En son güncellendiği tarih: May 4



Gecenin sessizliğini yırtan ambulans gürültüsünün arasında tekrarlandığını duyduğum sözcük mırıltıdan öte değildi: Dayan.


“Hayır,” diye feryat ettim konuşanın hemşire olduğunu düşünerek, “Artık yeter!”

Beni anlamasını diliyordum umutsuzca, yıllardır yaşamadığımı, sadece nefes alıp verdiğimi, sadece acı çektiğimi, kurtuluş yolu görünmüşken daha fazla direnmek istemediğimi.


Nabzım yaralı bir serçeninki gibi atıyordu ama o tuhaf ses dayanmamı söylemeye devam ediyordu. Yoksa çırpınıp duran yüreğim değil de ben miydim?


“Neden?” dedim ağlayarak. Göz pınarlarımdan akan yaş mıydı, yoksa kan mı? “Annem, babam, eşim ve oğlumdan sonra nihayet sıra bana geldi. Onlara kavuşmak varken neden dayanayım? Gitmek istiyorum artık, bitmesini…”


Her günü bir öncekinden daha kötü geçen neredeyse beş yıl. Tam olarak bin yedi yüz kırk dokuz gün. Kardeşimin evine akşam yemeğine gitmiştik. Eşim alkollüydü, şoför koltuğuna ben geçmiştim. Oğlum, anne ve babamın arasında mışıl mışıl uyuyordu. Hala o geceyi tüm netliğiyle hatırlıyorum, defalarca düşündüm, yapabileceğim bir şey var mıydı diye.


Az önce duyduğum sesin sahibi, beyazlara bürünmüş bir kadın, hiçlikten var olmuş gibi karşıma çıktı. Kesinlikle konuştuğunu zannettiğim hemşire olamazdı. Kadının beyaz, düz, kısa saçları vardı; benim tilki kuyruğuna benzeyen uzun, kızıl saçlarımla tezat oluşturan. Boynundan ayaklarına kadar şelale gibi akan kefenimsi bir elbise içindeydi. Süt rengi cildi, çillerle kaplı yüzümü düşündüğümde kıskanmama sebep olacak kadar güzeldi.


“Kimsin sen?” diye sordum.

Soruma soruyla karşılık verdi: “Sen kimsin?”

Ben kim miyim? “Ceyda…” diye mırıldandım. Verecek başka cevabım yoktu.

“Emin misin?”

Yay gibi gerilmiş bedeni, ısrarcı bakışlarıyla hala karşımda duruyordu.

“Kim olduğum önemli değil, önemli olan dayanman.”

“Neden?”

“Sen ölürsen, biz de ölürüz,” dedi arkamdan bir ses. Dönüp baktığımda başkalarının da yaklaştığını gördüm. Hepsi, tıpkı o kadına benziyordu, renksiz, cam gibi gözler, yalvaran bakışlar. Etrafımı sardıklarında paniklemeye başladım. Hayata gözlerimi yummak istiyordum, o zaman bu korku neyin nesiydi? Ölmemi engellerler diye mi korkuyordum yoksa? Çizdikleri mükemmel dairenin merkezinde, siyah pantolonum ve kandan kırmızıya boyanmış gömleğimle için için yanan kömür gibi görünüyor olmalıydım, ki zaten öyleydim, yüreğim yıllardır yanıyordu ve sonunda ateşim sönmek üzereydi. Belli ki onlar da vakitlerinin sonuna yaklaşıyordu, her an yok olup gidecek gibilerdi. “Hepimiz aynıyız, biraz daha dayan,” dediler ısrarla. Ellerimle kulaklarımı kapattım.


“Size ne olduğu umurumda değil. Bırakın öleyim!”


“Ölüyorsun zaten,” dedi ilk duyduğum ses. Görüntüleri gibi sesleri de aynı yumuşak tondaydı ama diğerlerinin lideri olduğu açıktı; baskın tavırları ve diğerlerinde olmayan düşünceli görüntüsünden dolayı öyle olduğunu düşünüyordum. “Ama ölmemelisin, şimdi değil.”


“Şimdi değilse ne zaman?” diye sordum boğuk sesimle.

“Benden sonra.”

“O zaman öl!”

“Hemen değil, lütfen, hemen değil! Çok az kaldı, sirenleri duyuyor musun? Hastaneye varmak üzereyiz. Diren!”


Kulak kesildim, sirene eşlik eden korna sesleri ve hemşirenin telaşlı konuşmaları, canla başla çalışması. “Hastayı kaybediyoruz,” diye sesleniyordu doktora. Eğer konuşabilseydim hiç zahmet etmemesini söylerdim, emeğini başka birine harcamasını.


“Duydun mu? Senin için uğraşıyorlar, öylece çekip gidemezsin,” dedi alçak sesle.

Uğraşmalarını istemiyordum ki. Yine geç saatlere kadar mesaiye kaldığım için gece vakti durakta tek başıma otobüs beklerken, direksiyon hakimiyetini kaybeden cipin üstüme gelişini adeta mutlulukla karşılamıştım. Kaçacak yerim olsa bile kaçmazdım, devasa aracın canımı alacağından emindim. Fırsatım olsa kollarımı açıp kucaklardım herhalde.


“Boşa çabalıyorlar, benden bu kadar.”

“Dayanmalısın. Direnmelisin. Gidemezsin!” dediler koro halinde.


Başka laf bilmez miydi bunlar? “Daha kaç kere söylemem gerekiyor, yaşamak istemiyorum! Her gece kabuslarla boğuşmaktan, her sabah sevdiklerimin yokluğuna uyanmaktan, her Allah’ın günü geçmişin hayaletleriyle yüzleşmekten yoruldum. Beni hayata bağlayan hiçbir şey yokken ne anlamı var dayanmanın?”


“Bir sebebin var,” dedi hangisini olduğunu seçemediğim biri, “Aslı.”


Aslı… Günden güne soluşunu izlememek için yüzüne bakmaktan, doyasıya sevmekten korktuğum yeğenim. Yeni bir kalp bulunmadığı sürece günleri sayılı olan talihsiz çocuk... Uğruna yapmayacağım şey yoktu, tek sorun, yapabileceğim bir şey olmamasıydı. Son darbe çok ağır gelmişti, kontrol edilemez göz yaşlarıyla yere kapanmış hıçkırıyordum.

“Aslı’nın da ölmesini izlemek için mi dayanayım?”


Yanıma ilk gelen kadın öne çıkıp bana dokunabilecek kadar yaklaştı. Elini omuzuma koydu. “O’nu yaşatmak için dayanmalısın. Eğer önce benim gitmemi beklersen, Aslı’ya can olursun. Az kaldı. Dayan!”

Nasıl mümkün olabilirdi? Yeğenimi nasıl kurtarabilirdim ki?

Cevap vermedim.

“Sadece bekle,” dedi lider.


Omzumdaki elin kalktığını hissedince başımı kaldırdım. Çevreme baktım, aklımdan geçenleri hissetmiş gibi “O gitti,” dediler bir ağızdan. “Yapması gerekeni yaptı. Artık görevini tamamlama sırası sende. Sonuna kadar diren.”

Ancak o zaman kavrayabildim etrafımda olanları. Ancak o zaman hekimlerin konuşmaları, ciddi sesli insanların yasayla ilgili tartışmaları, kardeşimin ağlayışı, zamana karşı verilen mücadelenin işaretleri anlam kazandı. Ben, Ceyda değildim, Ceyda’nın kalbiydim. Eğer atmaya devam edersem, bundan sonra Aslı’nın olacaktım, Aslı’nın yüreği…


Güçlüydüm ben! Ceyda zayıf düşmüştü ama ben düşmemiştim! Daha uzun yıllar çalışabilirdim, Aslı için çalışacaktım da! Sabırla bekledim. Sonsuzluk kadar uzun gelen bir süreden sonra etrafımdaki kadınların değişmeye başladığını gördüm. Saçları, gözleri, cinsiyetleri, boyları, ten renkleri farklıydı artık ve benden teker teker uzaklaşıyorlardı. Yeni yuvalarına gidiyorlardı, başka hayatlara ışık olmaya. Sonunda sıra bendeydi, bedenim içine çekilip küçük bir kız çocuğuna dönüşürken “Teyzen seni çok

seviyor kızım,” diyen kardeşimin sesiyle görevimin tamamlandığını anladım. Eski bedenimin son anıları da silinip Aslı’nın ruhunda kaybolurken, direndiğim için hayattayken hiç olmadığım kadar gururluydum.



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube