DİLEK PINAR RÖPORTAJI

En son güncellendiği tarih: May 9


Bingöllü bir ailenin kızı olarak İstanbul'da doğan Dilek Pınar, 12 yaşında şarkıcılığı icra etmeye başladı. Türk Sanat Müziği, Kürdilihicazkâr makamından olan sanatçı, Bursa Belediye Konservatuvarında Orhan Doğanay'dan ve Mustafa Erses'ten şan ve repertuvar dersleri aldı. İlk sahnesini Karadeniz'de alan Dilek Pınar, daha sonra Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde sahne almaya devam etti.Bir dönem Serdar Ortaç, Zeynep Talu, Ahmet Selçuk İlkan gibi isimlerle çalışmış olan sanatçı, müzik sektöründe olması gerektiği yere gelmek için yoğun bir çalışma dönemine girmiş bulunmaktadır.


Postmodern akımın kendisini tanımladığını düşünen, Marquez ve Aytmatov hayranı olan Dilek Pınar, edebiyata ve kitaplara olan düşkünlüğüyle de günümüz gençlerine örnek bir sanatçıdır.


İlk albümünü 2000 yılında çıkaran Dilek Pınar, asıl çıkışını 2004 yılında ikinci albümü "Nazar Değmesin" ile yapmıştır. 2003 yılında “Sen Kazandın” adlı single yapmıştır. 2008 yılında üçüncü albümü olan “Randevu”yu çıkarmıştır.

ALBÜMLERİ

Uğurlar Olsun (2000), Nazar Değmesin (2004), Randevu (2008)

Single / Sen Kazandın (2003)

ŞARKILARI

Aşığım sana, Durum vahim, Fazla geldim, Hayra Alamet, İyi bilirsin, Kitap, Nazar Değmesin, Pisi Pisi, Son Şansın, Şaka gibi, Yeni bir sevgili.


1-Dilek Pınar kimdir? Sizi kendi cümlelerinizle tanıyalım.

İstanbul Eyüpsultan' da doğdum, altı kardeşin en küçüğüyüm, Bingöllüyüm. Çok küçük yaşta, 12 yaşımda, bazı ailevi nedenlerden dolayı hiç aklımda olmayan bir mesleği, şarkıcılığı icra etmeye başladım. Bursa Belediye Konservatuvarında Orhan Doğanay'dan ders aldım ve ayrıca Mustafa Erses'ten şan ve repertuvar dersleri aldım. Türk Sanat Müziği sanatçısı olup Kürdilihicazkâr makamındanım.


2-Neden şarkı söylemeyi seçtiniz? Çocukluk hayaliniz miydi?


Çocukluk hayalim şarkıcılık değildi her ne kadar bunun için çocuk yaşımda çok uğraşmış olsam da. Çocukken izlediğim filmler sebebiyle ajan olmayı isterdim, tek hayalim buydu sanırım :) Şarkıcılık ideallerimde yoktu ama yeteneğim çok küçük yaşlardan kendini gösteriyordu. 12 yaşımdayken katıldığım bir organizasyonda, arkadaşımın ısrarla uzattığı mikrofona Firuze'yi okumamla birlikte orada bulunan -adını yanlış hatırlamıyorsam- Nilgün Ersoy, Engin Arınmış'la beni tanıştırdı. O ana kadar şarkıcı olma çabasında değildim. Her şey beklenmedik bir şekilde gelişti ve bu önüme uzanan yol o zamanlar bana mucize gibi göründü; ailecek zor bir dönemden geçiyorduk ve bazı fedakarlıklar gerekiyordu, okulumu bırakmak zorunda kaldım ve resmen sektöre girmiş oldum. Engin Arınmış'ın en küçük solistiydim. İlk sahnemi Karadeniz'de aldım. Ve bu şekilde gelişti daha doğrusu bu şekilde sürüklendim.

3-Bir aşiret mensubu olarak sahne size uzak bir kavram değil mi?

Tabii ki ailemiz için sahne biraz uzak bir kavramdı, sahneye çıkan ilk kişi bendim ailemizde. Ama 2000'li yıllarda bizim mensup olduğumuz aşiret etkisini epey kaybetmiş bir aşiretti. Aşiretimiz, İstanbul'da yaşamaya başlamamız, buraya uyum sağlamamız sebebiyle - ki yalnızca bizim ailemiz değil aşiretimize mensup diğer fert ve aileler de Batı'ya yönelme halindeydi - filmlerde gördüğünüz kana susamış aşiretler karakterinde değildi. Ayrıca annem ve babam saygın kişilerdi aşiretimizce, yani onların onayı ve desteği olması halinde aşiretten tepki almam veya linç edilmem mümkün değildi tabii ki. Bilhassa annemin gücü bana çok büyük cesaret verdi ve onun büyük desteğiyle sektöre atıldım ve ilerledim.


4-Aileniz sahne çalışmalarınızı destekledi mi?

Ailemin tamamının desteği yoktu, açıkcası gerek de yoktu. Babamı ben 13-14 yaşlarımdayken kaybettik, dolayısıyla annem ailemiz için her şeydi. Onun onayı bana güç, etraftaki kötü düşüncelerin de diline biberdi. Annemin desteği ile bu konuda sıkıntı yaşamadım.


5-İstabul’da doğmuşsunuz, müzik piyasasının kalbi de İstanbul ama çalışmaya Ankara’da başlamışsınız neden?

Bu haber doğru değil, internette benim biyografim olarak sunulan biyografi yanlıştır :) İlk sahnem Karadeniz'deydi ama Türkiye'nin pek çok şehrinde sahne aldım, elbette İstanbul'da da çok sahne aldım. Tabii bu işler menajerim Engin Arınmış'ın belirlediği şeylerdi, özel bir sebebi yok. Sahnede işler böyledir ilk şehir son şehir sanatçının şahsı adına bir önem taşımaz.


6- Serdar Ortaç, Şehrazat, Zeynep Talu, Ahmet Selçuk İlkan gibi piyasanın sağlam isimleri ile çalışırken ne oldu da bu devam etmedi?

E, hep aynı insanlarla çalışacak değilim 😄 O dönem bu insanlarla çalışmam gerekti ve ben daha sonra da çok büyük isimlerle çalıştım. Diğer albümlerimde: Altan Çetin, Kerem Ökten, Ersay Üner, Gökhan Özen, Gökhan Tepe, Mustafa Ceceli vs. isimlerle çalıştım. Moda editörlerim, Nur Yerlitaş, Canan Yaka gibi çok büyük isimler oldu. Klip yönetmenlerim, Alper Babayağmur, Mustafa Mayadağ, Mustafa Uslu, Tamer Aydoğdu, Hakan Yonat gibi isimler oldu. Ben daha sonrasında da çok büyük isimlerle çalıştım anlayacağınız. Açıkcası hep iyi isimlerle çalıştım. Şu "iyi isim" "büyük isim" tamlamaları da bana hep tuhaf gelir. Büyük yetenek, çaba ve tecrübe sonucu büyük isim oldular, onları sadece isim diye adlandırmamak lazım. Aynı şekilde çok büyük yetenek barındırdıkları halde isim yapmamış kişiler de yabana atılmamalı. Sağlam isimle çalışmak ile sağlam olamayan bir isimle çalışmak arasındaki fark her zaman sandığınız kadar büyük olmuyor. İsim hesabı yanıltır :)


7- Neden sahne çalışmalarını bar/ gece kulübü olarak değil de halk konserleri olarak devam etme kararı aldınız?

Öyle bir karar almadım, ben sahne insanıyım. Her ikisinde de bulundum ve bulunmaya devam edeceğim.


8- Albüm çıkarmanın zorlukları neler?

Albüm çıkarma bir süreçtir, doğru menajer, doğru şarkı, doğru ses, doğru şirket, doğru reklam vs. tüm bu doğrular birleşerek bir ürün ortaya çıkarır. Biri bile aslında yanlışsa tüm doğrular ve emek çöp olur. Pek çok kez tecrübe ettiğim bir şeydir bu. Zorluğu doğruları birleştirebilmektir.


9- Albüm için şarkıları nasıl seçiyorsunuz?

Teknik olarak bahsetmeye başlarsam, söz yazarlarıyla görüşüyoruz :) Şarkılar önümüze geldiğinde tabii ki ses sanatçısı olduğumuz için şarkıların notalarına, vuruşlarına dikkat ediyoruz bu noktada halkın dinlemesinden farklı dinliyoruz şarkıyı. Bir ses sınıfımız var, ben Kürdilihicazkâr makamındanım örneğin ve şarkının okunuşunu kendi sesim ve makamıma göre inceliyorum. Nasıl yorumlanmalı, sese uygun mu, bu kısımda biraz matematik yapıyoruz, belki birkaç düzenleme. Elbette tarza odaklanıyoruz ve melodinin kulağa hoş gelmesini önemsiyoruz. Halka hizmet ediyoruz, halkın beğenisini göz önünde bulunduruyoruz. Amacımız o şarkıyı üstümüze kusursuzca giydirebilmek oluyor. Öyle ki o şarkı size dönüşmeli; siz o şarkıya dönüşmelisiniz. Şarkıda duygunun önemi tam da burada başlıyor. Şarkı, yalnızca üzerinize oturan değil, sizin vücudunuza, ten renginize, ölçülerinize, boyunuza göre, size has size özel dikilmiş bir kıyafete dönüşmeli. Bu bir şarkının belirlenmesidir. Şarkı bir ürün, albüm başlı başına bir başka ürün. Albüm hazırlanırken ideal şudur: Her insanın her bir duygusuna tercüman, her bir ihtiyacına karşılık en az bir şarkı bulabilmesi. Dolayısıyla bütünlük ve o bütünlüğü nasıl renklendireceğiniz çok önemli. Albüm bütünüyle hareketli parçalardan oluşmamalı keza tümüyle slow şarkılardan da. Albümde aşkın hüznü de olmalı mutluluğu da. Umut da olmalı umursamazlık da. Her bir şarkı farklı yerlere götürmeli. Bu bir ideal olduğundan tabii ki tam olarak bunu karşılayan ürün hiçbir zaman ortaya konamayacaktır, ancak çok yaklaşılabilecektir. İdeal albüme olabildiğince yaklaşmak için bu şekilde belirlenir şarkılar.


10- Hangi şarkıya klip çekeceğinize nasıl karar veriyorsunuz?


İnandığınız şarkıyı seçersiniz, halkın nabzı da çok önemlidir bu konuda, sonuçta halka hizmet ediyoruz ve karşılığını halktan alıyoruz. Klibin zamanı da çok önemli, o zamanın ihtiyacına göre belirliyoruz. Nasıl ki toplumca zor,sıkıntılı zamanlardan geçtiğimizde komedyenler iş başına geçer ve biraz güldürebilmek için uğraşırlar, komedi filmleri girer vizyona; klip çekilecek şarkıyı da klibi de, zaman, bu açıdan ciddi anlamda etkiliyor. Yaz/kış şarkısı diye bir ayrım bile var. Şarkı da zaten bu etkenlere göre bizim jargonumuzda "patlıyor".

11-Beste yapmayı ya da şarkı sözü yazmayı, denediniz mi? Düşünür müsünüz?


Bir kere denedim çok komik şeyler çıktı ortaya :) Herkes kendi işini yapmalı ben yorumcuyum, bu ikisi ayrı yeteneklerdir. Bir insanda aynı anda bulunmak zorunda değildir. Örneğin Gülben Ergen'in iyi bir söz yazarı olmasını hiç arzu etmezdim. Çünkü ortaya koyduğu eserleri yalnızca ve yalnızca kendine saklar, sadece kendi seslendirir ve o sesiyle de tüm güzelim şarkıları heba ederdi. Sezen Aksu bestelerini onun ortaya koyduğunu hayal ettikçe fena oluyorum :) Sağlam bir gerilim hikayesi.

12-Şiirle, edebiyatla aranız nasıl?


Şarkı zaten şiirdir. Ben sanatçıyım, elbette sanatın diğer kollarına da ilgiliyim hepsinde yetenekli olmasam da. Sanat düşüncede başlayıp düşüncede biten bir şeydir, sanat düşüncesi sizi sanatçı yapar. Sesinizin güzel olması veya güzel resim yapan, iyi yazan insanlar olmanız sizi "yetenekli sanatçı" yapar. Bu yeteneklere sahip olmayanlar da sanatçı olur. Dolayısıyla şiir ve edebiyata karşı epey ilgiliyimdir. Üretim açısından nesir insanıyım malesef nazım benlik değil. Hikmet, Uyar, Süreya yazdılar, ben duyguyla okurum sadece :)

13-Kitap okur musunuz? Neler okursunuz?

Kitap okumayı çok seviyorum, düşüncelerinizi besliyorlar, yaratıcılığınızı güçlendiriyorlar. Sanatçı yönünüze çok şey katıyorlar. Bir kitabın öğreticiliği benim için çok önemli. Öyle ki bir kitabın ilk sayfasına dokunduğumda olduğum insan, son sayfasına dokunduğumda olduğum insandan mutlaka farklı olmalıdır. Kitabın kapağını kapattığımda yeni bir bakış açısı daha kazanmalıyım. Tarz konusuna gelirsek, Çehov tarzını çok seviyorum. Olay örgüsünde sıkılıyorum, insanların verdiği kararların sonucunu değil sebebini önemsiyorum, düşüncelerinin yolculuğunu merak ediyorum. Bu anlamda okumayı sevdiğim kitaplar büyük kesim için sıkıcı kitaplar :) Sanatsal olmalı ama yalnızca güzel sözler düşünmeye sevk etmiyor. Realist bir yönü olmalı ama sürreal üsluba da bayılıyorum. Hayat gibi olmalı kısaca gerçek ve hayal iç içe olmalı, bizden olmalı. Postmodernizm akımı beni tanımlayan akım diyebilirim kısaca. Aytmatov kitaplığımın şahsım için en özel yazarıdır. Márquez'in tarzını çok seviyorum bilhassa. Şiir kitaplarını da severim, hele ki Turgut Uyar'ın Büyük Saat'i. Tabii bunlar benim ruhumu besleyenler, bu soruya cevap verirken mahremimi palyaşıyor gibi hissettim, pek bahsettiğim şeyler değildir :) Hazır lafı gelmişken de her benzer konu açıldığında önermeden duramadığım Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ını, Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel'ini okuyun, okutun herkese.


14-Kimin şarkı sözü / bestelerini yorumlamak istersiniz?


İlk aklıma gelen Sezen Aksu elbette, Tarkan ve Gülşen de kalemi çok güçlü insanlar.

15-Kiminle düet yapmak isterdiniz?


Hiç düşünmedim. Bazı talepler oldu ama düet çalışması hiç istediğim bir şey olmadı. Bilemiyorum açıkcası, sanırım bu soruya bulunduğumuz zaman içinde bir cevabım yok. Neşet Ertaş'ın bir şarkısını onunla beraber okumak isterdim, Müzeyyen Senar ile bir şarkı söylemek isterdim.

16- Sanatsal değeri olan bir albüm mü yoksa ticari anlamda bir albüm mü çıkarmak istersiniz?

Tabii ki sanatsal değeri olan bir albümün ticari değerinin de yüksek olmasını isterdim, ama toplumun beğenisini ne yönlendirmeye ne de hor görmeye haddimiz var. Bir Türk Sanat Müziği albümü çıkarmak ve emeğimin karşılığını almayı çok isterdim, ama ne yazık ki sektör bunun önünü kapatıyor. Beğenilerin de birbirine üstünlüğü yoktur ayrıca, bu üzerinde konuşulması gereken bir konu. İnsanların sanat anlayışlarının birbirine üstünlüğü yoktur. Ben sanatta güzeli, çirkini, doğruyu, yanlışı reddeden biriyim. Bir insan sanat düşüncesiyle bir ürün ortaya koyuyorsa o ürün sanatsal bir eserdir, düşünce barındırır ve hiçbir eserle değeri karşılaştırılamaz. Benim kulağıma hiç hoş gelmeyen bir şarkı bir başkasını coşturabilir veya hüzne boğabilir. Siz klasik müziği çok seversiniz ama bir başkası aradığı anlamı bu müzikte bulmayabilir ve dinlemeyi sevmiyor olabilir. Bazı ticari albümler de halkın büyük kısmının beğenisine hitap eder ve bu albümlere sanatsal değildir demek ne kadar doğru bilmiyorum. Tartışması uzun sürecek bir konu kanımca. Benim fikrim; şu ticari, sanatsal meselesi sanatçının şahsı ile ilgilidir, ortaya konan ürün ile ilgili değil.


17-Ünlü olmaya çalışmak mı zor, ünü koruyup devam ettirmek mi?

Bunu daha ziyade kendi alanımla ilgili olarak cevaplandıracağım. Bir şarkı yaparsınız ve inanılmaz patlar, her mekanda, her araçta çalar herkesin dilindedir. İkinci bir şarkınızı çıkarırsınız ve iyi değildir, kimse "yahu bir önceki şarkısı çok iyiydi o güzel şarkının hatırına bu kötü şarkıyı dinleyeyim" demez tabii ki. Bu beklenmemeli de. Ünü korumak demek yaptığınız 10 işin en az 9'unun başarılı olması demek. Bu meslekte her şarkınızla yeniden çıkış yaparsınız. Yaptığınız kötü bir iş, kötü bir çıkış demektir, resmi olarak çıkışınız o çalışmayla olmasa bile. Bir iyi şarkı yaptınız, patladınız ama devamında en az bir önceki işiniz kadar iyi işler yapmazsanız ünü devam ettirmeniz mümkün değil. Yani burada soru şuna evrilir: Tek bir iyi ürün ortaya koymak mı zor, o güne kadar ortaya koyulan her ürünün iyi olması mı? Elbette ünü devam ettirmek zordur; evrilttiğimiz soruda yanıtın ikinci durum olması gibi.


18- Müzik camiasında idolünüz kim?


Saygı duyduğum isimler var ama idol gördüğüm biri yok. Sanat şahsa has ve biriciktir ;)

19- Piyasada kendinize rakip olarak kimi görüyorsunuz?

Bu piyasada herkes birbirine rakiptir. Rakiplerinizi yalnızca kendi tarzınızdakilerle sınırlayamazsınız, kendi ülkelenizdekilerle de, kendi döneminizdekilerle de. Yeni biri çıkar ve köklü büyük isimlerden daha fazla beğenilir. Dinamik bir yapısı var sektörün belki mevcut yeteneklerde ciddi oynama olmaz ama ne zaman nasıl bir sesin ortaya çıkacağı belli olmaz ve rekabet çok farklı boyutlara taşınır. Bu sektörde eksik olmayan bir şey varsa o da rekabettir. İnsanlar yalnızca sesi veya sahnesiyle de savaşmıyor, dürüst olmayan mücadeleler de veriliyor ve siz bir ismin nasıl bir anda ortadan kalktığını anlamıyorsunuz bile.


20- Müzik sektörünün durumunu / geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Sektörün durumundan pek memnun değilim açıkcası, geleceği için bir şey öngörmek zor. Büyük yeteneklerin doğup doğmayacağını bilemezsiniz. Zamanın ne yetenekler getireceği belli değil. Ama şu bir gerçek ki artık bu sektöre adım atmak, bu sektörde yaşamak çok daha kolay sosyal medya sayesinde, bunu çok olumlu görüyorum. Eskiden bir şarkınızı yayımlatmak, reklamını yaptırmak ömür törpüsü işlerdi. Yetenekli olsanız da halka mâl olamıyordunuz. Artık bunun kolaylaşması hem daha fazla yetenekle karşılaşmamızı hem de sanatını icra etmek isteyen gençlerin hayallerini gerçekleştirmesi için büyük bir fırsat.


21-Şarkıların, kliplerin internette kolay ulaşılabilir olması sizce iyi mi, kötü mü?

Kesinlikle iyi. Biri eline gitarını alıp şarkı söylerken kendini videoya alıyor ve sosyal medyada yayımlıyor, bu video milyonlar izleniyor. Bu şu demek, milyonlara hitap eden, milyonların ihtiyacı olan bir sanat ortaya konmuş. Ve tamamen zahmetsizce yayılmış. Eski usulde sektör tek kişinin elindeydi, sanatçının bağımsızlığı hayaldi, şirketiniz belirlerdi her şeyi ve reklamınızı yapanlar can damarıydılar. Çok yüksek meblağlar konuşuyordu tek bir şarkının yayımı için bile ve şarkının beğenilip beğenilmemesi de sadece öngörülebilirdi. Yani işin sonunda her şeyin heba olması da ihtimal dahilindeydi ve inanın hiç de az gerçekleşen bir şey değildi bu. Sanatçının hevesi kırılıyordu, sanata küsüyordu tek ifadesi hayal kırıklığıydı bunun. Artık öyle değil, ben sesimi duyurmak istiyorum diyen kolayca sesini paylaşabiliyor ve anında dönüt alıyor. Toplum için de sanatçının kendisi için de çok tatmin edici bir yol bu. Artık sanat daha bağımsız bir şekilde icra ediliyor ve akbabalar nasiplenemiyor. Sosyal medyanın rolü büyüyerek devam edecek. Kral Medya Grubu bunu öngördü ve biliyorsunuz artık TV yayını yapmayacaklar, dijital ortamda devam edecekler. Artık sektör tamamen bireyselci.


22-Sosyal medya ile aranız nasıl / ne kadar vakit geçiriyorsunuz?

Şu an pek aktif değilim. Ama yeni projeler ile birlikte daha aktif kullanmaya başlayacağım.


23- Fan grubunuz var, onlarla buluşup, tanışmayı düşünüyor musunuz?

Neden olmasın? Daha önce yaptığım bir şeydir bu ve uygun bir zamanda tekrar yapmayı isterim, hayran kitlesi değişiyor ve yeni albümümden sonra bilhassa değişip büyüyecek. Hayran buluşması çok motive eden bir şeydir de, çok isterim.


24- Fanlarınız kadar kıskananlarınız da var mı? Bunları nasıl anlıyorsunuz?

Hep olur. Kıskanılmak kötü bir şey değildir ama karşınızdaki insanın yaptırımı işi değiştirir. Kıskançlıkla hareket edip zarar verici davranışlarda bulunanlar kendilerini zaten belli ediyorlar. Dediğim gibi fiillendirmedikleri, zarar vermedikleri sürece sorun yok.


25-Kıskanılmanızın sebebi imajınız olabilir mi?

Sizce öyle mi? :) Yani bu tamamen karşınızdaki insanla alakalı bir şey. Eğer karşınızdaki kişi kendisini yalnızca bir bedenden ibaret görüyorsa, size bakınca da sadece bir beden görür ve bunu kıskanır. Eğer karşınızdaki insan kendisini düşüncelerinin, sanatının var ettiğini düşünüyor ve kendini bunlardan ibaret görüyorsa size bakınca sanatınızı ve düşüncelerinizi görür ve ancak bunları kıskanır kıskanacaksa. Bir insanı yalnızca ayna yansıtmaz, bu gibi durumlarda inanların verdiği tepkiler tamamen kendilerinden bir yansımadır. Her iki durumda da kendini bilmek ve sevmek kıskanmayı engelleyen yegane şeyler.


26- Eleştiriye açık mısınız?

Pek değilim 😄 Genelde o eleştiriler düşüncesizce yapılıyor ve ağır dil beni rahatsız ediyor.


27- Hakkınızda ki olumsuz eleştirileri okuyunca ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?

Yapıcı eleştirileri tabii ki istiyorum. Örneğin Dilek Hanım, bu şarkı sesinize gitmemiş falanca tarz daha çok yakışıyor, şeklinde bir eleştiriye neden kapalı olayım? İlerleme odaklıyım ve dışarıdan bir gözün yorumlarına her şarkıcı ihtiyaç duyar. Ancak hakaretleri dikkate almıyorum, üzmüyorum da kendimi.


28- Müzik dışında farklı projelerde yer almayı düşünür müsünüz?

Ben daha önce sunuculuk (Yaşam Tarzı, Viraj, Dekor Aktif), modellik (Vakko, Zen Pırlanta) yaptım, oyunculuk da isterim daha önce çeşitli planlarım da oldu hatta ama uygulamaya konmadı hiç. Bir insan birkaç yeteneği birden barındırıyorsa kendinde, neden bunları da yapmasın ki? Bir insan hem çok iyi bir ressam hem de çok iyi bir yazar olabilir. Yalnızca birini seç ve o işi yap demek büyük bir ziyan. O yüzden eğer başarılı olacaksam, yeteneğim varsa farklı alanlarda tekrar çalışmak isterim.


29- 2000 lerde ünlü olmanın zorlukları nelerdi? Şimdi neler?

Bambaşka iki dönem. Daha önce de bahsettim; o zamanlar tek kişi gücü elinde tutardı bir ürün ortaya koymak çok zordu, duygusal ilişkiler şaşılacak derecede etkiliydi, riskli bir işti vs. Şimdi tek bir videoyla patlayabilirsiniz, daha zahmetsiz. Tabii dinleyici istemediğini eliyor istediğini tutuyor. En azından daha fazla seçenek önümüzde ve güçlünün ezdiği sistem artık neredeyse yıkıldı. Haksız elemeler ve önünüzün kesilmesi daha az şimdilerde. Ayrıntı için bkz. Cevap:20-21. 😄


30- Sosyal medyada “Son Şansın” şarkınızın Yunanlı sanatçı Despina Vandi’den çalıntı olduğu iddia ediliyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Bu konuya gülüyorum :) Şarkının "çalınması" mümkün değil, tüm hakları çalıştığım şirket ile değerli sanatçı Despina Vandi ve eser sahipleri arasında yapılan görüşmeler ve anlaşmalar sonucu satın alındı. Öyle olması gerekiyor, şirketim bir katakulli yapmamışsa :) Çalınmış olsa bile Despina Vandi'nin bunu yaptırımsız bırakması akıl kârı değil. Sonuçta Son Şansın çok tutan ve çok kazanç sağlayan bir çalışmaydı. Vandi bu haksız kazanca elbette bir dur derdi. Ama toplumumuzun temel tepkisi böyledir bu tip çalışmalara. Bir çok şarkı bu şekilde bir başka şarkının müziği alınarak yapılıyor ama halkımız çalıntı demeyi tercih ediyor. Tabii ki bunda bu satın alma sürecinden, usulden habersiz olmaları da etkili. Sektöre uzak olduklarından bu tip yanlış kanılara varıyorlar. Ve bunun küçük düşürmeye, emeği hiçe saymaya, hakaret etmeye bahane olarak kullanılması çok rahatsız edici. Şarkının yalnızca bir müzikten ibaretmiş gibi görülmesi sanatçının emeğine büyük saygısızlık.


31-Müzik piyasasına hızlı giriş yapan gençler için ne düşünüyorsunuz kalıcı olabilecekler mi?

Kalıcılığı ne genç yaş ne de girişin hızı etkiler. Yetenekleri kadar kalıcı olacaklardır müzik sektörümüzde, herkesin olduğu gibi. Şu yaş meselesi şaşılacak bir durum değil aslında, benim dönemim ve öncesi çok küçük yaşlarda bu mesleği icra etmeye başladı. Şu an bilinen neredeyse bütün usta isimler çok küçük yaşta sahne almaya başladılar. Aleyna Tilki'yi herkes olumsuz eleştiriyor ama ben o eleştiren ünlülerin neden böyle yaptıklarını pek çözemedim. Onlar Aleyna'dan daha küçük yaşta mesleğe adım attılar. Elbette tecrübe başka bir şeydir bu meslekte, gençlere de tecrübe sahibi olmaları için şans tanınmalı. Müziğimiz bir devinim halinde, süreklilik için bu olmak zorunda; yüzler değişecek, sesler değişecek. Yeni isimlere yer vermek lazım, korkutup yerden yere vurmayı doğru bulmuyorum.


32- Albüm yapmak, müzik sektörüne girmek isteyen gençlere / kişilere ne önerirsiniz? Nasıl bir yol izlesinler?

Seslerine iyi baksınlar. İmkanları varsa eğitim alsınlar ve seslerini geliştirsinler. Adil bir başarı için yetenek çok önemli ve ihtiyaçlara cevap verebilmek de bir o kadar mühim. Mesela Klasik Türk Müziği alanında bir çalışma bence toplum için bir ihtiyaç ve bunun üzerine gidilmeli. Ki çok beğendiğim yeni isimler var bu konuda beni de çok mutlu ediyor. Alternatif müzik, caz ve hatta reggae bir ihtiyaç, sanat dünyamız bunlarla da renklenmeli. Ne olursa olsun biz bir sanat icra ediyoruz ve farklılık her zaman sizi bir adım öne getirir. Bunların dışında, güvenilir isimlerle çalışmaları çok önemli, aksi halde hem emekleri hem de umutları heba olur.


33- Yalnızca 2000'lerde bir şarkı ile çıkış yapan yorumcular değil, Hepsi, Can Kan, Buz gibi listelere giren guruplarda kalıcı olmadı. Sizce bunun sebebi ne?

Bu konuda yorumcu ile müzik grubunun arasında hiçbir fark yok. Kalıcı olmayan yorumcular için söylediğim her şey gruplar için de geçerli. Tek iyi iş kurtarmaz, iyi işlerin süreklilik kazanması lazım.


34-Bundan sonrası için hedefiniz nedir?

Dilek Pınar adını büyütmeye çalışacağım. Son albümümden sonra çok önemli olaylar gerçekleşti hayatımda, büyük kayıplar verdim. Bunlardan sebep meslek hayatım için çok durgun uzunca bir süre geçti. Nasip diyorum ben, ne zaman niyetlensem albüm işlerine yoğunlaşmaya hep bir sorun baş gösterdi ve ben bunu "bekle" mesajı olarak aldım. Ama artık ciddi anlamda bir hazırlık içindeyim, ismimi büyütmeye ve sektörde olmam gerektiğini düşündüğüm yere gelebilmek için yoğun çalışmalarım başlayacak. Müzik hayatımda ilerlemek en büyük hedefim elbette.


35-Son söz olarak dergimiz okurlarına ne söylemek istersiniz?


Öncelikle dergi ekibine çok teşekkür ediyorum, keyifli bir röportajdı. Hiçbir şey, bir insanın düşünceleri kadar eşsiz ve değerli değildir. Sanatı da zaten bu düşünceler var eder. Sevgili okurlardan, düşüncelerine çok iyi bakmalarını istiyorum. Sanatla kalın.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube