C♀NS♂YET MANİFESTOSU

En son güncellendiği tarih: May 4


Karmaşık insan toplumları her zaman, adil olmayan ayrımlara ve eşit hakları olmayan sınıflara ayrılmıştır.Bu ayrımların temelinde yatan cinsiyet faktörü ve bu faktörden doğan bireyler arasında, adil olmayan ayrımlar, eşit olmayan haklar gibi daha birçok şeyi yaratan ve aşılması gerektiğine inandığım - daha da önemlisi- cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik gibi terimlerin birbirleri ile bağlantısının tüm toplum bireyleri tarafından bilinip öğrenilmesi gerekir. Aksi takdirde cehaletin kol gezdiği toplumlarda yaşayan bazı bireyler; cehaletten doğan tehdit, haksızlık, dışlanma, ötekileştirme, küçümsenme ve hatta en doğal hakkı olan ‘bireyin yaşama hakkına taciz ve tecavüze maruz kaldıklarını görebiliyoruz.


Olayın kökenine inmek gerekirse:

Toplumun iki ana unsuru olan kadın ve erkek, biyolojik özellikleri bakımından farklıdır. Buna ‘’cinsiyet’’ denir.

Kadın ve erkek olmanın biyolojik özellikleri dışında toplumsal anlamı da vardır ve aslında kadın ve erkek dediğimizde aklımıza gelenlerin önemli bir kısmı, bu toplumsal anlamla ilişkilidir.(Zehra Y.Dökmen)


Cinsiyet(sex) terimi kadın ya da erkek olmanın biyolojik yönünü ifade eder.Bunun dışında İngilizcede “gender”terimi kullanılır. Türkçede karşılığı olmamasına rağmen son zamanlarda “toplumsal cinsiyet” kavramı kullanılmaya başlanmıştır.


Toplumsal cinsiyet(gender) kavram ise kadın ya da erkek olmaya toplumun ve kültürün yüklediği anlamları ve beklentileri ifade eder.


Toplumsal cinsiyet kavramını feministler, kadınlar ile erkekler arasındaki farklılıkların kültürel ve sosyal açıklamalarını vurgulamak üzere kullanmayı tercih ederler.(Zehra Y.Dökmen)


Cinsiyet ikili bir sınıflamaya karşılık gelir: Kadın ve erkek.

Bebeklerin, doğduklarında; hatta doğmadan önce sahip oldukları cinsel organları doğrultusunda yaşamları şekillenmeye başlar: Kıyafet renkleri , , oyuncakları , ilgi alanları, büyüdüklerinde meslekleri ... gibi daha birçok şey… Tüm bu ayrımlar bireyler için önceden planlanır

.

Prof.Fausto Sterling insanların ille de erkek ya da kadın olarak kategorileştirilmesine karşıdır. Ona göre insanları iki cinsiyetten birine ait olarak düşünmek yeterli değildir. Bazı insanların biyolojik yapıları bu ikili sisteme uymayabilir. Fausto Sterling , beş cinsiyetten söz edilebileceğini vurgular. Kadın ve erkeğin yanı sıra, biyolojik olarak hem erkek hem de kadın olanlar(hermaphrodites) , baskın olarak erkek olan ama kadınsılık özellikleri de taşıyanlar(malepseudohermaphrodites) , ve baskın olarak kadın olan ama erkeksilik özellikleri de taşıyanlar (femalepseudohermaphrodites ) vardır.


Fausto Sterling çok cinsiyetçiliği kabul etmenin ve bireyleri ille de ikili sisteme uygun olmaya zorlamanın bir ütopya olduğunu ve bazı sorunlara yol açabileceğini kabul etmekle birlikte pek çok psikolojik sorunu da halledebileceğini belirtir.(Zehra Y.Dökmen -Toplumsal cinsiyet – psikolojik açıklamalar)


Karıştırılan bir diğer konu ise “cinsel kimlik”ve”cinsiyet kimliği” meselesidir.

Cinsiyet kimliği, kişinin kadın veya erkek olduğudur.

Cinsel kimlik ise duygusal ve cinsel olarak hoşlandığı cinsiyet grubuna duyduğu ilgidir; cinsel yönelimdir.


Tabiri caizse kişinin kiminle sevişeceğine kendisinin karar vermesidir. Bunlar heteroseksüellik , homoseksüellik, biseksüellik, transseksüellik , aseksüellik , interseksüellik , panseksüellik gibi sınıflara ayrılabilir.


Toplumlar bireyler için belirli roller biçerler. Tıpkı tiyatroda senaristin sahnedeki oyuncular için yazdığı senaryo gibi.Bu toplumsal cinsiyet rolleri, zamanla bireyin cinsel kimliğini saklamasına , yönelimlerini gizli saklı yaşamasına ve daha da önemlisi bireyin içinden geldiği gibi davranamayıp toplumun rollerine bağlı kalmaya zorlar.


Toplumsal cinsiyet rollerine uymayan bireyler;çeşitli sınıflara ayrılmaya, yalnızlaştırma politikasına yöneltilmeye, kötüleştirilmeye , toplumdan yalıtılmaya zorlanır.


“Herhangi bir insan grubunu (eşcinseller , çingeneler, siyahiler...)yalıtılmış kılmanın en iyi yolu herkesi bu kişilerin bir kirlilik kaynağı olduğuna inandırmaktır.”(Yuval Noah Harari- Homo sapiens)

Örnek olarak Ortadoğu ülkelerindeki LGBT+İ(Lezbiyen-Gay-Biseksüel-Transseksüel-İnterseksüel) bireyleri ele alalım. Vatandaşı olduğum ülkeden örnek vereceğim: Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde LGBT+İ bireyleri toplumun cinsiyet kurallarıma uymadıkları ,toplumun bireyler için uygun gördüğü senaryoların dışına çıkıp bireysel ve kendilerini ifade edecekleri farklı değerler ve normlar aracılığıyla eşitlik mücadelesi verirler. Evlilik hakkı, iş alanları ve kamusal alanlarda cinsel kimliklerinin göz önünde bulundurulmamasına ve bir birey olarak var olmak istediklerine şahit oluruz. Bu sebeple toplumsal cinsiyet rolleri, bireyin cinsel kimliğini ciddi anlamda etkiler.


NEDİR BU TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ ?


Kadın ve erkeğin biyolojik yapılarının belirlediği kurallar olmayıp kültürlerin , sosyal çevrenin , büyük ölçüde toplumun belirlediği birtakım kurallar kümesidir.

Size sorulmadan çoğunluğa bakılarak sizin hangi renk kıyafetler giymeniz gerektiğini , hangi oyuncaklarla oynamanız gerektiğini , hangi meslek grubuna dahil olup hangisine olmamanız gerektiğine karar veren , ev ortamında veya ofis ortamında iş bölümünde hangi işleri yapıp hangilerini yapmamanız gerektiğini , hangi davranış ve tutumlarda bulunmanız gerektiğini , hangi cinse yöneliminiz olması gerektiğini (kadınsanız erkek , erkekseniz kadın olması gibi) odanızın ne renk olup isminizin ne olması gerektiğine kadar her şeye sadece sizin sahip olduğunuz cinsel organınıza bakılarak toplum tarafından oluşturulan yazılı olmayan ;fakat çoğunluk uyduğu için “normal” kabul edilen rollerdir.


Yapaydır , doğal değildir. Doğalın, normalin bu olması gerektiğini size bebeklikten çocukluğa , çocukluktan ergenliğe , ergenlikten yetişkinliğe değin telkin ve aşılama yoluyla toplumun kalıp yargılarının bireye dayatılması sonucu oluşurlar. Küçükken seçim yapma şansımız yoktur. Çoğunluğun yaptığı doğrudur der -sevilmek ve kabul görmek için- hayatlarımız o doğrultuda şekillenir.

Büyüdüğümüzde ise -birçoğumuz için artık- çok geçtir.

Toplumsal cinsiyet rolleri çağdan çağa değişir. Tıpkı ;

Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan bir Türk kadınının oy kullanma hakkının bulunmaması ve sırf kadın olduğu için yönetimde söz hakkının bulunmaması; fakat aynı topraklarda Türkiye Cumhuriyeti’nde 5 Aralık 1934’te kabul edilen yasa, Türk kadınına seçme ve şeçilme hakkı tanımıştır. Bir kadının biyolojik yapısı XX kromozomlarından oluşuyor. Eskiden de bir kadının kromozom çifti XX idi şimdi de XX . Bu örnekte toplumun kadından veya erkekten beklediği rollerin değişkenliğini görüyoruz.

Türkiye gibi üçüncü sınıf toplumlarda hep erkeğin çalışan , para getiren , savunmacı , koruyucu ,yönetici , saldırgan olması ve bu yüzden de mühendis , ceo, avukat, doktor ,cumhurbaşkanı,futbolcu gibi toplumun gözünde statü sahibi meslek gruplarına uygun olduğu;kadınların ise daha duygusal , şefkatli , merhametli bu yüzden de hemşire , öğretmen , hasta bakıcı , temizlikçi , ev hanımı gibi meslek gruplarına uygun görüldüğü düşünülmüştür. Oysa erkeklerde evde ailesi ve çocukları ile daha fazla vakit geçirmek isteyebilir. Bunun yanı sıra kadınlar da mühendislik , avukatlık , ülke yönetimi gibi üst kademelerde görev yapabilirler.


Bu gibi ayrımların bize yüklediği görevler biyolojimizle ilgisiz , tamamen toplumun uydurma kuralları ve birçok kişinin mutsuzluğunu göz ardı eden , her an yıkılma tehlikesi ile baş başa kalan düzendir.


Kısaca : “Biyoloji izin verir kültür engeller .“

Toplumsal cinsiyet rolleri barındıran reklamlarda -medyanın her seferinde araba reklamında bir erkeğe , deterjan ve temizlik temalı reklamlarda bir kadına- rol vermesi kutuplaşmayı artırıyor. Aynı şekilde oyuncaklardaki erkek çocuk reyonunun mavi ve tonları , kız çocuk reyonunun pembe ve tonları olması toplumdaki kadın-erkek rollerini küçüklükten itibaren zihne yerleştiriyor.


Peki ya kullandığımız küfürler?..

Kaç tanesi erkeği aşağılıyor? Hepimizin bir kadından olduğunu, dünyada her şeyin kadının eseri olduğunu bildiğimiz halde lügatimize girmiş küfürlerin tümü kadın bedeni üzerinden , kadını aşağılayan türde küfürlerdir.

Refah seviyesi yüksek olan toplumlardan ABD’deki Oxford Üniversitesi öğrenci birliği, cinsiyet bildiren he/she kelimeleri yerine okullarında bulunan trans bireylere olan saygıları sebebiyle he/she yerine cinsiyet bildirmeyen “ze” kelimesini kullanmayı önermişlerdir.


Türkiye’ye bakıldığında ise “Pembe Otobüs Projesi’’gibi cinsiyetçi bir proje ile karşılaşılır. Toplum olarak insanların ayrıştırılması yerine birleştirilmesi; kutuplaştırılması yerine ortak paydada buluşturulması toplumsal gelişme adına atılacak önemli bir adım olacaktır.


Eğitim , iş , hukuk alanında siyasi ve ekonomik alanda cinsiyetçi kelime ve kelime gruplarına , ifadelere , rollere , ayrıştırılmaya karşı , kişiye sadece bir birey olarak bakılması daha sağlıklı olacaktır.

Renklerin , mesleklerin , aşkın, oyuncakların ... cinsiyeti olmaz.

“Bırakın ruh istediği gibi dökülsün fiziğe”.

“Bir toplum erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki , bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin.”

-Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.


Yazan : Mehmet ŞENGÜLOĞLU

Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube