Bora Terzibaşoğlu Kimdir ? - SÖYLEŞİ

En son güncellendiği tarih: Nis 18




Bora Terzibaşoğlu kimdir sizden öğrenelim?


Ben 1981 Kdz. Ereğli doğumluyum. Turizm ile yaşam tarzını özdeşleştirmiş bir ailenin üç numaralı ferdiyim. Mesleğim icabı çok fazla gezme şansım oldu. Amerika’da mutfak sanatları üzerine geliştirdim kariyerimi ve bununla beraber mutfakçı olmak için değil, kariyerimin bir parçası olarak profesyonellik kazanmak için tercih ettim. Dünyanın en ünlü şefleri ile çalıştım. Şimdi yönetim danışmanlık hizmetleri veren çok güzel bir firmanın üyesiyim. İşletme Müdürü olarak görev yapıyorum. Çok fazla tanınmayı da hedeflemiyorum işin açıkçası ben sadece yazmak istiyorum.


Çocukken hayalinizdeki meslek hangisiydi?


Her çocuk gibi uçuk meslek hayallerim vardı tabi ki tam çocukluktan bahsediyorsak. Astronot olmayı hayal ettim, pilot olmayı hayal ettim, Asker olmayı… Asıl meslek hayallerim lise çağlarında gelişti ve halende hayalimdir. Denizli’de Meserret sokağında sahaf bir ağabey vardı. Tezgâhında belki 1000 tane okunmuş kitap satıyordu ve bakmak için hangi kitabı elinize alsanız, size o kitap hakkında bilgi veriyordu. Kitapların hepsini okumuş ve devamlı gelen gençlere, paraları yoksa kitap alıp okuyup geri getirebileceklerini öneriyor. Ben büyüyünce Sahaf Bora Amca olmak istiyorum. Mahallenin gençleri bütün okuduğum kitapları okusun ve gelsinler sohbet edelim istiyorum.


Mutfak, gezi, danışmanlık derken yazmaya nasıl karar verdiniz?


Çok okumak beni yazmaya teşvik etti. Turizm sektöründe olmak tabi ki bana inanılmaz tecrübeler kattı. Çok gezmek, yurt dışında bulunmak ve değişik kültürleri gözlemlemek, yazmaya çok katkıda bulundu. Hele ki turizm sektöründe iseniz, çok farklı insanları tanıma şansınız oluyor. Kitap okurken devamlı yazarların hayal gücüne, bilgilerine özendim. Çok istedim bende kurgularımı, hayallerimi insanlarla paylaşmayı.


Okumak ve yazmak dışında hobileriniz neler?



Her şeye heves eden, küçük bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Her şeyi yapmak istiyorum. Maymun iştahlıyım. Yüzmeyi, gitar çalmayı, boks yapmayı, kamp yapmayı, kaya tırmanışını, doğa yürüyüşlerini, sky diving yapmayı… Bir çok şeyi denemeye çalışıyorum. Sonuçta insan denemeden neyden zevk alacağını bilemez değimli.


Yazmaya karar verdiğinizde çevrenizin tepkisi nasıl oldu, destek gördünüz mü?


Tabi ki… Aile ve çevre desteği olmasaydı, ben bu gün kendim yazıyor kendim okuyor olurdum. Ben yazdıkça ailem ve dostum okudu. Onlar beğendikçe, yer yer eleştirdikçe ben daha da yazmaya hırslandım. Zaten sonunda yazdıklarımı okuyup onlar karar verdiler basılmaya değer olduğuna. O şekilde kitap ortaya çıktı.


Kitabınızı ilk kim okudu?


Kitabın ilk sayfasında teşekkür ettiğim kardeşim Nazlı’m. Ben yazarken eş zamanlı okuyordu. Bitmesini beklemedi bile…



Aşık olduğunuz 500 eserin ilk sırasında hangisi yer alıyor?


İlk sıraya kimi yazarsam diğerlerine haksızlık olur eminim. Goethe’nin dediği gibi “İçinde iyi yanı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur.” Bence yazılan her kitap muhakkak birilerine bir şeyler katar. Kötü kitap yoktur. İlla da liste başına birkaç isim koymak gerekirse, Dante asla vazgeçemeyeceğim bir yazardır. T.S. Eliot, Dostoyevski, Gorki… Güncel yazarlardan Dan Brown ve Stephan King’in eserlerini beğeniyorum. Türk yazarlardan Birol Güven ve Nurçin Arlı hayranıyım. Muazzam insan Nurçin, kas erimesi rahatsızlığı nedeniyle makinelere bağımlı olarak yaşamını sürdürüyor. Tek parmağının ucuyla 3 kitap yayımlayan bir yazar. Son kitapta sosyal sorumluluk projesi olan bir kitaptı. İnsanlara parmağının ucuyla ders veren yüce insan.


Dünya Klasikleri ve Türk Klasikleri arasında ne fark var sizce?


Dünya Klasikleri ve Türk Klasiklerini kıyaslamak bence çok yanlış olur. Türk klasikleri de çok değerli dünya klasiği statüsündedir bence. Mesela Victor Hugo, kendi yaşadığı dönemi ve kendi ülkesini kurgulayarak eserler oluşturmuştur fakat bu onu Fransız klasiği yapmaz. Bence Türk klasikleri de Güzel Türkiye’min tarihini, sosyal yapısını ve mistik ezgilerini yansıtan dünya klasikleri olmuşlardır.


Dünya Klasikleri sinemaya uyarlanıyor ama bozulmuyor. Türk Klasikleri dizi olarak uyarlanıyor ama güncelleniyor. Sizce bu etik mi, eser bozulmuş olmuyor mu?


Ben buna cevap verirsem tutuklanırım… Kısaca bundan da bahsetmek gerekirse: Türkiye geçtiğimiz 100 sene içerisinde inanılmaz bir reform süreci geçirdi. Dönemin Klasikleri günümüz toplumunun beklentilerini karşılamıyor olabilir ekranlarda. Bu yinede kötü değerlendirilecek bir durum olmamalı. Yaprak dökümü, Çalıkuşu, Aşk-ı memnu gibi eserler bir şekilde toplumla buluştu. Öyle ya da böyle… Hiç olmamasından, tarihin tozlu sayfalarında kalmalarından iyidir.


Sizin kitabınızın da uyarlanmasını ister misiniz?


Çok memnun olurum. Bir yazarın en büyük hedefidir çok kişiye ulaşmak. Ben de çok isterim tabi ki dizi, film, sesli kitap gibi alternatif şekillerle insanlara ulaşabilmeyi.


Kitabınızın yayınlanması hayatınızda ne değiştirdi?


Gurur duyulacak bir şey yaptığımı düşünüyorum. Önce ailem ve yakın çevrem benle gururlandılar. Sonra okuyan kitlelerden güzel geri dönüşler aldım. Bir gün dünyada ki herkes adınızı unuttuğunda gerçekten ölmüş olursunuz lafına çok itibar ederim. Bence kitap bir yazar için ölümsüzlük demektir. Günlük hayatımda çok fazla bir değişiklik olmadı. Ben halen aynı benim. Bir gün 50 000 – 100 000 kitap satan bir yazar olduğumda da Bora olmaktan vazgeçmeyeceğim.


Kitabınızın adını nasıl seçtiniz?


Kitabı yazmaya başladığımda başka bir isim kullanıyordum. Kitap bittiğinde editörüm alternatif bir kitap adı düşünmek isteyip istemediğimizi sorunca, kitapta yola çıkan her dostun aslında birbirlerine ne kadar yabancı olduklarına karar verdim. Yabancı Dostlar bu dedim…


Yazım öncesi bir çalışma yaptınız mı, yazım aşaması ne kadar sürdü?


Hobi olarak yazdığım için çok düzenli bir yazı hayatım olmadı. Kendimi yazmaya hazır hissettiğim her an yazdım. Düzenli zamanlarda yazmamakla birlikte, ara ara yazarak iki yıl kadar sürdü.


Yazmadan önce kurgu, karakterler, kitabın sonu her şey kafanızda hazır mıydı, yoksa yazdıkça aktı mı?


Öncesinde de bir çalışma yapmadım işin açıkçası. Sadece nasıl bir kurgunun üzerine kitap yazacağımı tasarladım o kadar. Onun dışında her satır o an yazıldı…


Kitabı yazmaya başlamanızdan raflarda yerini alana kadar bir problem yaşadınız mı?


Kitap yayınlamak zor ve özen isteyen bir süreç. Tabi ki bir takım sorunlarla tanıştık ama yayınevinin idealist bir yapıda olması bize çok destek oldu. Her yazarın belli başlı problemleri vardır basım sürecinde. Otuz bin, elli bin satan ünlü bir yazar değilseniz çok çaba göstermeniz gerekiyor. Feleğin çemberinden geçmiş oluyorsunuz.



Yazmak için neden polisiye-gerilim türünü seçtiniz?


Okuyanlar ve yayınevi kitabın polisiye gerilim olduğuna karar kıldılar ve bununla beraber ben serüven tarzında olduğunu düşünüyorum. Macera tarzı diyebiliriz. Polisiye dediğiniz zaman akla Agatha Christie, Arthur Conan Doyle, Jennifer McMahon gibi yazarlar gelir. Ben Daha çok korku Romanı tarzında yazmaya çalıştım ama realistik olmasını ve güncel olmasını hedefledim. Sanırım bu yüzden biraz tarzı polisiye gibi düşünüldü. Zaten hayatımız polisiye ve korku değil mi? Gerçekleri yazarsanız size kitabın polisiye korku olduğunu söylerler muhakkak.


Polisiye - gerilim türünde hangi yazara tarz olarak yakınsınız?


Ben şahsım adına polisiye tarzda olduğunu düşünmüyorum dediğim gibi. Tabi ki kıyaslamak için hadsizlik olur ama sadece tarz olarak Dan Brown diyebilirim.


Karakterler ve AZRABA turizm ismine nasıl karar verdiniz, nereden ilham aldınız?


Hayatımda tanıdığım insanların karakteristik özelliklerinde ön plana çıkan yanları harmanlayarak karakterler oluşturmaya çalıştım. Azraba turizme gelince: Amerikada bulunduğum dönemde kendime Jeep almıştım ve Şefim Kono Wendel bana “Boramobile, welcome on board” demişti. Çok hoşuma gitmişti. Bunu kitabımda kullanmak istedim.


Karakterler tamamı ile kurgu mu, yoksa esinlendiğiniz gerçek kişiler oldu mu?


Olayların tamamı kurgu ama karakterlerin hemen hepsinde bir çok insandan bir parça var. Mesela karakterlerden birinin küçükken simide cimi demesinin, yeğenimin bir özelliği olması gibi…


Kitapta size en yakın karakter hangisi?


Bana yakın bir karakterden bahsedemem ama her karakterde benden bir parça var diyebilirim. Bir olayda mutluluğumu yansıtırken başka bir sahnede öfkem yer buldu…


Kitabı yazarken okur beğenmezse diye toplumsal yargılara ters düşer mi diye yazmadığınız ya da değiştirdiğiniz bölüm oldu mu?


Ben kendimi hiç kısıtlamadım bu konuda. İnanılmaz patavatsız ve rahat davrandım. Editörüm beni düzeltti tam manasıyla tabi ki. Editörüm bazı kısımları olması gerektiği gibi düzenlemezse, hukuken başımın belaya girebileceğini söyledi.


Yazarken nasıl bir ortamda yazıyorsunuz, nelerden etkileniyorsunuz?


Kendimi rahat hissettiğim her ortamda yazıyorum. Bazen yolculuk yaparken, bazen parkta – bahçede…


Turizmci olarak tarihi, turistik yerlerden etkilendiniz mi?


Etkilenmemek mümkün mü? Ben Türkiye aşığı bir birey olarak her köşesinden ayrı etkileniyorum. Etkilendiğim bir çok yeri zaten kitapta ön plana çıkartmaya özen gösteriyorum. Beni mutlu eden her mekanı okurla paylaşmak istiyorum.


Sizin için okumak mı, yazmak mı öncelikli?


Yazmak muhteşem bir şey ama sanırım okumadan asla duramam. Bir gün yazamayacak kadar şuursuz bir duruma bile gelsem inanın boş boş kitaplara bakar bulursunuz beni ve ben yine okumaktan geçemem.


Nasıl yazmayı tercih ediyorsunuz kalem mi, klavye mi?


Her ikisi de. Yanımda her an yazabileceğim şeyler bulundururum. Bazen not defterime, bazen telefonuma, bazen bilgisayarıma…



Wattpad oluşumu, yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz?


Hepsini ayrı ayrı takdir ediyorum. Hangi mecrada olursa olsun yazmayı seven bireyleri her zaman överek karşılarım. İnsanlar sevdikleri şeyler üzerine denemeler yapıyorlar.


Wattpad'de yazım serbest, editör/redaktör den geçmemiş yazılar yayınlanıyor ve dilimizin bozulmasından şikayet ediyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Ben dilimizin bozulduğunu düşünmüyorum. Orada günlük yaşam dilini kullanmaları bence dejenerasyon değil. Editörlere çok büyük saygım var, yanlış anlaşılmasını istemem ama; siz sıradan insanların diyaleglerinde neden bir editöre ihtiyaç duyasınız ki? Diğer bir sektörü ele alalım: Sinema sektöründe artık kimse TRT Türkçesi tabir ettiğimiz dili kullanmıyor. Herkes argo ve günlük ağzı tercih ediyor. Bence bu da onun gibi bir şey. Şimdi sokakta sokak ağzı kullanılırken, sadece edebi bir özelliği olsun diye kitabı Farsça, Osmanlıca mı yazalım.


Yaptığınız diğer işler hakkında da kitap yazmayı düşünüyor musunuz?


Gezilecek yerler, yemek tarifleri ya da yemek kültürü gibi.

Bahsettiğiniz türler muazzam bilgi ve profesyonellik isteyen eğitici kitaplar. Ben o haddi kendimde bir gün görür müyüm bilmiyorum.


Facebook kitap gurupları hakkında fikriniz ne? Okumaya katkıları oluyor mu?


Hem facebook hem instagramda o kadar güzel insanlarla tanıştım ki… Okuyan anneler, idealist gençler, yeni yazarlar… Okumaya çok katkıları olduğu gibi, bana umut aşılıyorlar. Ben ülkemizde bu kadar okuyan bir kesimin olduğunu kitabım basıldıktan sonra fark ettim. Çok memnun oldum.


Son söz olarak okurlara ne söylemek istersiniz?


Toplumu yıkmak isteyenler, tarih boyunca hep kütüphanelere saldırmışlardır. İskenderiye Kütüphanesinin misyonerler tarafından yakılması, dünyanın gelişimini belki 1000 sene ertelemiştir. Tarihin yakılmasına sebep olmuştur. Toplumun kitaba ve kültürümüze sahip çıkmasını temenni ederim. Bence kitaplarımız, kültürümüz vatan toprağı kadar değerlidir. Okuyan bir neslin yetişmesi dileklerimle…

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube