BUZ YÜREKLER

En son güncellendiği tarih: May 9


Bu ay değişik yapalım, ayrı ayrı kitaplar değil bir seriyi yorumlayalım. İlk kitabı yaz sonu okumuştum. Çünkü 4. Kitap Ekim 2018 de yayımlandı ama ben okumaya fırsat bulamamıştım. Serinin 4. Kitabı çıkınca daha fazla erteleyemedim ve okumaya başladım. Araya başka kitaplar da alarak 4 kitabı 3 ayda okudum. Yayımlanma sırasına göre yoruma başlayalım:

1-Yazar Adı: Gençosman Denizci

Kitap Adı: BUZ YÜREKLER

Yayın evi: HAYAT

Basım Yılı: 2017 ( 4. Baskı )

Türü: POLİSİYE ROMAN

Sayfa Sayısı: 311

* Gençosman Denizci'nin ilk kitabı "Buz Yürekler"i okudum ( polisiyeyi özlemişim ). Gençosman Hoca'mın kalemine, yüreğine sağlık. Başarısı daim olsun. İmzalayarak gönderdiğinden bu ince davranışı için ayrıca teşekkürler.

* Yazarımızı tanımayanlar için kısa bir biyografi: 1964 yılında Rize'de doğan yazar, ilk, orta ve liseyi doğduğu şehirde okudu. 1993 yılında Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu ( tesadüf aynı okuldan mezunuz ama benden eski mezun, meslektaş çıktık ). 1992 yılından beri İstanbul'da yaşayan yazarın asıl mesleği Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetçilik olup ( benim de serbest muhasebe sertifikam var ayrıca şimdilik paralel gidiyoruz ) maliyet muhasebesi uzmanıdır ( burada yollarımız ayrılıyor; en sevmediğim bölüm maliyet muhasebesi, ben kasa ve cari hesap. Yanlış anlamayın sevmiyorum dedim yoksa notlarım yüksekti mm de ) . Amatör olarak şiirle de uğraşan yazar, evli ve 3 çocuk babasıdır ( Allah bağışlasın ).

* Kitap türünden de belli olduğu gibi polisiye. Mesleğine aşık Başkomiser Fatih ile tanışıp gizemli cinayetleri nasıl çözdüğünü okuyoruz. Arka kapakta : "Sade ve akıcı bir dille kaleme alınan bu roman, İstanbul'dan başlayarak Erzincan'a kadar uzanan, macera ve heyecan dolu ' Bir Anadolu Polisiyesi'dir." dese de siz inanmayın. Macera, heyecanda problem yok ama dediği gibi Anadolu Polisiyesi sadece İstanbul - Erzincan ile sınırlı kalmıyor; Anadolu'nun bir bölümünü Başkomiser Fatih ile soluksuz bir biçimde zamana karşı yarışarak dolaşıyorsunuz.

* İlk sayfadan dikkat kesiliyorsunuz. Maçka'da yolda iken karşıdan gelen araba bir Erzincan bir Erzurum yönü oluyor; aklımız karışıyor ( ne yapıyoruz? Tabii derhal harita açılıp güzergahlar, yollar kontrol ediliyor ). Ne de olsa polisiye ipucu kaçırmamamız lazım.

* Kahramanlarımız, tarih bölümü mezunu oldukları için olaylarda tarihi yerlerde geçiyor doğal olarak. Böylece Türkiye'mizin muhteşem tarihi mekanlarını tanıyıp haklarında sıkılmadan bilgi ediniyoruz.

* 300 sayfadan fazla olmasına rağmen ben 2 günde sıkılmadan, yorulmadan, keyif ve merakla okudum.  Sizler de benim gibi hala Başkomiser Fatih ile tanışmadıysanız bir an önce tanışın. Çünkü 4. macera yolda. Bir an önce diğerlerini de edinip okumalı.

* Kitaptan bir kaç küçük alıntı:

+ 'İlkbahar, yaz, sonbahar, kış' diye, ilköğretim sıralarında öğretilen dört mevsim klasiği buralarda pek geçerli değildi! Doğu'da kış demek, sekiz ay boyunca toprağın rengine hasret kalmak demekti.

+ Türkiye'de hüküm sürmüş Urartular dönemine ait çeşitli taşlardan yapılmış çanak, çömlek türü mutfak eşyası parçaları, çivi yazılı kitabe kalıntıları, eserlerden bazılarıydı.

+ M.Ö. 479 yılından M.S. 1453 yılına kadar tam yirmi sekiz kez kuşatılmıştı İstanbul...

+ Fatih, çeşitli av hayvanlarının resmedilmiş olduğu, Bizans döneminden kalma mozaikleri hayranlıkla seyretti. Erzincan bölgesinde 'çark' diye tabir edilen yıkanma taşının, binlerce yıl öncesinde yapılmış bir örneğinin mimari güzelliği karşısında oldukça şaşırmıştı Başkomiser.

2-Yazar Adı: Gençosman Denizci

Kitap Adı: KANLI İCAT

Yayın evi: HAYAT

Basım Yılı: 2015 ( 1. Baskı )

Türü: POLİSİYE ROMAN

Sayfa Sayısı: 347

*Serinin 2. Kitabı “Kanlı İcat”ı okudum. Seri olarak geçse de Agatha Christie2nin Hercule Poirot’su gibi olayı çözen ekip; bazı karakterler aynı ama olaylar, mekanlar farklı, her kitap yeni bir macera.

*Genç bir mucit, uluslararası enerji şirketi ve kan davası… Cinayet Büro Amiri olan Başkomiser Fatih yine suçluların peşine düşüyor, gizemli cinayetleri aydınlatmaya çalışıyor.

*Birinci sayfada cinayetle başlıyorsunuz ama Fatih başkomiserin açığa alınmasıyla farklı bir yöne kayıyor ve içinizi acıtan gerçeklerle yüz yüze geliyorsunuz. Fatih başkomiser gibi işini hakkıyla yapan, emek harcayan bir memurun; müsteşar, danışman gibi gelgeç olan ama yetkili biri tarafından sadece kişisel hırsı yüzünden işinden edilmesi reva mı? İş ve özel yaşamı ayırma profesyonelliğini ne zaman elde edip gerçek medeniyete ulaşacağız acaba? İşini, yetkisini kötüye kullanmada cabası.

*Çok güzel bir soru var, senelerdir kanayan yara. Benim çocukluğumdan beri şikayet edilir ve çözüm aranır. Ama 50 senedir çözüm bulunamadı. Maalesef, bir arpa boyu yol alınamadı. Soru(n)ya gelelim, kurban öldürülmeden önce soruyor: “O zaman kan davası neden özellikle Müslüman ülkelerde çok yaygın? Özellikle de kırsal kesimde.” Üstelik dinimiz yasakladığı halde.

*Rahatlıkla okunan, polisiyenin heyecanı ile akıp giden bir kitap. Çevreyi, mekanları çok güzel anlatmış. Siz de kahramanlarla dolaşıyor gibisiniz. Olayların geçtiği yerlere gitseniz verilen ayrıntılar sayesinde kaybolmazsınız.

*Sadece mekanlar, çevre değil yörenin töreleri, kültürü, mutfağı hakkında da bilgi veriliyor. Ama ayıp oluyor; bilen var, bilmeyen var; yiyen var yiyemeyen var. Canımız çekiyor;öyle kebaplar, kocakarı gerdanları falan…

* Kitaptan birkaç alıntı:

+ Polis memuru Cemil, hafif omuz darbesiyle iğreti duran ahşap kapıyı değil de çürümeye yüz tutmuş gencecik bir bedene hapsolan sessiz çığlığın yürek kapısını ardına kadar araladığının farkında değildi!

+ Seyretmeye doyamadığı kıvrım kıvrım virajları, falezleri, yeşilin maviyle kucaklaştığı Doğu Karadeniz’in o cennet misali kıyı şeridini; şimdi artık mazide kalmış kartpostal gibi hayal etmek ne acı bir duyguymuş, diye düşündü.

3-Yazar Adı: Gençosman Denizci

Kitap Adı: FORMÜLÜN PEŞİNDE

Yayın evi: HAYAT

Basım Yılı: 2017 ( 1. Baskı )

Türü: POLİSİYE ROMAN

Sayfa Sayısı: 350

*Serinin 3. Kitabı “Formülün Peşinde” de okundu. 3. Kitap olduğu için Gençosman Denizci’nin yazım tarzına da, Baş komiser Fatih’in bir anda olayların ortasında kalmasına da alıştık. Daha ilk sayfalarda olaylar, cinayetler başlıyor, heyecan dalgasına kapılıp merakla araştırıyorsunuz. Baş komiser Fatih ve ekibi ile birlikte en küçük ipucunu göz ardı etmeden cinayetleri çözüyorsunuz.

*Profesörün insanlık adına bulduğu müthiş formülün peşine düşen karanlık güçler, kıskanç rakipler, ayrılığı kaldıramayan kıskanç eş… Kaçırılan Türk gencini kurtarmak için İngiltere’ye giden Başkomiser Fatih’in oradaki kadim dostu ve meslektaşı, Scotland Yard polis şefi Kevin’le birlikte nefes kesen operasyonunu okurken yerinizde duramayacaksınız.

*Konu kanser ilacı olunca tabii insanın içi sızlıyor. Yeni nesil bilmez ama kitabı okuyunca belki araştırırlar, okurken aklıma ilk gelen şeyi bölüm sonunda yazarımızda belirtmiş. Operatör Doktor Ziya Özel zakkum ekstreli kanser ilacı bulmuştu. Aynı kitapta işlenen muamelelere muhatap olmuştu ve “şarlatan” diye suçlanarak kendisine “Zakkumcu Doktor” lakabı takılmıştı.

*Gene aynı bölümü okurken düşündüğüm: Bir şey keşfeden ve yerli üretim yapmaya çalışanlara hep aynı şeyler yapılmış, sabote edilmişler. Akla ilk gelen tabii ki “Devrim Arabaları”… İlk uçağımız için çalışan Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ… Türkiye 1936 yılında kendi uçağını üretmişti. Türkiye'nin önemli iş adamlarından Nuri Demirağ'ın çabalarıyla kurulan uçak fabrikası yaşanan talihsiz bir olayın ve dönemin yöneticilerinin desteğini çekmesi üzerine kapanmak zorunda kaldı. Bir tarım ülkesi olarak en ihtiyacımız olan şey nedir? Traktör. İlk yerli traktörün hikayesini kaç kişi biliyor? Türkiye’nin ilk yerli traktörü HSG, 1963 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde üretildi. Ancak seri üretime geçemeyen HSG artık yalnızca müze ve fotoğraflarda yaşıyor, aynı Devrim Arabaları gibi. Ve bildiğimiz, bilmediğimiz, unuttuğumuz daha niceleri…

*Yazarımızın zarif bir hareketi var. İlk kitaptan beri karakterlerin isimleri kitap gruplarında aktif olan üyelerin isimleri. Ve kitaplardan ve kitap guruplarından yeri geldikçe bahsediyor. Kendisine bu açıdan teşekkür ediyoruz.

* Olayların bir bölümü Londra’da geçiyor o yüzden Londra’yı da çok güzel tarif etmiş. Yarın öbür gün yolumuz düşerse kitaptaki tariflerden yararlanabiliriz.

*Kitaptan alıntılar:

+İyice kararan havada Ay’a nazire edercesine, ışığı Boğaz’ın kıyısında küçük yakamozlar yapan lamba direğini sırtına yastık eyleyip başını ayak seslerinin geldiği öne doğru çevirdi.

+İlaç hayvanlar üzerinde, kanser modellerinde etkili bulunmuş ve bitki ekstresini alan hayvanların midesinde ve pankreasında kanser modellerinin gelişmediği tespit edilmişti.

+Bütün bunlar yine de kanserin pençesinde eriyip giden genç, yaşlı biçare hastaların sevdikleri tarafından toprağın kara bağrına emanet edilmelerinin önünü bir türlü alamamıştı.

4- Yazar Adı: Gençosman Denizci

Kitap Adı: SIR ÖLÜM

Yayın evi: HAYAT

Basım Yılı: 2018 ( 1. Baskı )

Türü: POLİSİYE ROMAN

Sayfa Sayısı: 334

*”Sır Ölüm” adlı serinin 4. Kitabı da okundu, güncel duruma gelindi. Bakalım bu kitapta bizi hangi olaylar bekliyor? Yazarımız cinayetleri genelde bildiğimiz, basında sıkça sözü edilen güncel konulardan seçiyor. Böylece hem güncel olayları hatırlıyoruz, hem de değişik açıdan bakmış oluyoruz.

*ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünden mezun olan Mehmet, üzerinde yoğunlaştığı Akıncı Tank Projesi'nin sonuna yaklaşmıştı. Genç mühendis, daha önce de F-16 savaş uçaklarının yazılımında çok önemli işlere imza atmıştı. Başkomiser Fatih, gece vakti aracın içindeki cansız bedeni daha iyi görebilmek için otomobilin diğer tarafına geçmişti ki hızla üzerine doğru gelen başka bir arabanın farlarından gözleri kamaştı.

*Bu sefer kurban, yeni icatlar ve yerli üretim için çalışan bir mühendis. Sonuç ise aynı engellenme ve cinayete kurban gitme. Hemen akıllara Aselsan olayları geliyor ve mukayese yapılıyor. Gene icatların engellenmesinde Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ’dan bahsediliyor. Bunlar, Devrim Arabaları'nı ve ilk traktörün başına gelenleri ister istemez düşündürüyor. Bu sabotajlar ihanet değil mi? İnsan sadece kendi çıkarı için nasıl böyle bir ihanet içine girer? Devletin, milletin kalkınmadıkça senin kişisel çıkarının ne kadar faydası olacak?

*Bu ihanetlerin değişik boyutları var tabii ki. Sadece bir icadı -keşfi- engellemek değil farklı boyutlarda, maddi olarak devlete ve millete zarar vermek de ihanet değil mi? Bizzat şahit olduğum bir olay, yıl 1998 X hastanesi onkoloji servisinde amcamın tedavisi sırasında gördüklerimdir. Koridorlarda kocaman sandıklar duruyor, hastalara yer yok ve radyoterapi için hastalar başka yerlere sevk ediliyor. Bende bir görevliye sordum: “Bunlar nedir? Neden depoda değil de koridorda duruyor?” Aldığım cevap korkunçtu: “Bunlar yurt dışından gelen radyoterapi cihazları, kurulmayı bekliyorlar, kurulsa da kullanacak personel yok.” Ben de: “Neden?” dedim. Cevap aklımı aldı: “Alım antlaşmasında montaj ve personel eğitimi yok. Hastanenin de bütçesi yok. Bakanlıktan yeni ödenek ve emir bekleniyor.” Hepimiz evimize ufak tefek elektrikli bir şeyler almışızdır. Aldığınız eşyanın montajı ve kullanımının öğretilmesi yetkili servis tarafından yapılır ve bu fiyata dahildir. Uluslararası bir alım satım yapılıyor, radyoterapi makinesi gibi bir alım yapılıyor ve buna montaj  -eğitim- dahil değil. Olacak iş mi? Nasıl bir mantık, nasıl bir cahillik? Bu ihanet değil mi?

*Kitaba konu olanlar doğal olarak insanı düşündürüyor; yapılanlara bu kadar sabotaj, ihanet varken bilim insanları, mühendisler nasıl çalışacaklar? Hem çalışacak imkan verilmiyor, imkan bulanlar da farklı muameleye maruz kalıyor. Hem de beyin göçü diye serzenişte bulunuyoruz.

*Kitaptan alıntılar:

+Genç bir beden kara toprağın bağrına sarıldığında, geride kalan acılı yüreklerin payına hasrete sarılmak düşer.

+Türkiye’nin üç tarafını çevreleyen denizlerin suları, dört yanını saran ateş çemberini söndürmeye yetmiyor maalesef.

+Büyük işler her zaman, büyük hayal kuranlar tarafından başarılır.

+Son yüz elli yıldır girişilen her milli projede olduğu gibi, bu kumpasta da sırtımıza saplanan ilk hançerin kabzasında, içimizdeki beyinsizlerin parmak izleri vardı. (Atatürk bu durumu 90 yıl önce ‘Gençliğe Hitabe’sinde: “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.”  diyerek belirtmişti.)

Son söz: Polisiye seven biri olarak keyifle ve hızla okudum. Kalın olması gözünüzü korkutmasın, olayların heyecanıyla kolayca okunuyor. Seri olmalarına rağmen her kitap farklı bir olayı çözüyor dolayısıyla sıralı olmasa da okuyabilirsiniz. Yeni bir yorumda buluşana kadar kitapla kalın, sevdiklerinize yılbaşı hediyesi kitap alın…



Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube