En son güncellendiği tarih: May 6


Ne zaman başlamıştı emin değilim. Ne vakittir sert bir kabuğun içindeydim ben? Belki gördüğüm kabusların nedeniydi? Belki de benim o denli soyut yaşamamla ilgiliydi? Artık düşünmüyorum zira bir sonuca varamıyorum. Okulda da her daim silik bir tiptim. Hani herkesin gördüğü lakin adının bile hatırlanmasına gerek duyulmadığı... İnsan bir süre sonra boş verebiliyor ya da mutlak duruma alışıyordu. Bir de benim gibi yapanlar vardı tabii.

S...i çekip durumu kullananlar.

Belki de bu yüzden başlamıştı sorumsuz hallerim. Bilmiyorum. Zira konu ben olunca yapacaklarımda da koşulsuz bir çılgınlık oluyordu. Nasılsa, diyordum; nasılsa kimse hatırlamayacak beni.


İşte şu anda karşıdaki devasa otele en yakın binanın, en tepesinde, bu mafya kılıklı adamı beklemek tam da benim gibi biri tarafından yapılacak bir salaklıktı. Öyle diyorum zira bu yaptığım azraile mektup yazıp beni çok bekletme, demekle aynıydı. Çünkü bu deli cesaretimin halk dilinde pek mantıklı açıklamaları yoktu. Zira gözetlemek için cirit attığım bu adamın heykeltıraşların elinden çıkmış gibi mükemmelle yakın bir görünüşü olsa da kişiliği en az görüntüsünü sollayacak kadar bozuktu. Yeni dönemin en çok aranan yüzü olması benim hatam değildi. Kara parayla adı anılsa da meşru bir iş adamı ayaklarıyla boy gösteren mafya babası tanımı üzerine cuk oturuyordu. Milyoner bir gözde bekar hangi kadının rüyalarını süslemezdi ki? Yinede para için insan canını neden tehlikeye atsındı?


Hadi ama kimi kandırıyorum? Herkesin fotoğrafını çekmek için gezim gezim gezdiği, öğrenildiğinde işlerinden dahi atılabileceklerine emin olduğum bu zavallıların arasından benim fırlamış olmam paraya ne denli tamah ettiğimin bir göstergesi değil miydi?


Eh, neticede hava yutmuyorduk. Bende bana yakın en ideal mesleği bulmuştum. Paparazilik. Hani elimden bir uçan kuş kurtulur, desem yeriydi. Fark edilmemek bazen işinize yarayabilirdi. Sadece onu nasıl kullanacağınızı bilmeniz gerekiyordu. Ufak tefek çekimlerim olsa da mezuniyetimin ilk yılında böylesine matah bir işi kaptığım için mutlu olmuyor değildim. Eğer bu işten sağ çıkarsam kesinlikle kendimi kutsal sayacaktım. Yada görünmez adam rolü için seçmelere katılacaktım.


Gecenin kör karanlığında bir rüzgar daha esti ve ben yerimde küfrederek sallandım. Götüm donarken nihayet görebilmiştim bizimkini. Ve azmin sonu... Tam da beklediğim gibiydi. Vicdansız çok bekletmişti ama bu pozlara da değerdi. Altında yalnızca bir havlu görünürken sırıttım. Adamdaki cesarete bak, yahu mal meydanda derken biraz abartmıyor muydu? İnsan hiç düşünmez mi, ya şak şakçının birinin tuzağına düşersem, diye? Sırıtırken bekledim. Şimdi oraya kiminle geldiğini görmeliydim. Hadi güzelim sen de göster kendini de ekmeğimizi bulalım diye düşünürken gördüğüm şey karşısında şok geçirdim. Yutkunurken bir daha baktım.


Aman Allah'ım işte bu yılın bombası olabilirdi. Bu bir erkekti. Sarışın zayıf bir görüntüsü vardı. Gülümseyerek ona yaklaştığında, üzerimden ilk şoku attım. Ve gülümseyerek deklanşöre bastım. Önce ortam bir aydınlandı. Ve ben ikinci şokumu yaşadım. Ne akla hizmet makinenin flashını açtığımı hatırlayamadım. Kalbim güm güm atarken fark edip etmediklerini anlayamadan eğildim. Hızla nefes alıp verirken bu mesafeden fark etmemelerini umdum. Birkaç dakika sonra ayağa kalktığımda onları pencerede göremedim. Biraz daha bakarken diğer pencerede onların beni izlediklerini gördüğümde şaşırdım. Mümkün müydü ya flash dahi olsa bu mesafeden nasıl fark etmişlerdi? Kalbim gümlemeye devam etse de aldırmadım. Ve ölümüne gülümsedim. Nasılsa şapkam vardı beni manuple eden ve unutulmaya yüz tutan bir yapım da olduğundan korkmanın bir anlamı da kalmıyordu. Binanın tepesine biraz daha yaklaşıp bir reverans yaparak el salladığımda kendimden oldukça emindim.


Jönümüzün şaşkın yüzü asılıp kaşları çatılırken, diğer çocuk usulca gülümsedi. Ve bu da artık benim oradan uzaklaşmam gerektiğinin habercisiydi. O yetişemeden ben basar giderdim. Topuk, topuk kim bulacak beni?


Arabam aşağıdaydı. Hızla demirleri atlayıp yangın merdivenlerini kullandım. Eğer adamlarına haber verirse beni binanın içinde kıstırırlardı. Buda benim için hiç iyi olmazdı. On beş dakika, en geç on beş dakikaya arabamda olurdum. Birden telefonum çalmaya başladığında içimden saydırmaya geçmiştim. Nihayet dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım ve susmak bilmeyen telefonu açarken karşı tarafın bed sesi çınladı kulağımda.


“Lan inadına mı yapıyorsun? Para para diye gözün döndü öldürtcen kendini.”

“Abi yorma beni. Belimizi doğrultcak parayı buldum ben, sen ölmeden selamı okuyorsun.”

“Vallahi diyorum bak. Vallahi aklımı kaçırıcam sen de gecenin bir yarısında beni kıyıya vurmuş yüzü gözü mosmor bulacak…” Derken bir soluk aldı. “Ne parası lan?”

“He işte. Milyoner parası ama beni biraz daha konuşturursan ellerimden uçup gidecek tabii ben de onunla birlikte… Allah aşkına bir sal beni, ya kapat telefonu.”


Kapatmazsam patronun nutukları beni kesin yakalatırdı ve bu şu anda başıma gelmesini istediğim en son şey bile değildi. Kendisi yerel bir gazetenin batmak üzere olan patronuydu ve bu fotoğraf bizi çok başka bir konuma sokacak olan altın bir tohumdu. Daha onu ekecektik, sulayacaktık ve bize para olarak açmasını sağlayacaktık. Ulan ölürüm de bu yoldan dönmezdim. Nihayet arabaya ulaştığımda hızla atladığım gibi ana yola koyuldum.


Kocaman bir oh çektiğimde kahkaha atmaya başladım. Onlar bana içlerinden küfredebilirlerdi ancak benim şu mafya bozuntusuna bir teşekkür borcum vardı. Ne de olsa hayatımı değiştirecek fırsatı vermişti bana. Tabii görülmesem iyiydi ama olurdu öyle ufak tefek aksaklıklar diye düşünürken bana doğru yaklaşan siyah bir BMW görünce nefesimi tuttum. Bir süre sonra yanıma doğru manevra yaptığında başımı çevirdim. Beklediğim gibi kızgın surat hemen yanımdaydı. Arabada Allah ne verdiyse, diye hızla gazı köklediğimde sanki benim külüstür yanımdakini geçebilirmiş gibi bir hevese kapıldım ama uzun sürmedi. Zira aynı anda üzerime direksiyonu kırdığını görünce ben de benim külüstürü korumak maksatlı direksiyonu sağıma kırdım. Araba yalpaladı ama zar zor direksiyon hakimiyetini tekrar kazandığımda derin bir nefes aldım.


S...r, öldürecekti beni. Gece gece bir hiç uğruna ölecektim. Ahh, demek ki o kadarda görünmez değildim. Ve şuanda benim tek derdim buydu? Aptallıkta master degree…


Ay bulutların arasından görünürken ben tekrar yanıma yaklaşan adama baktım. Sırıttığını görünce kalbim tekledi. Gördüğüm şey karşısında bir şok daha geçirdim. Zira adamın gözleri parlıyordu. S...r. Gerçek olamazdı değil mi? Adamın gözleri niye ışık yutmuş tavşan gibi kırmızı kırmızı parlıyordu? Ki bu adamın hiç tavşana benzer bir hali yoktu.


Çığlık atmama ramak vardı ama o hiç istifini bozmuyordu. Bir kez daha gülümsediğinde uzayan dişlerini gördüm. Yok artık, vampir olamazdı değil mi? Yok değildir canım. Hırsla giderken nasıl yaptığımdan emin değilim ama arabayı onun yanından çekebildim. Keşke yanımdan saliseler içinde seyreden bir başka arabayı da hesaba katmış olsaydım. Bu defa onun önüne gelmiştim ve yapacak başka bir şey yoktu. Gözlerimi kapattığım an büyük bir darbeyle savrulduğumu hissettim. Belki saniyeler süren ancak benim açımdan saatlermiş gibi görünen gürültünün bitmesini bekledim. Bir yerlerime çok fena ağrılar girmişti ama nerelerim olduğunu kestiremedim. Artık hareket etmediğimi anlayınca gözlerimi açtım.


Dünya ne zamandır tepetaklaktı? Yada ben çok düzdüm. Hatta tek düzdüm. Nereden geldiğini bilmediğim bir sıvı çenemden gözüme doğru ilerlerken uzaktan bir kapı kapanma sesi işittim. İki sivri ayakkabı yanımda durdu ve sahipleri hemen ardından görüş alanıma girdi. Onunla bakışırken ağzımdan çıkacakları şimdiden unutmuştum.


“Ne bakıyon lan…” Diye söylenirken gözlerimi açıp kapadım. “Var ya neyi fark ettim...” dediğimde beni ilgiyle izleyerek arabanın içine baktı.

“Beğninin olmadığını mı?” derken sırıttığında:

“nıck.” Dedim “Yerçekimi çok çekici.” Cümleyi doğru kurduğumdan bile emin değildim ama benim atamadığım kahkahaları o attığında görüşümü değiştirdim ve akan kanlara baktım. “S...r. O benim mi?”


“Evet velet.” derken sesi neşeli geliyordu manyağın. Uzanıp parmaklarıyla akan kanımı sıyırdı ve dudaklarına götürüp yaladığında gözleri tekrar parladı. “Küçük bir oğlan çocuğuna göre fazla cesursun.” Dediğinde ben hangisine şaşıracağımı bilemedim. Beni erkek sanmasına mı? Yoksa onun sahiden bir vampir olmasına mı?

Demek masallarda anlatılan canavarlar gerçekten var olabiliyordu ama bunu ben tamda hayatımın sonuna geldiğimde mi öğrenmek zorundaydım yani? Bir iki fotoğraf daha çekip zengin olduktan sonra ölümü düşünebilirdim belki ama böyle değildi. Neden dünyada kötüler yaşarken biz sıradanlar hayattan erken göçmek zorundaydı? Zaten sonrası umurumda değildi. Eğer öleceksem artık faturaları düşünmek zorunda kalmayacaktım.


Katilimin gözlerine son bir kez daha baktım. Düşünceli bir ifadeyle beni izlerken ilk kez dostça gülümsedi. Ve gözlerim kararırken beni pusuda bekleyen karanlığa kendimi teslim ettim.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube