Bir Dileğim Var



3. Bölüm / Tren Yolculuğu


Dairemizden içeri girdiğimde banyodan gelen su sesini duydum. Holü, iştahımı kabartacak yoğunlukta yemek kokuları sarmıştı. Ayaklarımı mutfağa çeken bu koku, masada yer alan şahane görünümlü salatadan geliyordu. Masa harika görünüyordu. Defterdeki kadının kocası Ayhan geldi aklıma. Erkeklerin ortak noktası üzgün durumlarda hiçbir şey olmamış gibi yemek yemeyi düşünmekti sanırım. Ocaktaki tencerenin kapağını açıp bu akşamki menümüze baktım. Domates soslu spagetti pişirmişti. Tencere kapağı elimde asılı kalınca köfte bulmayı beklediğimi anlayarak saçma düşünceme gülümsedim.


Defterdeki kadın... durumu gerçekten hüzün vericiydi. Anne olamayacağının acısını paylaşmak yerine oturup köfte yemişti.

Banyodan gelen su sesi durdu. Kafamı uzattığımda beyaz bornozuyla banyonun kapısında beliren Berat ile karşılaştım. Gülümsedi. Ben de kendimi tutamayıp tebessüm ettim. Aramızda yaptığımız anlaşmaya göre kavga ettiğimizde sinirlerimiz geçtiği an kimin başlattığı fark etmeksizin birbirimize gülümseyecektik.

“Bir daha kavga etmeyelim.” dedi. Bir yandan saçlarını havlu ile kuruluyordu. Başımı salladım. “Bence de.”

Defterdeki kadının anne olamamak gibi büyük bir derdi varken kocamla aramızda geçen ufak tartışmamız o anda nasıl da anlamsız göründü gözüme. Mutfağa geçip tabaklarımıza makarnalarımızı koydum. Birkaç dakika sonra neşe içinde yemeklerimizi yedik.


Ertesi sabah Berat işe gider gitmez evin temizliğine başladım. Toz aldığım sırada elim, akşam şifonyerin ucunda unuttuğum deftere çarptı. Yerle buluşan defterin sayfaları açılmıştı. Alıp bir kenara kaldırmak istediğimde açık sayfada gözüme ilişen bir sözcük dikkatimi çekti. “Oğullarım-” yazıyordu. Yanındaki kelimelerin mürekkebi dağılmıştı ama yine de kalem izinden okuyabildim. “Oğullarım başka türlü yemek yemeyince bu yolu seçmiştim. Tren hareket edince-”


Hani bu kadın anne olamıyordu. Elimdeki toz bezini bir kenara bırakıp merak içinde halının üzerine oturdum ve sayfanın başından okumaya başladım.

“Son bir haftadır inanılmaz yorulmuş olsam bile sabah erkenden kalktım. İki katlı evimizin bahçesine ektiğim çiçekleri sular sulamaz yolculuk için yiyecekler hazırladım. Hazırladığım tüm saklama kaplarını özenle çantama yerleştirdikten sonra kahvaltı için ev halkını uyandırdım. Oğlanlar yine yemek yemedi. Olsun çözüm yolum var artık diye düşünerek eskisi kadar üzerinde durmadım. Ayhan sık sık yapmaya başladığım bu seyahatimi onaylamıyor, ‘Hanım, kendine iş çıkartıyorsun.’ diyerek önemsemiyordu.


Aslına bakarsan hiçbir şey önemsediği yoktu. Çocuklar bir hafta aç kalsa bir gram endişe duymazdı. Nasıl bu evlilikte yalnızsam çocukların bakımlarında da yalnızdım.

Bugün üçüncü tren yolculuğumuzu yaptık. Oğullarım başka türlü yemek yemeyince bu yolu seçmiştim. Tren hareket edince hem dışarıyı izlediler hem ellerine tutuşturduğum sandviçlerini keyifle yediler. Çuf çuf sesleri yaparak ağızlarına dayadığım bütün lokmaları sevdiler. Marifet yiyeceklerde değildi elbette. Trenin içinde olmak onlara büyük sevinç veriyordu. Onlar yemeklerini yedikçe benim karnım doyuyor, onlar beslendikçe ben sağlığıma kavuşuyordum. Bunun verdiği huzur o kadar güzeldi ki anlatamam.

Oğullarım benim yaşam kaynaklarımdı ve iyi ki dünyaya gelmişlerdi. Evliliğimde Ayhan'ın ilgisiz, sorumsuz hallerine dayanma gücü ve Murat'a olan aşk acıma sabretme gücümü ikisinden alıyordum.


Defteri kapattım. Anne olamayan kadının iki tane oğlu vardı. Hayatın nasıl da sürprizlerle dolu olduğu apaçık ortadaydı.


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube