CANLI TAŞIMACILIĞI NEDİR?


Başlık sanki biraz kaçakçılık gibi değil mi? Ama okuyunca bana hak vereceğinizi düşünüyorum. Can taşımacılığı yapan onlarca işten birine değinmek istiyorum bu ay. İçinizde taksiye binmeyeniniz neredeyse yoktur. Günümüz toplumunda bir yerden bir yere en hızlı ulaşım olanaklarından biridir. Kendi arabası olanlara sözüm yok. Ama bazen onlar bile taksi kullanırlar. Özellikle uçakla yolculuk yapacakların vazgeçilmezidir taksiler. Evin önünden doğru havaalanına. Anayolun, sokağın en ulaşılabilir yerine duraklarını kurarlar, bazı sokaklara da çağrı aygıtı takarlar; direklere, ağaçlara. Sokakları, yolları, kestirmeleri onlardan iyi bilen yoktur neredeyse. Bir de postacılar, kargocular bilir ancak taksici olmak için en büyük koşullardan biridir tüm yerleri avucunuzun içi gibi bileceksiniz. Yurtdışında bunun için özel bir eğitim dahi veriliyor. Yolcuyu yormadan, sarsmadan, en güvenli ve hızlı biçimde gideceği yere bırakmalılar. Öte yandan her işte olduğu gibi bu iş kolunun da güçlükleri, çıkarcılıkları, toylukları, ustalıkları var. Ne yazık ki işi kötüye de iyiye de kullanan oluyor. Bu işin çok güzel bir yanı daha var ki o da o yörenin yaşayanlarını tanırsınız taksicilerden. Çünkü genellikle o yörenin içinden çıkmış, bağrından çıktığı toplumun kurallarını özümsemiş, davranışlarını benimsemiş, konuşmasını, seslenmesini, ağzını o yöreye özgü biçimde öğrenmişlerdir. Özellikle böyle sürücülere denk gelince ayrı bir mutlu oluyorum ben. Taksicileri severim. Güç durumda kalınca yolu sorduğumuz, cebinizde para kısıtlıysa anlaşma yapabildiğiniz, sizi evinizden alıp götüren ve evinize getiren, ekmeğinin peşindeki kişilerdir. Toplum adamıdır. Toplumun bir bakıma yansımasıdır da. Yörenin yaşayanlarını tanımak istiyorsanız toplu ya da özel taşıma yapan sürücüleri gözlemlemenizi öneririm. Az çok bir görüş oluşturacaktır belleğinizde. Bir gün tren garına gitmek için sabah 6’da bindim bizim buranın uzun soluklu durağındaki bir taksiye. Yola koyulduk; 10 dakika sonra da ineceğim yere geldik. Taksi fişi istedim kendisinden. “Olur” dedi bana ve ben araçtan inip sürücü yanına geçtim, dışarıda ayakta bekliyorum. Parayı uzattım camdan, üstünü aldım. Sonra o önce taksi fişini aldı, ardından kalemi. Durakladı bir an. Ben ise karşı yöndeki havaalanı toplu taşımasına yetişmek için ivedi ediyorum, çünkü uçağa yetişmem gerek. Göz göze geldik sonra fişle kalemi bana uzatıp, “Abi sen yazıver.” dedi. Abi dediği de kendinden kaç yaş küçük yalnız. Saniyelik bir duraksamadan sonra ben de; “Neyse, kalsın şimdilik.” deyip ivedilikle karşıya geçtim. Araç dolu olduğu için binemedim. Başladım bir sonrakini beklemeye. O sırada da taksicinin davranışını düşünmeye başladım. Altı üstü ufak bir kâğıda günü yazacak, tutarı yazacak sayı ve yazıyla sonra da kaşeleyip bana verecekti. Sanırım yeni başlamış olsa gerek dedim ama yaşı benden oldukça büyüktü. Sonra, hiç fiş yazmadı sanırım dedim ama birileri istemiştir bunca sürede dedim. Sonra okuma yazma bilmiyor olamaz diye düşündüm çünkü bu kez sokak adlarını, yer adlarını okuyamazsa taksiciliği nasıl yapacak diye düşündüm. En son kaldığım nokta ise işverenin taksi fişini nasıl dolduracağını göstermediği oldu ve onun da arkadaşlarına hiç sormamış olduğu. Bunu niye anlattım diye soracaksınızdır. Şunun için; genel olarak işverenler çalışanlarına gerekli bilgileri eksiksiz veremiyor; temel koşulları sağlıyorsa paldır küldür işe başlatıyor; işi yolda öğrenir yöntemini uyguluyor; çalışan ise kendisini ayıplarlar diye kimseye soramıyor ve bilgi eksikliğiyle işini yapmayı sürdürüyor. Ancak bir gün taksi fişini gerçekten alması gereken bir yolcu çıkar ve “taksi fişi yazmayı bilmeyen taksici mi olur kardeşim?” diye yükselir, bu da o sürücünün canını sıkar; kafaya takan biriyse gününün kötü gitmesine neden olur, bir sonraki yolcusuna atarlı olabilir derken zincirleme bir kelebek etkisine neden olabilir. Bilemiyorum, belki de ben fazla paranoyakça düşünüyorum ancak bu tek bir örnekti. Böyle birçok iş kolu var ve yeterince eğitim, bilgilendirme yapılmadığı için belki aşağı görülen, küçümsenen bir iş kolu durumuna geliyor. Bu da beni üzüyor açıkçası. Her iş, daha da geliştirilebilir ve bunu işverenin sağlaması, desteklemesi gerekiyor. Lastiğin patladığı yere dek gitsin kafasıyla yürümemeli. Toplumun herhangi bir alanında çalışan bireyin yaptığı işi geliştirebilmesi, kendine bir şeyler katabilmesi olanağı varken neden bu boş vermişlik? Bir taksi fişi alamamak, bana bunları düşündürttü o sabah uçağa gidene dek. Yalnızca bir taksi fişi değildi benim için o. Toplumun bir yarasını gösterdi bana. Bireylerin yalnızca verilen işi yapmakla yetindiğini, kendine katkı sağlamak istemediğini, gelişmeye istekli olmadığını gösterdi. En kolay iş bile en güzel biçimiyle yapılmalıydı oysaki. Kaldı ki taksicilik bir yaşam taşımacılığı yapıyor. Hem sürücünün hem yolcunun canı taşınıyor o araçta. Öte yandan da diğer canların arasından akıp geçiyor. Her türlü ucu canlılara dokunan bir iş. Taksiciler Esnaf Odası’nın el atması gereken birçok konu var. Hemen işe koyulmalılar. Güvenli sürüş eğitiminden ilk yardıma, şehir olanaklarından şehrin geçmişine, can güvenliğinden yaya güvenliğine dek pek çok konuda bilgilendirme yapılmalı ve eğitim verilmeli kanısındayım. “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” deyimi gibi buradan tüm iş kollarına da sesleniyorum doğal olarak. Eğer ki bu biçimde bir ilerleme yapabilirsek toplumun gelişmesine hız katacağımızdan kuşkum yok. Benimkisi yalnızca bir kelebeğin çırpınışı.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube