En son güncellendiği tarih: May 9



Üzerinde çok yazılıp çizilmiş bir film Dogville. Aslına bakarsanız bu iş profesyonellerin işi ama ben haddimi aşıp fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Herkes sinema piri olacak değil ya kendi aramızda konuşmuş oluruz. Baştan anlaşalım, bu yazı fena halde spoiler içerir, sonra demedi demeyin.

Filmin metaforik, alegorik anlamlarına ya da alt metinlerine girmeyeceğim. Doğrudan ne gördüysem onu yazacağım, derinlikli analiz yapamam, beni aşar. Temel bilgilerle başlayalım: Film 2003 yapımı, senaristi ve yönetmeni ise tartışmalı filmleri ile tanınan Lars Von Trier. Yönetmeni daha önceden Dalgaları Aşmak ve Karanlıkta Dans’tan tanıyordum. Özellikle Karanlıkta Dans’ı çok sevmiştim, ki o da tartışmalı bir filmdir, seveni olduğu kadar sevmeyeni de vardır. Dogville’in adını duyduğumda ilgimi çekmişti. Oyuncu kadrosu da güzeldi, kadroda Nicole Kidman, Chloe Sevigny, John Hurt, Paul Bettany gibi isimler vardı, o yüzden kaçırmak istemedim.

Film başladığında, ilk olarak ne izlediğimi anlayamadım. Filmde dekor yok. Dogville kasabası zemine tebeşirle çizilmiş gibi duran bir krokiden ibaret. Görüntüye alışınca, filme dikkat etmeye başlıyorsunuz ki bu zaten ilk on on beş dakika demek. İlginizi uyandırdıysa kalan iki saat kırk beş dakikayı soluksuz izlersiniz zaten. Tecrübelerimden söylüyorum, filmi kime tavsiye ettiysem başladıktan yarım saat sonra arayıp “Ne biçim film bu böyle!” diye sitem etti ama hepsi sonuna kadar izledi. Filmi bitirdikten sonra kendilerine gelir gelmez arayıp “Bu insanı ruh hastası eden filmleri çok arıyor musun?” diye fırça atmayı ihmal etmediler ama biliyorum ki gizliden gizliye sevdiler, ortamlarda tavsiye bile ettiler.

Dogville, buradan çok da uzak olmayan sessiz bir kasaba. Bu sessiz sakin kasabanın dinamikleri, Grace (Nicole Kidman)’in sığınması ile değişir. Grace saklanmaya muhtaç, çaresiz bir kadın değildir aslında. Mafya bağlantılı ailesinin yolunu reddettiği için kaçmıştır. Tabii, kaçabileceği en berbat yerin Dogville kasabası olduğunun bilincinde değildir henüz.

İlk başta kasabalılar Grace’e kucak açmak ister ancak ona göre iş bulunmaz ve kasaba çok küçük olduğu için yeni birinin yükünü kaldıracak hali yoktur. Toplam halk 20 kişi bile değildir ve çocuk sahibi olacak kadar genç sadece bir çift vardır. Yine de çare üretilir, Grace saklanmanın bedeli olarak gün içinde kimin ihtiyacı varsa ona yardıma koşar. Çalışmasının karşılığında ufak tefek ödemeler alır. Kazancını ise bir biblo koleksiyonu oluşturmak için kullanır.

Güzel bir düzen kurulmuştur ancak insanın kötü doğası kısa sürede kendini belli eder. Kasabalılar Grace’in iyi niyetini suiistimal etmeye başlar. İlk başlarda çalışma saatleri arttırılır, sonra açık şekilde köleleştirilir. Âşık olduğu Bill (Jeremy Davies) bile ihanet eder. Boynuna tasma takmaya kadar varan istismarlar, genç kadının sistematik şekilde cinsel tacizlere uğraması ile devam eder. En ağır işkence ise Grace’i anlayabilecek belki de tek kişi, kasabanın tek genç kadını ve annesi olan Liz (Chloe Sevigny) tarafından yapılır. Grace’i kocasını ayartmakla suçlar. Grace’e baskın yapar. Yardakçıları genç kadını tutarken, Grace’in canından çok kıymet verdiği biblolarını alır ve ikisini kıracağını, eğer ağlamadan dayanabilirse diğerlerini kırmayacağını söyler.

Tahmin edersiniz, Grace ağlar ve Liz diğer bibloları da parçalar. Bu nokta, en zayıf ve masum görünenlerin bile ne kadar tehlikeli olabileceğinin ispatıdır. Bu aşamadan sonra Grace, eziyetlere sessizce katlanan zavallı olmayı bırakır. Babasının adamları kasabayı basar ve ortalığı yakıp yıkar. Tüm halkı öldürmeden önce Grace’in bir isteği olur. Adamları Liz’e gönderir ve şunu söylemelerini ister: İki çocuğunu vuracağız, eğer ağlamadan durmayı başarırsan diğerlerini vurmayız.

Pek çok korku/gerilim filmi seyrettim, çoğu kişinin katlanamadığı rahatsızlık düzeyinde kitaplar okudum ama Dogville kadar zalimine az rastladım. Yönetmen ne demek istemiş, şu nesne neyi ifade ediyormuş, o cümlenin gerçek anlamı neymiş boş verin. “İntikam soğuk yenen bir yemektir.” sözünün hakkının bu kadar iyi verilmiş olması inanılmaz. Bir de itiraf etmeliyim ki Grace’e yapılanlardan sonra bu kadar acımasız bir son yaşadıkları için kasaba halkına hiç üzülmedim, Liz’e bile. Tecavüze uğrayan hemcinsine destek olmak yerine, bir tekme de o attığı için en çok o hak etti acı sonu. Sığ bir insan olduğumu kabul ediyorum ama Grace’in soğutarak servis ettiği yemek, benim de içimi soğuttu açıkçası.

Dogville’i tavsiye eder miyim? Kesinlikle! Ancak izlemek için duygusal anlamda güçlü olduğunuz bir anı seçmenizi öneririm. Hamile ve emzikli hanımlar ise lohusalık dönemi bitene kadar uzak dursun. “Tokat gibi film!” diyenler çok haklı çünkü.


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube