© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

CASUSLARIN TANRISI


Mısır’ın İskenderiye şehrinde 1924 yılında dünyaya gözlerini açtı Elyahu Cohen. Ama aile içinde ona kısaca Eli diye hitap ediyorlardı. Suriye göçmeni Yahudi bir ailenin oğluydu. Yıllar pek çok acıyı içinde barındırarak su gibi akıp geçti. Eli artık genç bir delikanlı idi. Gönlünde yatan meslek askerlikti. 1947 yılında Mısır ordusunda subay olmak için başvurmuş fakat Yahudi olması önüne engel olmuş, güvenilmez bulunduğu için başvurusu reddedilmişti. Aradan çok geçmeden Ortadoğu acılar coğrafyasına dönüşecekti. Hitler’in Yahudi katliamından kaçan milyonlarca insan ile tarihin her döneminde, her toplumdan dışlanmış Yahudi halkı akın akın bugünkü İsrail topraklarına göç edip, Avrupalılardan aldığı destekle bağımsız bir Yahudi devletini ilan edeceklerdi. Gerçekten de göç eden bu insanlar çok büyük acıların canlı şahitleriydi. Bağımsız devlet kurmaları ve özgürce bir hayat yaşamaları onlarında hakkıydı. Ama işin içinde bambaşka işler vardı. İsrail’in bağımsızlığı ile o toprakların ev sahibi olan yüzbinlerce Arap evlerinden, topraklarından sürülmüş, perperişan ortada kalmışlardı. Bağımsız Arap devletleri bu durumu kabul etmediler ve İsrail ile savaşa tutuştular. O gün bu gündür Ortadoğu barış yüzü göremedi maalesef. Büyük devletlerin araya girmesi ile savaş bitse de aslında her iki toplumda birbirine her an saplamak üzere hançerlerini bilemeye devam ettiler.


Asıl hikayemizde işte burada başlıyor.


1955 yılında en güçlü düşmanları Mısır’ı dünya kamuoyu önünde zora sokmak isteyen İsrail bir plan hazırladı. Buna göre Mısır’daki İngiliz ve Amerikan vatandaşlarına saldırılar düzenlenecek ve bu saldırılar Mısırlı Müslümanlarca yapılmış gibi dünyaya duyurulacaktı. Artık dünya gazetelerinde Mısırlı Müslümanların İngiliz ve Amerikan vatandaşlarına yaptığı saldırılar haber olmaya başlamıştı. Mısır ne kadar çabalarsa çabalasın bu lekeyi üzerinden atamıyordu. Ta ki bir İngiliz gazeteci olayın iç yüzünü ortaya çıkarana kadar. Saldırıları İsrail’in yaptığı ortaya çıkarılmış ve İsrail için rüzgâr tersine dönmüştü. Saldırılarla ilgili pek çok Yahudi Mısır’da tutuklandı. Bunların içinde genç Elyahu da vardı. Fakat yapılan tüm araştırmalara rağmen Elyahu ile ilgili net bir delil bulunamadı. Olayın içinde olan Eli bu işten yırtmış oldu. Şimdi ise önünde daha büyük bir sorun vardı Eli’nin. Mısır halkı ülkelerinde yaşayan Yahudilere karşı ayaklanmıştı. Önlem alınmazsa Mısırlı Yahudiler için iş çığırından çıkabilirdi. MOSSAD, Mısırlı Yahudileri İsrail topraklarına kaçırmak için bir plan hazırladı. Eli bu işte yine ön saflardaydı. Ve gerçekleştirdikleri büyük bir operasyon ile 10 bin Yahudi’yi İsrail’e kaçırdılar. Mısır’da adeta şok etkisi yarattı bu olay. Vatandaşlarını kaçırmayı başarabilse de kendisi Mısır topraklarından çıkamamıştı. Çok zaman geçmeden bir gece yarısı botla Eli de kaçacaktı. Mısır adeta Elyahu Cohen eliyle Mossad’ın oyuncağına dönmüştü.


Elyahu’yu ulusal bir kahramana dönüştüren olaylar bundan sonra başlayacaktı. Eli’nin yeteneğinin farkına varan MOSSAD onu baş düşmanları Suriye’ye ajan olarak yollamaya karar verdi. Oradaki en büyük görevi Hitler’in önemli bürokratlarında biri olan ve Suriye’de yaşamını sürdüren Rademacher’i ortadan kaldırarak can veren milyonlarca Yahudi’nin intikamını almaktı. Bunun için Eli özel bir eğitimden geçirilip 1960 yılında Suriye topraklarına gönderildi.


Hikayemizin diğer kahramanı Kemal Emin Sabit. O da 1920’lerde Suriye’de doğmuş, ailesinin göç etmesi sonucu Arjantin’de yaşamaya başlamış Arap bir ailenin oğluydu. Ailesi ilk zamanlar zorluklar çekmiş, Arjantin’de fakir bir hayat yaşamışlardı. Altın madenlerinde çalışan Kemal Emin Sabit ilerleyen yıllarda işçilikten sıyrılıp kendi maden ocağını açmış, oradan tekstil işine girmiş ve bir anda Arjantin’in sayılı zenginleri arasına girmişti. Artık Arjantin sosyetesinin en gözde kişilerinden biriydi. Evinde

verdiği lüks partilerle sık sık Arjantin gazetelerinde manşetlere oturuyordu. Tam bir lüks hayat tutkunuydu. Partilerinde en pahalı içkiler su gibi akıyor, en nadide yemekler sofraları süslüyordu. Kemal Emin Sabit’in partilerine katılmak misafirleri için cennetten bir andı. Paraya ve lükse doyan, istediği her şeye kolayca uzanan Kemal Emin için artık dünya nimetleri yetmez olmuştu. Maddi hazlar benliğini doyurmuyor içinde büyüyen boşluğa çare olamıyordu. Kendisi lüks içinde yaşarken mensubu olduğu millet açlık, fakirlik ve savaşın elinde yavaş yavaş eriyordu. Ruhunda açılan yaralara ancak halkının yüklerine omuz vererek, onlarla can cana olarak çare bulabilirdi. Kararını verdi. Suriye’ye geri dönecek ve halkı için mücadele edecekti.


Eli’nin ajanlık için Suriye topraklarına gizlice girdiği günlerde Kemal Emin Sabit ise büyük bir gürültü ile memleketine dönmüştü. Birbirine düşman bu iki kişinin yolları yıllar içinde idam sehpasında kesişecekti.


Kemal Emin Sabit’in ülkesine dönüşü büyük bir yankı uyandırdı Suriye’de. Gazeteler sık sık yer verecekti kara yağız bu cevval vatansevere. İlk iş olarak iktidardaki BAAS partisine üye oldu. Ardından devlet radyosunda gönüllü çalışmaya başladı. Tüm hayallerini ülkesinin geleceğine bağlamıştı. Can hıraş çaba sarf ediyor, fakirlere yardımlar yapıyordu. Suriye halkının kalbinde yavaş yavaş sağlam bir yer ediniyordu. Ama eski alışkanlıklarını bırakamadı bir türlü. Aşırı zenginliğin nimetlerinden yararlanmaya Suriye’de de devam etti. Yine partiler veriyor ve bu partilerde misafirlerine su gibi lüks akıtıyordu. Davetlerine ülkenin en seçkin insanları, siyasiler, askeri yetkililer, sanatçılar ve ünlü gazeteciler katılıyordu.


Bu sıralarda Eli de Suriye’ye iyice yerleşmiş ve en nadide bilgileri İsrail’e aktarır olmuştu. Alman bürokratı bulmuş ve intikamını almak için bombalı bir mektup yollamıştı. Ama suikastında başarılı olamadı. Rademacher son anda ölümden kurtuldu. Bu operasyon başarısız olsa da çok önemli askeri bilgileri İsrail’e yollamıştı. Suriye’nin saldırı planlarını erkenden öğrenen İsrail hemen hamlesini yapmış ve Suriye hedeflerini yerle bir etmişti. Bütün Suriye İsrail saldırısının şokunu yaşıyordu. Her yerde fellik fellik İsrail ajanları aranır oldu.


Kemal Emin Sabit ise çabaları ile hızla yükseliyordu. Onun hayalindeki Suriye kimseye muhtaç olmadan kendi imkanları ile büyüyecek, yerli silahlarını üretecek ne ABD’ye ne de Sovyetlere muhtaç olmayacaktı. Hayallerini gerçekleştirecek makama doğru da hızla ilerliyordu. Savunma Bakanlığı müsteşarlığı görevine getirilmişti. Üretimi yapacak tesisleri İsrail’e yakalatmamak için çok gizli çalışıyordu. İşte o sıralarda İsrail’den Suriye’yi çok zora sokacak hamle geldi.


Suriye çok gizli şekilde Fırat nehri üzerine kurulacak devasa bir baraj projesi yürütüyordu. Öyle ki bu proje ile tarımda olağanüstü bir sıçrama yapacaktı. Yıllardır bu proje için bütçe ayırıp malzeme ve teçhizat yığınağı yapmıştı. Ama Eli’nin bilgisi oldu. Yerini tespit ettiği yığınağı İsrail’e bildirdi. Bir anda Suriye semalarında beliren İsrail jetleri yığınak bölgesini ateş hattına alıp cayır cayır yaktılar. Suriye’nin onlarca yıllık emeği kül olup gitti. Suriye ile İsrail savaşın eşiğindeydi. Kemal Emin Sabit’in olaya el atması kaçınılmazdı. Derhal güney sınırına gitti. Hem askerlere moral vermek hem de olası savaş için stratejik planlar yapmak istiyordu. Orada gördükleri inanılmazdı. Golan tepelerindeki Suriye mevzileri çorak arazide çok iyi gizlenmişti ama İsrail’in uzaydan alacağı görüntülerde buraların tespit edilip imha edilmesi kaçınılmazdı. Belki de baraj inşaatını ve diğer askeri mevzileri buralardan tespit edip bombalamışlardı. Yapılacak en iyi şey Golan Tepeleri’ndeki askeri mevzilerin ağaçlandırılması ve böylelikle uydu görüntülerinden kaçırılmasıydı. Gayet mantıklı bu öneri kabul edildi ve mevzilerin olduğu bölgeler ağaçlandırıldı.


Kemal Emin Sabit’in fikir ve projeleri öylesine kabul görüyordu ki yakın zaman içerisinde başbakan olması kaçınılmazdı.

Eli ise zor durumdaydı. Tüm teşkilatları ile Suriye güçleri peşine düşmüştü. Yakalanması an meselesiydi. Görüştüğü MOSSAD yetkililerinden İsrail’e geri dönmesi için izin istedi. Durumun vahameti ortadaydı. Son bir görev istediler ondan. Sonra memleketine dönebilirdi.


O sıralar Suriye istihbaratının başına getirilen Albay Ahmet Süveydani için en önemli görev ülkesine ağır bedeller ödeten İsrail ajanını yakalamaktı. Bunun için büyük bir çaba sarf ediyordu. Yapılacak ilk iş sınırları çok iyi denetim altında olan Suriye’den bilgilerin nasıl sızdırıldığıydı. Tüm çabasına rağmen teknik imkanları bunu belirlemeye yetmedi. Yapılacak tek şey Sovyetlerden destek almaktı. Çok gizli yürütülen çalışma sonucunda Sovyetlerden uzman bir ekip getirtildi. Önce bilginin nasıl sızdırıldığının tespitine çalışıldı. Fark edildi ki radyo frekansları ile İsrail Suriye arası bir hat kurulmuştu. Şimdi sıra ülkede bulanan yüzlerce radyo istasyonundan hangisinden yayın yapıldığının tespitine gelmişti. Bir akşam kayıtlı tüm radyo istasyonlarına baskın düzenlendi ve yayınlar aynı anda kesildi. Ama bir yerden radyo yayını devam ediyordu. İsrail ajanının yeri tespit edilmişti. Artık geriye kaçırılmadan yakalanması kalmıştı. En ufak hatada kuşun elden kaçacağı ortadaydı. Baskının ne zaman ve nerede yapılacağı kararlaştırıldı. Kemal Emin Sabit’in evinde yaptığı parti ansızın basıldı. Bilgi toplamak için bu partiden daha iyi bir yer olamazdı. Çünkü tüm siyasi ve askeri kişiler bu partide olacaktı. Ağzı gevşek yetkililer hafifte sarhoşluktan sonra bülbül gibi ötüyorlardı çünkü. Kimse ne olduğunu anlamadan Suriye güvenlik görevlileri Elyahu Cohen’i kıskıvrak yakaladı.


Ertesi günkü manşetler ise Suriye halkında şok etkisi yarattı. Her yerde aranan İsrail ajanı Elyahu Cohen, gelecekte Suriye başbakanı olmasına kesin gözüyle bakılan Kemal Emin Sabit’ten başkası değildi. Savunma bakanlığı müsteşarı koltuğuna oturan Kemal Emin Sabit ülkenin tüm gizli sırlarını tereyağından kıl çeker gibi çekmiş ve İsrail’e ulaştırmıştı. Dünyanın en büyük casusluk olayına imza atmıştı. Tüm Arjantin haberleri MOSSAD’ın müthiş bir istihbarat olayıydı. En ince detayına kadar planlanmış mühendislik harikasıydı. Öyle ki Kemal adını tüm İslam coğrafyasının kahramanı olan Mustafa Kemal Paşa’dan, Emin adını güvenilir manasında Muhammed-ül Emin yani peygamberimizden almıştı. Adamın ismi bile hayırlara vesileydi.


Suriye’ye olağanüstü kayıplar verdiren bu ajan derhal yargılanıp idama mahkûm edildi. İsrail idamı engellemek için kampanyalar başlattı, Papa’yı bile araya soktu. Ama Suriye’yi mahveden bu adamı idamdan kurtaramadı. Başkent Şam’ın en büyük meydanında halkın gözü önünde 18 Mart 1965’te yağlı urganı boynuna geçirdiler. İsraillilerin cesedi bulup Kudüs’e kaçırmasını engellemek için cesedi bilinmeyen bir yere gömdüler. Çünkü Kudüs Yahudiler için cennet bahçesi Aden’e açılan kapıydı. Böylesine büyük bir vatanseverin kemiklerinin kutsal Kudüs topraklarında olması gerekirdi.


Eli ölümünden sonra da İsrail’e çok büyük bir hizmet daha yaptı. 1967 yılında patlak veren 6 gün savaşlarında İsrail, Suriye ve Mısır ordusunu darmadağın etti. Suriye’nin güney mevzilerini bir anda yerle bir ederek geçti. Gizli askeri mevzileri eliyle koymuş gibi bulmuştu çünkü. Eli’nin Golan Tepeleri’nde ağaçlandırdığı yerler askeri bölgeleri kabak gibi İsrail uçaklarının önüne koymuştu. Aslında o devirlerde uydu fotoğrafları filan yoktu. Çorak arazide belli olmayan askeri mevzileri işaretlemek için kasti olarak ağaçlandırma yaptırtmıştı. Ve bu durum İsrail’in oldukça işine yaradı. Bu savaşlarda su kaynaklarına sahip Golan Tepeleri’ni kendi sınırlarına kattı İsrail. Elyahu Cohen İsrail için Casusların Tanrısı olmuş, ulusal bir kahramana dönüşmüştü. Kemiklerinin anavatana getirtilmesi İsrail için bir şeref meselesi oldu. Ama Suriye her şeye rağmen vermedi kemikleri.

Bana göre inanılmaz bir casusluk olayı olan bu hikâye sizce daha stratejik bir öneme sahip Türkiye’de de hayata geçirilmemiş midir? Kemal Emin Sabit sandığımız Elyahu Cohenler yok mudur içimizde. Belki de en vatansever sandıklarımız en büyük hainlerimizdir. Şöyle bir başınızı kaldırıp bakın etrafa, içimizdeki Elyahu sizce kimdir acaba? ;)



Editör: Mehmet Keklikçi