DOSTOYEVSKİ’Yİ SEVECEKSİN!

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Edebiyat tutkunları bilir ki edebiyata olan aşk öyle üç-beş kitap okumakla olmaz. Sadece kendi ülkenin yazarlarını ve dünya klasiklerini de okumaz yetmez. Çünkü pek çok ülkenin gizli kalmış cevherleri, az bilinen muhteşem kalemleri vardır. Bazen adını duyduğunuz yazarların kitapları dilinize bile çevrilmemiş olur, yabancı diliniz varsa iyi kötü idare edersiniz, yoksa çaresiz beklersiniz. Hatta sırf bazı şiirleri kavrayabilmek için o dili öğrenesiniz bile gelir.


Kitaplara âşık olmak, hobi olarak okumayı seçmek, marazlı bir edebiyat sever olmak zaten belanı bulmak demektir. Asla tatmin olmazsınız. Ne kadar okursanız okuyun daha fazlasını istersiniz. Maaşın yarısını kitaba yatırsanız da gözünüz raflarda olur, sahafların önünden geçerken falan yakınlarınız kolunuzu tutar, gözlerinizi kapatır. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Demek ki henüz o aşamaya gelmemiş şanslılardansınız, sizin adınıza çok mutluyum, şimdi ardınıza bakmadan kaçın.


Edebiyat yeterince ızdıraplı değilmiş gibi acınızı arttırmaya yeminli insanlar da çıkar durur. “Ölmeden okunması gereken yüz kitap” ya da “Mutlaka okunması gereken bin eser” ya da “Okumazsan adam değilsin!” listeleriyle habire kendinizi eksik hissettirip takıntınızı büyütürler. Sosyal medyada tanıştığım bir arkadaşım “Dostoyevski okumadıysan bugüne kadar, kendini okumuş sayma!” dediğinden beri bu tür listelere bakmıyorum, o tür insanlara da yaklaşmıyorum. Son derece elit bir insan olduğumdan bu şekilde ötekileştirildiğim gün, genç arkadaşlarım gibi “Ay g*tüm,” ya da “B*tch please,” demek yerine kibarca “Höst!” deyip konuyu kapattım. Tekrar açmamak için de gayret ediyorum ama insanlar Dostoyevski sevmediğim için üstüme gelmekte ısrarcı.

Sadece merhum Fyodor’la değil, tüm Rus Edebiyatı’yla başım belada. Başladığım kitapların yarısını yarım bıraktım. Boğuyor beni, içim o kadar sıkılıyor ki olay akışını kaçırıyorum, her sayfa ayrı eziyet oluyor. Bitirmeyi başardığım kitaplar oldu elbette. Anna Karenina, Zamanımızın Kahramanı, Babalar ve Oğullar, Ana, Ölü Canlar, Beyaz Geceler gibi klasikleri okudum ama Anton Çehov’un öyküleri dışında hiçbirinden keyif alamadım. Bilimkurguyu çok sevdiğim için yakın zamanda Pazartesi Cumartesiden Başlar ve Metro 2033’ü deneyeyim dedim, onlar da aynı azabı yaşatınca vazgeçtim Rusları anlamaya çalışmaktan. “Edebiyatın amacı senin keyif alman değil,” derseniz, tek cevabım “Kusura bakmayın,” olacak. Çünkü okurken eziyet çektiğim kitaplardan kendime katacak bir şey bulamıyorum.


Yanlış anlamayın, derdim Dostoyevski’yle değil, illa seveceksin diyenlerle. Büyük bir yazar olduğunu kabul ediyorum. Romanlarının okuduğum kadarında gördüğüm analizler çok yerinde ve başarılı. Ama Dostoyevski’yi Victor Hugo’dan, Emile Zola’dan, Jules Verne’den; Rus Edebiyatını Fransız Edebiyatı’ndan, İngiliz Edebiyatı’ndan, Türk Edebiyatı’ndan daha üstün kılan ne? Suç ve Ceza’yı, Savaş ve Barış’ı okuyunca “Aman ne muhteşem!”, Notre Dame’ın Kamburu’nu, Monte Cristo Kontu’nu, Kibarlık Budalası’nı okuyunca “Yetmez!”


Okuduğu kitaptan herkesin beklentisi farklıdır. Ben tutarlı bir olay akışına ek olarak yerinde olay analizleri ve kişilik çözümlemeleri de görmek istiyorum. Aynı zamanda da farklı bir yön. Edebiyatta temalar sınırlı, günümüzde daha önce yazılmamış bir hikayeyle ortaya çıkmanız mümkün değil. Ama farklı bir bakış açısı ya da yenilik getirmek mümkün. Eğer bunlar yoksa o zaman anlatım öne çıkıyor gözümde. Beni gerim gerim geren, kasvete sürükleyen, “Şimdi ruhumu teslim edeceğim,” dedirten kitapları okumuyorum. Avamlıksa avamlık, umrumda değil, kimseye hava atacak halim yok.


Çok sinir olduğum başka bir güruh da fantastik edebiyatı ya da bilim kurguyu küçümseyenler. Evet, zamanında pek çok facia seviyesinde örneğe maruz kaldık ama iyi bilim kurgu iyi edebiyattır, aynı şekilde fantezi de. Bu yazarlara laf etmeyin arkadaşım, taş olursunuz valla. Size birkaç örnek vereyim, elinizi vicdanınıza koyup karar verin. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’yle yeni bir dünya yaratmakla kalmadı, yeni tanrılar, yeni ırklar, yeni diller oluşturdu, hem de lehçeleriyle beraber. Ursula K. Le Guin belki dil yaratma kısmında geride kaldı ama ejderhalara bilgelik yükledi, büyücüleri okula gönderdi, yeni yıldızlar ve gezegenler uydurdu. Alfred Bester siberpunk akımını attı ortaya. Fred Saberhagen yaralamak yerine iyileştiren kılıçları sundu. Salvatore bizi elflerin karanlık kuzenleriyle tanıştırdı. Jules Verne Neil Armstrong’tan önce ay yolcuğuna çıkardı.


Peki sizin çok sevdiğiniz Dostoyevski ne yaptı? Size daha önceden hayal edemediğiniz neleri düşletti? Eğer düşlerden hoşlanmıyorsanız keyfiniz bilir, dünya klasiklerini okumaya devam edin. Ama bize karışmayın. Biz zaman makinesine atlamaktan ya da ejderhalarla savaşmaktan korkmuyoruz ve aklımızın sınırlarını zorlayıp beyin kıvrımlarımızı gıdıklayacak romanlar görmek istiyoruz. Birbirimizi daha fazla kırmadan kendi yollarımıza gidelim. Sen Yeraltından Notlar’ı okuyup sosyal medyada içinden aforizmalar paylaş, ben de Ejderhayla Kapışan Bilgisayar’ı bir daha okuyup biraz güleyim. Haydi selametle.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube