CORONA BİZE NE ÖĞRETMEK İSTİYOR?


Distopik günler yaşıyoruz. Kısıtlanıyoruz izole ediliyoruz. Alıştığımız ve sevdiğimiz ne varsa vazgeçmeye çalışıyoruz. Bu isteğe bağlı bir durum değil. Mecburen davranışlarımıza ve hareketlerimize yeni bir tarz kazandırıyoruz..

Toplum ve kültür olarak dokunmayı çok seven bir milletiz ve bunu yaşama şartı olarak görüyoruz. Sevmenin dokunmakla bulaştığını düşünüyoruz. Dokunamadığınız her an uzaklaştığımızı hissediyorsunuz. Ve inanın bu ölüm düşüncesinden bile daha ağır gelebilir bazılarına. 


Şöyle bir baktığımızda evin büyüğü bir babaannenin torununa dokunamadan geçirdiği bir anı, torununu öpemediği ona sarılmadığı, elinden tutup parka götüremediği zamanları düşünün. 


Ponçik yanaklarına dokunmadan duramadığınız babanızı, nasırlı ellerini öpmeye doyamadığınız annenizi, kokusunda kendi kokunuzu duyduğunuz kardeşinizi düşünün.. Kısıtlanmanın en büyüğü dokunanamak olsa gerek. 1 metre mesafe ile gözle selamlamak, göz göze gelmekten bile korkmak, aslında korku da değil kurallara uymak.


Zorlu ve hüzünlü zamanlardan geçiyoruz. Pencerenize biri taş atıyorsa o sevdiklerinizden biri olabilir. Ziyaretler ve misafirlikler yerine cam altında kısa sohbetler, nasılsınlar, iyi misinler, özledimler sıralanır. Ama en azından sağlıklılardır buna da şükrü edilir. Kıymet bilme zamanlarından geçiyoruz. Evimize daha çok alışıyoruz, yalnız kalmak esasında neymiş bunu daha iyi anlıyoruz. Çoğul yaşamaktan vazgeçip tek olmanın tek yaşamanın dönemlerini çok derinlerde hissediyoruz. Özlemler çoğalıyor, hasretler birikiyor, zaman aşımına uğruyor buluşmalar. Kocaman büyük bir boşluk hissediyoruz içimizde. Bazen gözlerimiz yaşarıyor. Ölüm en yakında olsa bile aslında en uzakta hissettiriyor kendini bize. Çünkü dokunmak, sarılmak umudu öyle ağır basıyor ki tarifsiz.. Çaresizlik öyle bir hal alıyor ki, dokunsalar ağlayacağız. 


Ama ağlamak için bile dokunmak yasak bu ara. Başınızı omzuna dayayarak ağladığınız dostunuzla bile sosyal mesafe şart bu aralar. Hal böyle iken ağlamayın lütfen... 

Bu zorluklara bu sınavlara alışık bir toplumuz aslında bizi zorlayan tek şey yakınken uzak kalmak. Her şeye rağmen yalnızlık bize çok şey öğretiyor. İşimizin kıymetini, evimizin değerini, okulumuzun, mahalledeki parkın, uçan kuşun, özgürce dolaşmanın, bir yerlerde çay içmenin. Kahve içmenin değerini nasıl da anlıyoruz. İçimiz bir hoşça kal ülkesine döndü aslında. Evet hüzünlü zamanlardan geçiyoruz elbette bu hüznü bastırmaya da çalışıyoruz. Sevdiğimiz aktiviteler yapıyor. Kitap okuyoruz, film izliyoruz, müzik dinliyoruz, şarkı söylüyoruz evde egzersizler yapıyoruz. Depresyon hırkasını sırtımıza çekmemek için elimizden geleni yapıyoruz. Ama tecrit günleri bittiğinde de bu aktivileri yapmayı bırakırsak işte o zaman o depresyon hırkasını giymemek imkansız hale gelebilir.


Bu zor günlerde içe dönmek, geçmişi, şimdi ki zamanlarımız sorgulamak ve '' neden? '' diye sormak gerekiyor diye düşünüyorum. Oturalım ve düşünelim. Muhakeme yapalım bu günler adına. İnsanlığın sınıfta kaldığını kabul etmemiz gerekiyor. Bir yerlerde yanlış yaptık ve bunu hiç düşünmedik. O kadar kendimize odaklı yaşadık ki, o kadar bencil yaşadık ki hatalarımızın belki de tüm insanlığı sorguya çekeceğini düşünmedik.. Şimdi düşünme zamanı.. Şimdi yanma zamanı, silkeleyip küllerimizin yeniden doğuş zamanıdır. Yakında güneş açacak, güneşi ve doğayı selamla ve yola en başından başla.

1800 yılında Veba salgını sırasında yazılmış şiir..

Ve insanlar evde kaldı.

Ve kitap okudum ve dinledim.

Ve dinlendim ve egzersiz..

Ve sanat yaptım ve oynadım.

Ve yeni yollar öğrendim.

Ve durdu:

Ve daha derinden duydum..

Birisi meditasyon yaptı,

Birisi dua etti,

Birisi dans etti,

Birisi kendi gölgesiyle tanışmış..

Ve insanlar farklı düşünmeye başladı.

Ve insanlar iyileşti.

Ve yaşayan insanların yokluğunda

Cahil yollarla,

Tehlikeli.

Anlamsız ve kalpsiz,

Toprak bile iyileşmeye başladı!

Ve tehlike bittiğinde,

Ve insanlar buluştu..

Ölüler için üzüldüler.

Ve yeni seçimler yaptılar,

Ve yeni hayaller kurdum..

Ve yeni yaşam biçimleri yarattım..

Ve dünyayı tamamen iyileştirdiler,

Tıpkı iyileştikleri gibi..

O’Meary


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube