BİR TALHA GEÇTİ HAYATTAN



Bir meleğimizi daha toprağa vermiş olma üzüntüsündeyiz ve daha önce nice meleklerin birikmiş acıları dağlıyor yüreğimizi.


Boş vaktimin bolluğundan veyahut bir yerlere gelebilme sevdasından değil bu bendeki kalemi ele alış. Farkındalık, avazım çıktığı, mürekkebimin yettiği yere kadar. ÇÜNKÜ KANIMA DOKUNUYOR BU TOPLUMSAL YOK SAYIŞ…


Ben de bilirim elbet özel yavrum uyur uyumaz uykuya dalmayı ya da örneğin mutlaka izlenecek bir film, okunacak bir kitap vardır benim için de. İnsanım ya, neticede belki ben de yoruluyorumdur, dinlenmek benim de hakkımdır, kim bilir?


Fakat olmaz, bedenim dinlenecek diye yoramam ben yüreğimi. Nasıl olanı olmamış sayarım? Haksızlığa susmak ortak olmak değil miydi?


Uyku yarı ölüm hâlidir oysaki. Varsın benim dinlenmelerim mezara kalsın, yeter ki yürek yorgunluğu ile örtülmesin üzerime toprak örtüsü.


Talha’m, masum meleğim bir anda kayboluveriyor gözler önünden, sonra bir restoranda yemek yerken görünüyor kameralarda. Ummalı arayışlar, gün ve gün yitip gidiyor umutlar ve korkulan oluyor ne acı ki…


Talha’m, güzel yavrum yürek yangını oluyor bundan sonrasına.

Velhasıl kelâm başında da belirttiğim gibi tek bir amaca hizmet etmekte yüreğim; BAŞKA TALHALAR ÖLMESİN… Tek dileğim bu. Kulak verin bu haykırışa.


Gelelim şimdi yaşanan acıların acı gerçeklerine! Kolay olan aileyi suçlamak, tıpkı bu kez de olduğu gibi. Peki bilir misiniz bu yavruların bir anda gözden kaybolma konusundaki çevikliğini ya da onca yıl ilmek ilmek sırf yaşama tutunabilmesi için ailelerin bu evlatlar için ne denli mücadeleler verdiğini? Bu yüzden ricamdır ki hiç kimse okumadığı romanın yorumunu yapmaya kalkmasın lüzumsuzca.


Bir de şu açıdan bakalım mı; toplum ne kadar duyarlı ve ilgili bu konuda? Sen cennetliksin, kelâmının bir adım dahi ötesine geçilemiyorken konu çocuklarımız olunca, ‘olur mu?’ diyorum zaman zaman. Bir gün bir yerlerde farkına varılır mı ki, bir şeyler yapılır mı bilinçlenmek adına?


Bilinçlenmek için okumak, araştırmak yerine tercih edilen televizyonlara dönelim misal; sözüm ona dizilerde, sinemalarda yer veriliyor çocuklarımıza. Amaç farkındalık mı yoksa izlenme rekorları mı, yoksa toplumun vicdanına dokunmak mı acaba?


Malumunuz çok vicdanlı bir toplumuzdur, bayılırız televizyonlarımızın karşısında duygusal sahnelere; ailecek ağlaşırken aynı zamanda da acımaya...


Örneğin hepimizin vazgeçilmezi akıllı telefonlarımız, her aklımıza geleni rahatlıkla yazıp araştırabilme olanağı sunarken, en basiti bir gün olsun otizm veyahut duyduğumuz farklı bir engel çeşidini de merak edip yazıversek, başlangıç için o bile yetecek belki de. Peki hem izlesek hem araştırıp okusak ve de izlediğimizden ibaret olmadığını bilsek farkındalık adına?


Örneğin kendi kendine sallanan ya da derme çatma bir barakada bağımsız bir yaşam süren bir çocuk görürüz ekranlarda. Beyni zehir olan, kimselerin çözemediği soruları çözebilen, hatta ve hatta puanı tavan olan, eğitimi yıllar alan, birçoğu ise sıradan denilen çocukların dahi ulaşamadığı bir meslek grubu ile karşımızda olan, hiç olmadı ‘ağzı var dili yok’, koy köşeye dursun hâllerde…


Evet şimdi gelelim hangisinin gerçeği yansıttığına. En ufak bir eleştiride ise açıklama hazır ama o gerçekte bir Savant çeşidi! Tabii topluma anlatabildik otizmi, mentali ve diğer engel gruplarını ki sıra Savant’a gelmiş olsun? Onu da koyduk ekranlara ya, tamamız artık.


Ne trajikomik! Düne dek saldırıyor mu, vuruyor mu sorularına maruz kalırken, diziler sayesinde çocuklarımız yüceleşti toplum nazarında; gören ‘Özel yeteneği ne?’ diye sorar oldu. İlk önce genel bir bilgiyi verelim de sonrasına kalsın çeşitleri demeden edemiyorum ne yazık ki.


Keşkelerin kifayetsizliğinde, yine de bir umutla keşke ile toplum araştırsa ve bilseydi ki bu canlar bağımsız bir hayat yaşama konusunda sanıldığı gibi değil, bir gözetmenin muhakkak ki eşlik etmesi gerekiyor. O yemek yediği yerdeki insanlardan birisi polise haber verseydi belki de Talha’mız şu an yuvasında olacaktı. Amacım asla suçlu aramak değil; amaç, doğru sandığımız yanlışların sonucunu ortaya koymak. İstanbul gibi bir metropolde mümkün mü ki kimselerin yolda o yavruyla karşılaşmaması? Ya hiç dahil edilmesin yavrularımız o senaryolara ya da amaç reyting değil gerçekten farkındalık olsun, toplumu bilinçlendirmek olsun mümkünse.


Ne yazık ki sayı gün ve gün çoğalıyor. Muhakkak ki kanadına dokunulacak bir melek vardır çevrenizde bir yerlerde. Dokunun, aileden dinleyin, o yavrunun saf masum yaşamına girin. İnanın bambaşka bir huzur bulacaksınız orada; onlar insanlığın en temiz hâli. Kötülük nedir çıkar nedir bilmez onlar. Gerçekten severler sevgilerini hak edenleri. Yüreğinizi o sevgiden mahrum bırakmayın.


Acı bir anımdır; bir keresinde bana da sorulmuştu yavrum için saldırıyor mu diye. Gülümsedim, “Yok evcil,” dedim. Baktı anlamsızca yüzüme. Her şeyden geçtim, bari bu yaşatılmasa bizlere. O bir ÇOCUK her şeyden öte.


Tıpkı Talha’mızın da olduğu gibi. Hâlen kolay olanı seçebilecek mi yürekler; acısı arşa ermiş aile mi olacak eleştirilerin hedefi; yoksa bir nebze de olsa dokunabildim mi yüreğinize?


Araştırılır mı en azından yüzeyselde olsa? Tek başına bir özel birey görüldüğünde nasıl hareket etmemiz, ne yapmamız gerektiği konusunda bilinçlendirir miyiz kendimizi?

Yanıtların evet olması umudu ile…


ENGEL DEĞMESİN YÜREĞİNİZE…



Düzeltmen: Tolga ZİYAGİL


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube