CANAVARIN GÖZYAŞLARI - Yasak Anılar


Önce gözleriydi beni olduğum yere bağlayan. Sonra sözleri geldi ardından. Neydi bilmiyorum, neydi beni ona çeken şey? Sözleri miydi, gözleri mi?

Yıldızlı bir dolunay gecesiydi. Öyle güzeldi ki, anlatmaya ne kelimeler, ne sözler yeterdi. Tıpkı bir şair in dilinden, bir ressamın elinden çıkmış gibiydi. Leyla, en karanlık gecemin ışığı, en kıymetli düşmanımdı…


Gecenin puslu havası değişmeye yüz tutmuştu. Dünyanın bütün ışıklarını, tüm sabahlarını görmüş, beş yüz yıldır aynı havayı solumuştu. Oysa insanlar gibi oksijene ihtiyacı yoktu. Neydi öyleyse onu huzursuz kılan şey, neydi bu doldurulamayan boşluk bilmiyordu. Görmek, öğrenmeye yeter mi emin değildi. Lakin bildiği bir şey vardı, hayalinin bu zamana ait olmadığıydı. Ölümsüzler hayal kurar mı? Neden kurmasın? Tüm sonlara ait olan hikayelerin hiç bitmeyen bir öyküsüne sahipken, hayal kurmak beyhude bir çabadan başka birşey değil miydi o vakit? Lakin umursamıyordu. Zira ne gecenin matemi, ne günün ışığı ona istediğini verebilirdi. Kan, sex, içki, kadın, erkek hissettiği yada dokunduğu hiç birşeyde aradığını bulamamak lanetlenmişlerin kaderi mi emin değildi? Ta ki o sesi işitene, o gözleri görene dek. Bişey vardı kendisini ona çeken, sözleri mi gözleri mi? Tatmin olmayan bir ölümsüzü tatmin edebilir miydi bu kadın?

Usulca barların önünden geçerken duyduğu sese çekildi ölümsüz. Onu gören gözler dönüp bir kere daha baksa da, o başka kimseyle ilgilenmedi. Zira ölümsüzlerin insanlar üzerinde ki aurosu buydu. Kadınlarda erkeklerde onlara çekiliyordu. Ama onun istediği başka birşeydi. Bu gece yolunu çevirip geldiği bu caddede uzanmak istediği başka bir şey. Kızıl saçları dalgalar halinde sağ omuzundan göğsüne inmiş beyaz bir elbisenin içinde gözlerini kapayıp otururken şarkı söyleyen o kadının önüne adımladığında bakışlarında bir istek görünüyordu. Ölümsüzün arzusu, açlığa dönüşüyordu. Duyduğu ses büyüleyiciydi. İnsanların kendisinden etkilenmesi gibi, onlarda onların güzelliğine çekilirdi. Yüzlerinde ki renge, vücutlarında ki sıcaklığa ve damarlarında akan kanın doyumsuzluğuna. Uzun boyu, uzun saçları ve sürmelerinin altında ki mavi gözleriyle, uzun deri ceketinin altına giydiği çizmelerinin hışırtısıyla şarkı söyleyen kadının önünde usulca durdu ölümsüz. Sessizce onu izlerken, gözlerini açtı kadın. Ela gözleriyle karşısında dikilen yabancıyı gördüğünde şaşırdı. Ölümsüz gülümserken yanağında ki gamzesi büyüleyici bir hava sergiledi.

Ama kadın etkilenmişe benzemiyordu. Ölümsüzün gülümseyen yüzü ifadesizleşirken kadının kaşları çatıldı. Bir ürperti kaplarken adamın vücudunu bir tehlike hissetti. O anda bir gürültü koptu. Önce boğazına atılan birşeyi hızla eliyle yakaladı ölümsüz. Bunun enjektör içinde sıvı bulunan bir ok olduğunu gördüğünde kaşlarını çatamadan masaların etrafından hızla dört adam koşarak geldi ve aynı hızla ona saldırmaya başladılar. Elinde katanayle önce sağda ki saldırırken solda kinin elinde hançer vardı. Ölümsüz sağdakinin bileğini tutarak katanayı soldakine savurduğunda diğerinin hançer tutan elini kesti. Adam çığlıklar içinde kaldığında aynı hızla katana tutan diğer adamın bileğini kırdı. Üçüncü adamın kurşunları vücuduna isabet ettiğinde geriye savruldu ama bu ölümsüzü sadece kızdırmıştı. Aldığı darbelerle ayağa kalkarken bacaklarının etrafından sisler çıkmaya başladığında dişleri uzadı ve gözleri florasan gibi parladı. Şimdi yüzü o seksi ifadenin aksine yırtıcı hayvanların yüzüne dönmüştü.

Lanet olası avcılar, yüzyıllardır peşindeydi. Elini kaldırıp önünde ki avcıyı telekinetik güçle boğar gibi yerden havaya kaldırırken parmak şıkırtısıyla boğazını kırdı. Diğerini masaların üzerine savururken insanlar çoktan kaçmışlardı. Hırsla nefes alıp verirken ölümsüz, sakinleşmek için derin nefesler aldı verdi ihtiyacı varmış gibi. Gözlerini açıp kaparken usulca başını çevirdiğinde kadının ifadesiz bir suratla kendisini izlediğini gördü. Dişleri normale dönerken ölümsüzün bakışları yoğunlaştı. Garip bir dürtüyle kadına yaklaşırken neden hiç bir şey hissetmediğini anlayamadı. Hiçbir ifade yoktu gözlerinde, ne bir korku, ne şaşkınlık.

“Kimsin sen?” Dedi ölümsüz. Bu soru kadın tarafından sorulmalıyken neden bu kelimeler kendi dilinden dökülmüştü anlayamadı. Sessiz kadının kaşları çatılırken başını hafifçe ona doğru eğdi.

“Anlatıyım.” Derken yüzünde iğrenir bir ifade oluştuğunda aynı anda aldığı bir darbeyle gözleri karardı ölümsüzün. Ensesine elini götürdüğünde bir başka şırınga olduğunu gördü ve görüşü bulanıklaşırken istemsiz bir karanlık çöktü üzerine, dünya karardı.

Zaman ve mekan anlamını kaybederken ıslak birşeye gözlerini açtı. Ne kadar süre geçti üzerinden anlayamadı. Aynı ıslak darbe bir kere daha üzerine geldiğinde öfkeyle hırladı ölümsüz, kovayla üzerine su döktüklerinde uzun ıslak saçlarının ardından öfkeli gözlerle baktı etrafına, kolları iki taraftan zincirlenmiş dizlerinin üzerinde birkez daha çığlık attığında gözleri değişip dişleri uzadı, kollarında ki damarları görünürdü eğer üzerinde kıyafetler olmasaydı. Üç avcı geri çekilirken önünde yalnızca o kadın duruyordu.

Bir iki adım daha önüne gelip dizinin üzerine eğilirken onun yüzüne yakından baktı.

“Avcı, çok yaklaşma.” Dedi, arkada ki adamlardan biri. Ama kadın pek söz dinlermiş gibi değildi. Sanki yıllardır aradığı birşeyi bulmuş gibiydi. Heyecandan çok öfke vardı gözlerinde. Derinlerine işlemiş bir öfke.

“Arkadaşını dinle avcı.” Diye tısladı ölümsüz. Zira oldukça açtı. Kadın onu izlerken usulca başını sağa eğdi.

“Çaresizlik ölümsüzlerin bile aşamadığı bir yara değil mi?” Diye sorarken merakla baktı. “Denir ki ölümsüz, bir kere gördüğü birini tekrar unutmaz. Düşmanıysan asla yakanı bırakmaz. Dostuysan, dostlarını yüzüstü bırakmaz. Öyle mi ölümsüz? Doğrumu söylenenler? Bir canavarın dostu olur mu? ONLARIN DOSTLARININ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞ ŞEY Mİ?” Derken son sözlerini bağırarak söylediğinde içinde tutamadığı bir göz yaşı süzüldü yanaklarından. Yumruk yaptığı elleri titrerken başını kaldırdı. “Hatırlamadın beni değil mi? Demek ki hakkınızda söylenenler doldurma hikayelerden ibaret.” Derken ayağa kalktı. “Hatırlatayım. Bilmeye hakkın var.” Bekledi. Konuşmak için çaba sarf etti ve sonunda o sözler döküldü dudaklarından: “İnsan ömründen yirmi sekiz yıl, ölümsüzlerin gözünü açıp kapamasıdır heralde. Antares ailesini hatırladın mı? Onları öldürdüğün geceyi unutman yavan olur değilmi canavar.”

Ölümsüz gözlerini kısarken sessizce kadını izledi.

“Ne oldu, cevap vermeyecek misin? Canavarlardan insanlara dost mu olur? Yirmi sekiz yıl. BENİM AİLEMİ, ÇOCUKLUĞUMU, HAYATIMI ÇALDIN SEN.” Derken hırsla yüzüne eğilerek ıslak saçlarından tutup yüzünü yüzüne yaklaştırdı. “Öldüreceksen, arkanda kimseyi bırakmayacaksın. Yıllarca, yıllarca karanlığın içinde savaştım ben, yıllarca senden bir iz aradım. Olmayanı görmek nedemek bilir misin sen? Olmayanı aramak... Hakkında herşeyi biliyorum ölümsüz. Nelerden etkilediğini, neye üzüldüğünü, nelerin ilgini çektiğini, seninde senin gibilerinde. Beni neye çevirdin biliyor musun? Canavarların bir numaralı düşmanına. Senin bir numaralı düşmanına.” Derken hırsla ayağa kalktı. Başını eymiş öylece beklerken Ölümsüz, sessizce onu izledi avcılar. Bir süre sonra ondan bir kıkırtı duydular. Başını kaldırırken gülmeye devam etti canavar.

“Ah, ne acınası insan. Sahiden beni öldürebilecek misin?”

Kadın hızla aldığı katanayı ölümsüzün boğazına dayadı. Gözlerinde yalnızca öfke görünüyordu.

“ACINASI SENSİN. Acınası lider. Senden olanların en zalimi, en zavallısı. Merak etme, yavaş yavaş doğrarken seni nasıl öldüreceğime karar veririm.”

“Denemediler mi sanıyorsun havva kızı.” Derken kendini ileri ittiğinde ölümsüz katananın ucu boğazına battı. “Sen daha ne gördün ki?” Derken usulca gülümsedi. “karanlığın hangi yüzünü gördün?” Gülümserken başını sola eğdi. “Bilsen nerelerden geçtim ben? Bilsen şaşardın. Bilsen ödün kopardı yaklaşamazdın. Sen dostu, düşmanı benim gözümden görmedin hiç. Görsen aklın şaşardı yapamazdın.” İki eliyle zincirleri tutup duvarları delerek kopardığında hızla ayağa kalktı. “Daha gücün ne olduğunu görmeden ona karşı gelmek akıl işimi sanıyorsun sen?”

Avcılar kımıldayamadıklarını hissettiklerinde nefes alamadılar. Hepsi birden yerden havaya yükselerek atmosferde kalmış gibi öylece donup kaldıklarında elleri ve kolları boşlukta öylece kalmış gözleri korkuyla boşlukta kalmıştı. Kadında katanasıyla kımıldayamadığında öfkeli gözlerini ölümsüze çevirdi.

“Beni tanıdığını mı sanıyorsun sen?” Derken usulca yaklaştı kadına, “Beni yakaladığını mı sanıyorsun sahiden?” Derken usulca bir kere döndü avcının etrafında, “Yakalayabilir misin gerçekten?” Derken kızıl saçlarının bir tutamını alarak parmaklarından geçirirken tekrar önünde durdu. Avcının boyu göğsünden boynuna ancak geliyordu. Heybetli vücudunun yanında ufak tefek kalan bu kadın sahiden ölümsüze istediğini verebilir miydi merak etti? Yüzüne eğilirken gözlerine baktı. “Hikayeler gerçek çocuğum. Karanlıkta anlatılan efsaneler gerçek. Ama bu bile beni tanıdığın anlamına gelmez... Lakin dediğin olsun, onca yıl yüreğinde ki kinle büyüdün madem, o halde sana beni durdurman için bir fırsat vereceğim.” Derken kadını tek eliyle başından tutarak şakağına bir öpücük kondurdu ve kulağına yaklaştı. “Eğer sahiden ölümsüzleri öldürmenin bir yolunu bulursan yeniden bul beni. Ben, bugün öldürmeyeceğim seni.”


Karanlıkta kaybolurken ölümsüz, ancak kımıldayabildi avcı. Hırsla katanasını atarak ellerini saçlarının arasından geçirip eğilirken bağırarak ağlamaya başladı.

Netmiş gibi bilinen bazı şeyler yanıltıcı olabilirdi. Zira bazı hikayelerin kahramanları yenikti. Kazanırken bile kaybederdi. Olurdu öyle bazen, kötüler kazanırdı. İnsanın içindeki zayıflık kazanırdı.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube