviç Yudin) 28 Ocak 1959 günü Ural Dağları’nda iki haftalık bir gezi ve tırmanış planı yaparlar. Tüm hazırlıklar tamamlanır ve nihai hedef olarak Vizhai bölgesindeki Otorten Dağı olarak belirlenir. Belirledikleri rota, dağcılıktaki en zor kategori olarak belirlenen “Rota 3” sınıfndandır.

Yolculuğun henüz başlarında ekip üyelerinden Yefimoviç Yudin’in rahatsızlanması sebebiyle, yolcuklarına 9 kişi devam etmek zorunda kalırlar.

Gezi planları dahilinde, ekibin 12 Şubat tarihinde Vizhay’a ulaşması ve spor kulübüne telgraf çekmesi gerekmekteydi. Ekip lideri Dyatlov; hava şartlarından dolayı tarihlerde bazı sapmalar olabileceğini bildirdiği için, ekipten bir iki gün haber alınamadığında kimse endişelenmemişti.

Fakat günler sonra ekipten hala haber gelmeyince, bir şeylerin ters gittiği düşünülmeye başlandı ve gönüllüler tarafından bir arama kurtarma çalışması başlatıldı. Bu çalışmaya, kısa süre sonra polisler ve askerler de destek vermeye başladılar.

Arama çalışmaları tam bir hafta sürdü ve arama kurtarma ekipleri, dağcıların belirlemiş olduğu varış noktasından 10 km uzaktaki Kholat-Syakhl dağı yakınlarında, dağcıların kamp alanına ulaştılar. Kamp alanına vardıklarında manzara şok ediciydi. Ekibin çadırı tahrip edilmiş, çadır içeriden yırtılmış ve neredeyse paramparça olmuştu.

Çadırdan uzaklaştığı anlaşılan ayak izleri ağaçlık alana doğru gitmiş, birkaç yüz metre ileride üzerleri karla kaplanmıştı. Ağaçlık alan kontrol edildiğinde bir ağacın altında, sönmek üzere olan bir kamp ateşine ve iki cesede ulaşıldı. Cesetlerin üstünde sadece iç çamaşırları vardı. Daha sonra ekipler, 3 cesede daha ulaştılar. Cesetler, ağaçların altındaki ateşle çadırın arasındaydı ve aralarında yaklaşık 150 metre mesafe bulunmaktaydı. İlk olarak ateş yaktıkları yerden kampa doğru dönmeye çalıştıkları düşünüldü. Cesetler üzerinde yapılan ilk incelemede, dağcıların hipotermi sonucu öldüğü saptandı. Bir ceset de başından yara almıştı ama yarası ölümcül değildi. Diğer cesetlerde ise herhangi bir tahribat yoktu.

Diğer 4 cesede bir türlü ulaşamayan ekipler, hummalı bir çalışmanın ardından iki ay sonra diğer cesetlere ulaşabilmişlerdir. 9 genç dağcının ölümü koca bir sır perdesi olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır.

Olayın hemen ardından yapılan resmî açıklamada, dağcıların telefon ve kameraları almadan çadırdan dışarı kaçtıklarının anlaşıldığı söylenmiştir. Olayla ilgili olarak, bölgede yaşayan Mansi yerlileri göz altına alınmış, ancak bölgede başka insan ayak izlerine rastlanmadığı için tutuklanan Mansiler serbest bırakılmıştır.

Ölen dağcılara, hipotermi sebebiyle öldükleri teşhisi konmuşsa da cesetler üzerinde yapılan detaylı otopsilerde çok ilginç bulgulara rastlanmıştır. Dağcılardan Brinollel’in kafatasındaki Dubinina ve Zolotarev’in kaburgalarındaki kırıklardır.

Dubinina’nın gözleri, dili ve dudakları ve gözleri yoktur. Kaburgaları kırılan cesetlerin ikisinde de dışarıdan bir darbe izine rastlanmamış ve en ilginciyse olaydan sonra yapılan bir başka incelemede ölenlerin kıyafetlerinin üzerinde yoğun radyasyon izine rastlanmıştır. Radyasyon bulunmasıyla akıllara, dağcıların bir nükleer deneyin ortasında mı kaldığı sorusu gelmiştir. Nükleer patlamalarda oluşan sonik dalgalanmaların dağcıların kaburgalarında kırıklar oluşturmuş olabileceği düşünülmüştür. Başka bir iddia da ise kar adam olarak bilinen ‘’Yeti’’lerin saldırısına maruz kaldıkları düşünülmüştür. Ancak çevrede başka ayak izine rastlanılmadığı için bu iddia kısa sürede çürütülmüştür.

Komplo teorisi olarak görülse de uzaylıların varlığı ve radyasyon kalıntıları uzun süre akılları kurcalamış ve profesyonel dağcıların gecenin bir köründe -30 derecelere varan soğukta kıyafetsiz olarak neden çadırlarından dışarı çıktıkları sorusuna cevap bulunamamıştır. Mansiler tarafından “Ölüm Dağı” olarak adlandırılan bu bölgede, olayın yaşandığı gece görülen tuhaf ışıklar ve duyulan insan çığlıkları dağcıların paranormal bir durum yaşadığını akla getirmiştir.

Komplo teorileri, iddialar ve bölgenin popülaritesinin bir anda artması nedeniyle Rus hükümeti; adeta bölgeyi karantina altına almıştır. Teknolojik hiçbir aletin çalışmadığı dağda, olay yerinde dört kamera bulunmuş ve olay yerinden kaçan dağcılardan sadece Semyan Zolotarev kamerasını yanına almıştır. Hükümet yetkililerinin kameralara ve fotoğraf makinelerine el koyması, olay gecesine ait hiçbir video ve fotoğrafın paylaşılmaması komplocuların iddiasını iyiden iyiye kuvvetlendirmiştir.

Acaba dağcılar görülmemesi gereken neyi görmüşlerdi? Yaşanan paranormal bir olay mıydı? Bölgeyi üs olarak kullanan uzaylıların saldırısına mı uğramışlardı? Bunlar gibi birçok soru haliyle cevapsız kalmıştır.

Gezi başlamadan önce hastalanarak -ayak bileğini burkması sonucu- ekibe katılmayan Yuri Yudin, arkadaşlarının donarak ölmeyecek kadar cesur ve profesyonel dağcılar olduklarını her seferinde üzerine basa basa söylemiştir. Olayın yaşandığı tarihte 12 yaşında olan Yudin, daha sonra olayı incelemeye başlamış, ama bununla ilgili hiçbir tatmin edici bilgiye ulaşamamıştır. Resmi kurumlar tarafından ise sadece travmatik hipotermiye bağlı ölümler olduğu söylenmiştir. Yapılan açıklamalara ve incelemelere bakılmaksızın, hiçkimsenin anlam veremediği tek şey: Kampın neden ormanlık alanda değil de karların üstünde kurulduğudur. 2013 yılında hayata gözlerini yuman Yudin, ölmeden önce katıldığı bir belgeselde verdiği röportajda şu ifadeleri kullanmıştır: “Hayatım boyunca bir soru sorma hakkım olsaydı, o gece arkadaşlarıma ne oldu?

Uğurcan UYGUN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube