© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

DİSKO TOPUNUN PARILTISI


1974 yılının son çeyreğine girilirken, Amerika’da, genç bir şarkıcının “Never can say goodbye” isimli 45liği piyasaya sürüldü. Daha önce Jackson 5 tarafından da plâk yapılmış olan şarkıyı, bu kez farklı bir düzenlemeyle Gloria Gaynor isimli bu genç şarkıcı seslendiriyordu. O güne dek alışılandan daha yüksek tempolu bir düzenlemeyle dans şarkısı hâline getirilmişti ve Gloria Gaynor ismini parlatırken, yıllar sonra yeni bir akımın ve hatta bir çağın başlangıcı olarak işaret edilecekti. Hemen ardından, 1975 yılı ocak ayında, aynı ismi taşıyan ilk Gloria Gaynor albümü yayımlandı. Albümün A yüzünde üç şarkı medley şeklinde yer alıyordu ve o güne dek yapılmamış bir şekilde, kulüplerde dans edilmesi düşünülerek hazırlanmıştı. Bu şarkıların üçüncüsü, albümden yayımlanacak yeni 45lik olarak 1975 yılının mart ayında piyasaya sürüldü ve çok kısa sürede gerek Amerika’da, gerek Avrupa ülkelerinde büyük bir hit hâline geldi. “Reach out I’ll be there” de, aslında 60’ların ortasında The Four Tops tarafından plâk yapılmış bir şarkıydı. Gloria Gaynor için şarkılara yeni düzenlemeler yapılmış, tempoları yükseltilmişti. Bunun için de, birkaç yıl önce, 70’lerin hemen başında, Amerika’daki bazı küçük kulüplerde görülmeye başlanan yeni bir müzik akımı tercih edilmişti. Afrikalı, İspanyol, İtalyan, Latin kökenlilerin ve eşcinsellerin gittiği ufak barlarda, dans kulüplerinde yeşermeye başlayan bu türün ana akımda kendini göstermeye başlaması işte bu albümle ve Gloria Gaynor’ın bu büyük hiti “Reach out I’ll be there” ile oldu. Artık disko çağı resmen başlamıştı ve ilk disko kraliçesi ünvanı Gloria Gaynor’a takdim edilmişti.


Bunca zaman sonra diskonun nereden aklıma düştüğüne gelince… Günümüzde hepimiz zamanımızın önemli bir bölümünü sosyal mecrada tüketiyoruz. Facebook ve Twitter çok fazla ilgi alanıma girmese de Instagram’da paylaşım yapmayı seviyorum. Bu paylaşımlardan birinde Amanda Lear’ın çok sevdiğim bir şarkısı “Fashion pack”i kullanınca, o disko günlerine, parıltılar saçarak dönen disko toplarına ve “Stayin’ alive… Hah hah hah ha! Stayin’ alive!” durumlarına gidiverdim. Disko müziği 70’lerin ikinci yarısında çok etkendi, 80’lerde evrilmeye başladı ve farklı müzikâl akımlar gündeme gelince ortadan kayboldu. Ama hâlâ partiydi, eğlenceydi, retroydu denince Boney M, Abba, Donna Summer plâkları ortaya dökülüveriyor.


Diskonun etken olduğu yıllarda, her yeniyetme gibi ben de (12-16 yaşlarım) sadece yabancı pop ve aranjman dinlediğimden, “neden Türkçe disko şarkı yok” diye epey hayıflanırdım. Abba’nın ‘79 hiti “Voulez-vous” ya da Amanda Lear’ın ’78 hiti “The sphinx” veya ‘79 hiti “Fashion pack” gibi bir şarkı neden yoktu ki? Bizde yapılanlar neden hâlâ ritim yerine daha çok söze dayalıydı? O yıllarda müzik piyasasına ilişkin, işte böylesine önemli (!) sorunlarla boğuşuyordum. Neyse ki, 90’lara gelindiğinde bizde de nefis remiksler ve yüksek tempolu dans şarkıları yapılmaya başlandı; yalnız o süre zarfında benim tempom düşmüştü, keyfini yaşayamadım.


1978 yılında ülkece en büyük sıkıntılarımızdan biri, Boney M’in yeni hiti “Rasputin” açıkça “Üsküdar’a giderken” türkümüzden izler taşıdığı hâlde, bunun neden herhangi bir yerde belirtilmediğiydi. Hatta o yıl, yılbaşı programındaki bir parodide, Sami Hazinses, Belkıs Dilligil ve Mürüvvet Sim’den müteşekkil yerli Boney M, Rasputin’i Üsküdar’a bağlayarak söylüyor ve bu gizli bilgiyi (!) dünya âleme ifşa ediyorduk. Boney M, dönemin en meşhur gruplarından biriydi, peş peşe plâkları yayımlanır ve liste başı olurdu. Sonraki yıllarda, aslında grubun erkek elemanının sadece ağzını oynatarak playback yaptığı ve şarkılardaki erkek vokalin grubun yaratıcısı Frank Farian olduğu ortaya çıkacaktı.

Disko öylesine yaygınlaşmıştı ki, yılların şarkıcıları bile bu akımdan kendini kurtaramamıştı. İngilizlerin Dame ünvanlı büyük şarkıcısı Shirley Bassey, 60’ların sonunda söylediği klâsiği “This is my life”ı 1978 yılında çok güzel bir disko düzenlemeyle tekrar hit yaparken, Barbra Streisand da 1979 yılında, disko kraliçelerinden Donna Summer ile “No more tears/Enough is enough” şarkısında düet yapıyordu. 1977 yılında disko ateşini sinemalara getiren “Saturday Night Fever” ve ardından 1978 yılında çevrilen “Grease” John Travolta’yı bir disko fenomeni olarak hayatlarımıza sokmuştu. Amanda Lear’ın “Fashion pack” şarkısında söz ettiği gibi, New York’taki dünyaca ünlü diskotek Studio 54’te herkes “Travolting” yapıyordu.


Dünyada disko akımı giderek yükselirken, bizde de yavaş yavaş bu akıma uyma çalışmaları başlamıştı. Zaliha’nın eski hiti “Reyhan”a Ertuğrul Çayıroğlu bir disko düzenleme yapmış ve “Reyhan ‘78” hâline getirmişti. Benim hâlâ çok sevdiğim ve çok sık dinlediğim bir plâktır, her dinlediğimde beni çok keyiflendirir. 1979 yılında yayımlanan ikinci Zerrin Özer 45liğinde yer alan ve Esin Engin’in düzenlemesiyle bambaşka bir ruha bürünen “Gönül” o yılın en sevilen şarkılarından biri olurken, Zerrin Özer’i de ülkenin en sevilen seslerinden biri hâline getirmişti. Aynı yıl, Gökben’in üçüncü uzunçalarının A yüzünde “Samanyolu”, “Deniz ve mehtap”, “Kıskanırım seni ben” gibi eski şarkılar Onno Tunç tarafından yapılan disko düzenlemelerle yer alıyordu. Nilüfer de 1979 yılı albümünün A yüzünde Osman İşmen düzenlemeleriyle bir medley yapmıştı. Osman İşmen türkülere yaptığı disko düzenlemelerle çok güzel birkaç da albüm yayımladı.

Dünyada gelmiş geçmiş en büyük disko hiti ise 1978 yılında yayımlandı. İlk disko kraliçesi (ki, sonrasında bu tahta Donna Summer oturdu) Gloria Gaynor, tarihin en unutulmaz şarkılarından birine imza atmıştı: “I will survive”. Çok kısa sürede devasa bir hit hâline gelen şarkı, kadınlar ve özellikle de eşcinseller arasında bir marşa dönüştü; yayımlandığından 41 yıl sonra bile herkesin eşlik ettiği, ilk notalarıyla ayağa fırladığı bir marşa. 1979 yılı albümünde bu şarkıyı, orijinaline çok yakın sözlerle Ajda Pekkan plâk yaptı ve “Bambaşka biri” onun en büyük hitlerinden biri oldu.


70’lerin kapanmasından bugüne çok zaman ve çok müzik akımı geçti. Bu akımların çoğu fark edilebilir bir süre kadar bile yaşayamadı. Disko ise yıllar içinde, bazen bir film sahnesinde bazen bir reklâm spotunda kendini anımsatmaya devam etti. Geçmiş günleri tekrar tekrar yaşamayı sevenlerin eğlenmek istediklerinde uzandıkları plâklarla hep yaşadı. Onlardan biri olarak, bana göre eğlence hâlâ disko, disko ise hâlâ Gloria Gaynor, Donna Summer, Amanda Lear, Grace Jones, Boney M, Abba ve diğerleri demek…