BU COĞRAFYANIN KADERİ: ŞİDDET


Ortadoğu'nun kaderi, bulunduğumuz coğrafyanın bize sunduğu, ulusal ve toplumsal kanayan yaramız: ŞİDDET.


Şiddet kapsamı çok geniş olan bir konu. Bazı konular bireyseldir, bazı konular toplumsaldır ya da bölgesel, ulusal ama şiddet hepsi. Burada tüm kavramlar birbirini etkiliyor, birbirine geçmiş durumda. Bir ülke diğer ülkeye siyasi yaptırım uygular, birey etkilenir. Devlet ekonomik yaptırım uygular, birey etkilenir. Ama şiddet söz konusu oldu mu devletler devletlere, devlet vatandaşa, birey bireye uyguluyor.


Bu konuya neden değindik, 2 Ekim 'Uluslararası Şiddete Hayır Günü' o yüzden. BM Genel Kurulu, 15 Haziran 2007 tarihinde aldığı bir kararla Hindistan'ın bağımsızlık hareketinin ruhani ve siyasi lideri Gandhi'nin doğum günü 2 Ekim’in 'Uluslararası Şiddete Hayır Günü' olarak anılmasını kabul etmişti. Ayrıca 'İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin de yıl dönümü.


Şiddet alanında çalışan akademisyenler, şiddeti üç sınıfta değerlendiriyor:

1- Doğrudan şiddet: Başkasına kasten zarar verme.

2- Yapısal şiddet: Toplumsal adaletsizlikler sonucunda insanlara zarar verilmesi.

3- Kültürel şiddet: Ulusal marşlar, söylenceler, şarkılar, öyküler, din, gelenekler, şarkılar kullanılan dil ve terimler ile doğrudan şiddeti ve yapısal şiddeti meşru kılan mekanizma.

Şiddet; bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanıyor. Daha geniş kapsamlı tanımı ise; Şiddet: Uygulayıcısı tarafından bilinçli olarak karşıdaki kişiye ya da kişilere, kurum ya da kuruluşlara hatta canlı diğer varlıklara ( bitki örtüsü, hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) çeşitli amaçlar adına çıkar elde etmek, onlara karşı üstünlük ya da hakimiyet kurmak, istenilen hal ve hareketlerin elde edilmesini sağlamak, imtiyaz ya da ayrıcalık sağlamak, saygınlık ya da sevgi kazanmak, kısacası maddi ve manevi çıkar ve menfaatlerin elde edilmesini sağlamak amacı ile fiziksel, sözlü, psikolojik ya da işaretler yardımı ile uygulanan kişi ya da kişilerin, kurum ya da kuruluşların hatta canlı diğer varlıkların ( bitki örtüsü, hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) yaşam, özgürlük, irade, istek, hak ve sağlıklarına zarar verici, bu hakları ortadan kaldıran ya da geçici süre ile bunların ortadan kaldırılmasını sağlayan hal ve hareketlerin tümüne şiddet denilebilir.


Şiddetin türleri:


*Fiziksel Şiddet: Bedeninize yönelik her türlü saldırı, fiziksel şiddettir. Tokat, tekme ve yumruk atmak, sarsmak, hırpalamak, boğaz sıkmak, bağlamak, saç çekmek, herhangi bir cisim atmak, kesici ve delici aletler ya da ateşli silahlarla yaralamak, işkence yapmak, sağlıksız koşullarda yaşamaya zorlamak ve öldürmek gibi eylemler fiziksel şiddet tanımına dahildir.


*Psikolojik (duygusal) şiddet: Kişinin bedeninden çok ruh sağlığını hedef alan şiddet türü psikolojik şiddettir. Sürekli olarak bağırmak, korkutmak, küfür veya hakaret etmek, aileyle, arkadaşlarla, komşularla görüştürmemek, giyim tarzıyla ilgili baskı yapmak, eve hapsetmek, çocuklardan uzaklaştırmak, kıskançlık bahanesiyle sürekli kontrol altında tutmak, başkalarıyla kıyaslamak, sevdiği eşya ve hayvanlara zarar vermek, tehdit etmek, şantaj yapmak, aynı şekilde düşünmeye zorlamak gibi eylemlerle karşı karşıyaysanız psikolojik şiddet görüyorsunuz demektir.


*Ekonomik Şiddet: Ekonomik kaynakların ve paranın düzenli bir şekilde kadın üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak kullanılmasıdır. Koşullar elverdiği halde evin masraflarını karşılamamak, para vermemek, kısıtlı para vermek, ailenin gelir ve giderleri

konusunda bilgi vermemek, aileyi ilgilendiren maddi konularda fikir almadan tek başına karar vermek, kişinin mallarına ve gelirine el koymak, çalışmasına engel olmak, istemediği işte zorla çalıştırmak gibi davranışlar ekonomik şiddettir.


*Cinsel Şiddet: Kadını rıza göstermediği herhangi bir cinsel davranışa zorlamak cinsel şiddettir. Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasını da içerir. Çocukların cinsel istismarı, evlilik içi ya da evlilik dışı tecavüz (kişinin istemediği zamanda, istemediği şekilde, istemediği biriyle cinsel ilişkiye zorlanması ya da yabancı cisimlerle cinsel organa saldırı), cinsel saldırı (tecavüze varmayan her türlü istenmeyen cinsel temas; elle sarkıntılık gibi), cinsel taciz (sözlü ya da yazılı cinsel içerikli rahatsızlık verici davranışlar; örneğin rahatsızlık verici cinsel imalar içeren telefon mesajları, mektuplar), cinsel organlara zarar vermek, zorla cinsel içerikli yayın izletmek, cinsel organları rahatsızlık verici şekilde teşhir etmek, çocuk doğurmaya veya doğurmamaya zorlamak, zorla kürtaj yaptırtmak, fuhşa zorlamak, zorla evlendirmek, bekaret kontrolü ve benzeri eylemler, cinsel şiddet olarak tanımlanır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmalar, dünyada her 3 kadından 1’nin hayatı boyunca fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Dünyada yaşayan milyarlarca ve Türkiye’de yaşayan milyonlarca kadın, çeşitli türde şiddete uğramaktadır. Türkiye’de yaşayan her 10 kadından 4’ü fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını belirtmektedir. Eğitim düzeyine bakıldığında, araştırma sonuçları beyaz yakalı kadınların %75’inin hayatlarında en az bir kez, şiddetin en az bir türüne maruz kaldığını göstermiştir.


Şiddet yoktu da bugün mü arttı? Tabii ki hayır, nüfusun artması ile doğru orantılı, belki biraz daha fazla olarak şiddet de arttı. Ama daha önceleri bunları konuşmak ayıptı, şiddete maruz kalan kişi mutlaka hak etmişti, "Kol kırılır, yen içinde kalırdı." Ama devir değişti, yasalar, sosyal medya, bireyin yasal haklarını öğrenmesi, şiddete maruz kalan bireyin medya aracılığı ile yalnız olmadığını öğrenmesi, vakıf, dernek gibi sosyal yardım kurumlarının artması ile "YEN" yırtıldı. Artık yaşanan şiddet vakaları, kol kırılsa da yen içinde kalmıyor. "Susma sustukça sıra sana gelecek." sloganı (sloganın amacının her ne kadar bu konu ile ilgili olmasa da) tuttu, şiddet mağdurları artık susup, saklanmak yerine yasal haklarını kullanıyor, medya sayesinde sesini duyuruyor.


Sesini duyurmak, bireysel olarak mücadele etmek, sosyal yardım kuruluşları, vakıf ve derneklerin çabaları yeterli mi? Tabii değil. Olsaydı şiddet eylemi artmazdı. Çabalar yetersiz diye mücadele bırakılacak mı? HAYIR...


Haberleri izlediğinizde; şiddetin sadece kadın ve çocuklara değil toplumun her kesimin de olduğunu görüyorsunuz. Otobüste yer için, durak için; trafikte park yeri ya da yol verme için; bankamatikte sıra yeri için, incir çekirdeğini doldurmayacak sebepler yüzünden her an her yerde kavga çıkıp, şiddete maruz kalabilirsiniz. Şiddet sadece toplumun belli bir kesiminde değil; baktığı bebeğe şiddet uygulayan bakıcı, öğrencisini döven öğretmen, memuruna hakaret edip, şiddet gösteren müdür, bozuk para için şoför döven yolcu ve niceleri. Kısaca şiddete eğilimli, şiddetten başka çözümü olmayan patlamaya hazır bomba gibi bir toplum olduk.


Kanayan yaramıza bir an önce çözüm bulunması, birey, aile, toplum için kısacası yaşanabilir bir dünya için "Şiddetsiz" günlerde buluşmak dileğiyle...



Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube