DOLMA KALEMİM

En son güncellendiği tarih: Nis 23



Sabah yeli eserken ruhumun derinliklerinde, yüzümü okşayan hafif bir meltem beni kendime getirdi. Masamda akşamdan kalan birkaç kurabiye, bir fincan kahve, iki boş dosya kağıdı ve üzerine bırakılmış baba mirası dolma kalemim.


Siyah gövdesi, altın yaldızlı işlemeleriyle bana biraz hüzünlü bakıyor gibi geldi. Sonra adının yazılı olan yerinin bana göz kırptığını hissettim. Sanırım babamı özlemişim. Koca çınarı hatırlattı bana dolma kalemim. Oysa onu hiç unutmamıştım ki.


Elime kalemi alıp şöyle bir çevirdim. Neler yazılmadı ki o kalemle? Hangi acılara, hangi özlemlere, hangi sevinçlere dokundu kağıda dokunurken kalbe dokunur gibi. Harflerden kelimelere, kelimelerden cümlelere dökülürken bir ömür nelere şahitlik etti baba mirası dolma kalemim. Yanındaki kahve fincanım kırk yıllık hatırı olur dostlardan sanki. Bol köpüğünde sakladım içimdeki heyecanı. İçtikçe muhabbetin doruğuna eriştim. Yıllarca dolma kalemime eşlik etti kırk yıllık hatırı olan dost meclislerinin daimi elemanı kahve fincanım. Kimi zaman köpüğüne karıştırdığım sevdam oldu kimi zaman hayallerim. Kimi zamansa hiç bitmeyen umudum. Kahvemi bitirince bitmedi hiçbiri. Bir sonraki fincana sakladılar kendilerini.


Yan taraftaki komidinin üzerinde ise her zamanki güzelliğiyle bana gülümseyen hayal kutum gözüme çarpıyor birden. Evet yanlış duymadınız hayallerimi biriktirdiğim bir kutum var benim. Küçük kare kağıtlara hayallerimi yazıp katlıyorum. Sonra kutumun içine bırakıyorum. İşimiz bu kadarla bitmiyor tabii. Hayallerin gerçek olması için çalışıyorum.Gerçekleşen her hayal, kutumdan bir kağıdın eksilmesine sebep oluyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Hayaller hep güzel olduğuna göre gerçekleşen şeyler de güzel olmuş oluyor. Her gerçekleşen hayalin üstüne bol köpüklü kahvemi içiyorum gönül rahatlığıyla. Hayallerimi ne ile mi yazıyorum? Tabii ki şu meşhur baba mirası dolma kalemimle. İşin sırrı burada gizlidir belki.


Sonra odamı havalandırmak için pencereyi açtığımda içeri dolan rüzgar masamdaki kağıtları dağıtıyor hafiften. Dolma kalemim yuvarlanıp masanın ucuna geliyor. Tam düşmesine ramak kala kurtarıyorum onu. Can dostumu kurtarır gibi. İçeri dolan havayı içime çekip ciğerlerime bayram ettiriyorum. Odama rüzgar değil huzur doluyor sanki.

Günler böyle birbirini kovalarken saçıma düşen aklara aldırmadan yazıyorum. En koyu gecenin en koyu yalnızlığında dahi kalemim hiç terk etmiyor beni. Sallanan sandalyemde huzuru soluklarken bir yandan da kırk yıllık dostumu yudumluyorum. Ve geceye bir not bırakıyorum yine o meşhur baba mirası kalemimle: Hayallerinden vazgeçme, umudunu kaybetme...


Yazan: Hasibe Ferah Kocatürk

Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube