BU KEYİF BAŞKA ŞEYDE VAR MI?




Hangi keyif derseniz? Bende tiyatro izleme keyfi derim. Bu konu nereden çıktı? diye sorarsanız; bende "Tarihte Ne Oldu?" köşesini hazırlarken; 10 Haziran 1949 tarihinde Devlet Tiyatro ve Operası'nın TBMM'de kabul edilen yasayla Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak kurulduğunu ve ilk Genel Müdür Muhsin Ertuğrul olduğunu okuyunca aklıma geldi derim.


Tiyatro ve opera hem ayrı hem de yakın sanat dalları bence. İkisini de izlemekten büyük keyif alırım (aslında en sevdiğim operetlerdir aramızda kalsın). İlk başta Devlet Tiyatro ve Operası denilmiş ve tek yasayla kurulmuş. Sonrasında ise 1966 yılında Devlet Opera ve Balesi olarak Devlet Tiyatroları'ndan ayrılmış. Bu yüzden bende iki sanat dalının bendeki hikayelerini ayrı ayrı anlatacağım. ( yandınız yani :))))))) ) Aslında üç branş oldular, bir de bale girdi araya... Onu da anlatayım mı haaa????????


Tiyatro ile ilk tanışmamı tam olarak hatırlamıyorum. Benim hatırladığım 5 yaşlarında okula başlamamışken, babamın bankadan aldığı biletle Kadıköy'e Çocuk Tiyatrosuna götürmesi (bu her hafta sonu olurdu sezon boyunca). Halam da çocukluk anılarımı anlatırken çok daha küçükken götürdüğünü söyler. Uslu bir çocuk olarak ( inanırsanız) evde başa çıkamadıkları için belki bir saat yerimde otururum diye götürürlermiş. Ama maalesef pek yararı olmazmış, sahneye fırlarmışım. Bu oyunlardan benim hayal meyal hatırladığım; Kırmızı Başlıklı Kız. Babamla gitmelerimizin keyfi ise başkaydı. O beni salona oturtur, tuvaletin yerini gösterir ve "oyun bitince çıkış kapısında buluşuruz" der ve giderdi. Çıkışta beni alınca Altıyol Meydanı'nda ki Ali Sinan Bozacısına giderdik o turşu suyu ya da şıra içerdi bende bol tarçın ve leblebili boza içerdim. Beni orada bırakması eleştirilebilir ama bence sorumluluk almamı, kendime güvenimi arttırmamı, nasıl davranacağımı öğrenmemi sağladı. İlerleyen yıllarda tiyatro izlemeye devam ettim. Birçok keyifli anım oldu. Tiyatroda en sevdiğim şey ise gerçekten beğenilen oyunun sonunda "bis" yapmak (Seyircinin, beğenilen bir konserin/ gösterinin sonunda tempolu biçimde alkışlayarak sanatçıyı veya sanatçıları bir eser seslendirmesi/ kısa bir bölüm oynaması için yeniden sahneye çağırması.) O an hem sanatçılara teşekkürlerimizi iletiyoruz hem de onların yüzündeki işlerini başarmanın gururunu görüyoruz.


Gelelim operaya; doğal olarak bu sanatla tanışmam biraz daha geç oldu, ortaokul sıralarında. Babam bir hafta sonu "biraz düzgün giyinmemi ve beni bir yere götüreceğini" söyledi. Yola çıktık ve Taksim'e gittik. Atatürk Kültür Merkezi'nin önünde bana biletimi verdi; " Oyun bitince kaldırımda bekle araba ile geçerken seni alacağım" dedi. ( gene aynı şey!!!) Şu an ilk izlediğim oyunu hatırlamıyorum. Ama her sezon en az bir kez bir opera izlemek alışkanlık oldu. Kapatılmadan önce AKM'de izlediğim son oyun, Kiss Me Kate idi. İzleme ötesinde kuzenimde kadroda olduğu için galaya davetliydik hem keyifli hem gururlu bir seyirdi bizim için. Bir dönem (2007 - 2011); AKM kapatılıp, oyunlar Süreyya Operası'nda oynanmaya başlayınca bilet almak ve yol problemi olmadığı için her ay bir tane izledim. Oğlumu da alıştırdım. Süreya Operası'nda son izlediğimiz gösteri ise bence bu sanatın zirvesi olan Carmina Burana... Aramızda kalsın iki sezonda üç kere izledim; merak eden kuzenlerimi, arkadaşlarımı götürme bahanesi ile...


Hatırı kalmasın bale serüveni ise bir başka macera beni için. Çünkü annemin fikrince tüm zarif küçük hanımlar gibi bale yapmam gerekiyordu. Beni Reks Sinemasının ( pandemi günlerinde sinemanın geri dönmemek üzere kapatıldığını okudum, bir dönem daha kapandı maalesef) üst katındaki Yıldız Alpar Bale Okuluna yazdırdı. Yaş 5-6 en enerjik dönemim ve bale gibi ağır bir sanat aman Tanrım... Ben kıpır kıpır, yerimde duramıyorum, onlar bir saat aynı hareketi yapıyorlar... İki sene sonunda muradıma erdim, mezuniyet zamanı yani ya bu işi meslek olarak yapmaya devam edilecek ya da bırakılacaktı.


Yıldız Hanım, benim bu sanata devam edemeyeceğimi, vücut yapımın, çatımın müsait olmadığını söyledi ve beni bu azaptan kurtardı. ( böylece bende istediğim spora yüzmeye yönlendim ve lisansımı aldım). Tabii bale dersleri almaya başlayınca AKM'de izlediğim sanat dalı da değişti; operadan çok bale izlemeye başladım. En unutamadığım gösteri ise 1983 - 1984 sezonunda izlediğim; Bin Bİr Gece Masalları...


Son birkaç senedir çeşitli sebeplerle izleyemiyorum, bu da beni çok üzüyor. Bunda AKM'nin kapanmış olması, Süreya Operasında kısıtlı gösteri yapılması, benim şehir merkezinden uzakta oturmam ve eşlik edecek arkadaşımın olmaması, bilet bulamamam gibi birçok sebep var. Ama bunlar aşıp en kısa zamanda sahnelere dönmek olmasa da koltuklara dönmek, o havayı solumak istiyorum.


Büyük Atamızın dediği gibi:" Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." Bende damarlarıma bypass yapıp, hayata geri dönmek istiyorum.


Hangi dalı olursa olsun sanatla Kalın...

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube