DUYGULARIMIZ BİZE MANTIK GETİRİR

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Hayat boyu mantık çerçevesinde hareket etmeye çalışıp dururuz. Bu konuda bir sürü terimler bulmuşuz. Mantık evliliği, mantıklı düşünce, mantıklı hareket,(ilk cümlemdeki) mantık çerçevesi vs. bu böyle uzayıp gider. Onunla(mantık) daha güzel, daha iyi durumda olacağımızı ümit ederiz. En önemlisi de onun bize saygınlık getireceğine inanmışızdır. Ama bu “mantık” dediğimiz şey bizi “biz” olmaktan uzaklaştırıyor olamaz mı? Ona haksızlık edemeyiz. Her zaman değil. Bazen de bizi kurtarıp kendi yolumuza çevirir. Fakat çoğu zaman, gözle görüleni, elle tutulanı kabul edip diğer her şeyi yok ettiği için, bizi isteklerimizden uzaklaştırır. Mantıklı olacağız, diye net olamayız. Mantık, duygularımızı sevmez. Onları saklayıp arkalara itmemizi söyler, durur. Sakladık, arkalara attık, diye gider mi duygularımız peki? Yoksa daha korunmasız ve baskın olarak geri mi dönerler?


Çocukluğumuza dönmek isteyip dururuz çünkü çocukta mantık yoktur. Çocuğa duygular hakimdir. Bize istemediğimiz zaman; hayır dedirten, sevdiğimiz zaman; yüksek sesle söylemekten korkutmayan, canımız yandığında; gözyaşlarımıza engel olmayan duygularımız… Bizi netleştiren, aslında saygınlığımızı artıran, duygular... Bize an’ı hediye eden, geçmiş ve gelecek kaygısıyla asla işi olmayan duygular. Mantıklı olmaya çabalıyoruz, diye; hislerimizi anlık söyleyemiyoruz, belli edemiyoruz. Bu da saygınlığın ilk değeri dürüstlükten uzaklaştırıyor. Yani asıl “biz”i kaybediyoruz.


Yaşadığımız acılardan bahsedecek olursak da mantığın acıyı azalttığını söylemek zor. Acı veren bir tecrübe yaşadığımızı düşünelim: Mantık bize “Sakın ağlama, içinde tut, rezil olma, sonra kendine çok kızacaksın.” gibi öğütler verir. Onu dinlediğimizde anlık iyi olmamız mümkün fakat yaşadığımız acı tecrübeyi içimize atmış oluruz. Bu da uzmanların yıllardır yanlış bir davranış olduğunu anlatmaya çalıştığı tepki. Sonrasında bize daha acı travmalar yaşatması bile söz konusu. Bir acı yaşayıp onu atlattıktan sonra bir mutluluk yaşıyorsak da mantık yine bizi bırakmaz ve şöyle söyler: “Bunu hakkettin çünkü yaşadığın acının bedelini ödedin, bu mutluluk senin hakkındı.” Böylelikle yaşadığımız mutluluğun şükrünü bastırmış oluruz. Yani mantık bize gereksiz bir hadsizlik bahşetmiş olur. Mesela yine, mantıklı olmak için, dargınlığımızı saklarız fakat sonra bu, içimizde; öfkeye dönüşüp davranışımıza şiddet olarak yansır. Böylelikle duygumuz, mantık yoluyla değerini kaybeder. Hâlbuki dargınlık ne kadar özeldir. Karşımızdakine verdiğimiz değerden doğar. Herkes hayatta acılar, sevinçler, kararsızlıklar, başarılar ya da başarısızlıklar yaşar. Düşündüğümüzde; bunları sadece, duygularıyla hareket eden, duygularını anın içinde yaşamaktan çekinmeyen insanlar yaşamıyor, Mantıklı olmaya çalışan, duygularını bastırıp mantık çizgisine dikkat eden insanlar da yaşıyor. Bize gelen tecrübeleri engelleyemeyen ya da öne alamayan mantık, duygularımızın sesini neden bastırsın? Ona bu hakkı neden tanıyalım? Onun kontrolünde olmak yerine, duygularımızın da mantığımızın da kontrolünü elimize alabiliriz. Anın içinde gerekiyorsa duygusal, gerekiyorsa mantıklı bir insan pek tabii olabiliriz.


Her dinde, her ahlaki ilkede duygular değerlidir. En makbul sevgi kalpten karşılıksız gelendir, en makbul tövbe gözyaşıyla olandır, en güzel davranış içten yapılandır. Bize hep tersi öğretilse de duygularımızı bastırmak mantık dışıdır aslında. Duygular bize benliğimizi hediye eder. Bizi an’da tutar. Duygular bizi mantıklı yapar. Dik duralım, derin bir nefes alalım, şükredelim ve ne hissediyorsak söyleyelim. Mantıklı olmak istemiyor muyuz sonuçta?


Yazan: Esma Akar

Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube