BİR SÖZ NELER HATIRLATTI?




Kitap gruplarını gezerken Yaşar Kemal’in şu sözüne rastladım: “Bir bahçede hep aynı çiçekten olursa o bahçe güzel olmaz. Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle, kokularıyla…” Ne de güzel bir söz. Zarifçe, kırıcı olmadan anlatmış içinden geçenleri. Zaten Türkiye için, özellikle İstanbul için kullanılan sevdiğim bir söz var: Mozaik. Ben Kadıköy doğumluyum. Ailem de kaç kuşaktır İstanbullu. Bu mozaik bizim içinde doğduğumuz, büyüdüğümüz doğal bir olgu. Bize öğretilen de insanları dil, din, ırk ayırmadan, dış güzellikleriyle ya da kusurlarıyla değil kişilikleriyle değerlendirmemiz. Özellikle dış görünümü farklı, engelli bireylere bakarken, muhatap olurken çok dikkatli, özenli olmamız, onları rencide etmememiz tembihlenirdi. İnsana insanca davranmamız -tabii hayvanlara da iyi davranacağız, doğanın dengesini koruyacağız- saygı duymamız öğretildi. Karşıt fikirde olsak bile tartışmalarımızda onların fikirlerine saygılı olmamız gerektiği öğretildi.


Kadıköy’de doğdum, Kalamış ve Moda’da büyüdüm. Evimiz Kalamış’ta idi, okulumuz Moda’da. Durum böyle olunca çevremizde de farklı çiçekler vardı usta Yaşar Kemal’in dediği gibi. Hele oturduğumuz apartman tam bir mozaik, hatta birleşmiş milletler gibiydi. Antalya, Trabzon, İstanbul, Konya, Edirne, Mersin, Adana, Antakya gibi şehirlerden gelmiş komşularımız vardı. Bunlar dışında karşı dairemiz Ermeni vatandaşlarımızdandı; toprak sahibi idiler. Üst kat komşumuz Fransız bir madamdı, eşi Türk’tü, ona 'Madam Teyze' derdik. Onun üst katı ise Yahudi vatandaşlarımızdan bir aile idi. Bu kadar değişik kültür bir arada olmasına rağmen birlikte çok güzel yaşıyor, geçinip gidiyorduk.


Apartmanı düşüne biliyor musunuz? Tam anlamıyla “her telden, her dilden”. Tabii değişik meslek gruplarına dahil idiler. Değişik kültüre, geleneklere sahiptiler. Ama hiç tartışma, tatsızlık olmadı. Herkes birbirine saygılıydı. Onlar bizim bayramlarımızda bize uyarlardı. Biz de onların bayramlarında aynı saygıyı gösterirdik. Düğünler, doğumlar, cenazelerde hep beraber olunurdu; acılar da sevinçler de paylaşılırdı. Tabii yemek kültürü de. Bu sayede birçok yöresel tat öğrenmiş olduk. O zaman internet yoktu ki Google’da arama yapalım yöresel yemek tarifini. Yalnızca apartman mı? Ya sokağımızda oturan diğerleri? Yan apartmanda sevgili Merih Akalın ablamız oturuyordu. Tanımayanlar için Akalın, manken, oyuncu. 1970 yılında Hürriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu yarışmada Türkiye 3. güzeli seçilmişti. 1974 yılında Fransa'da uluslararası mankenliğe başladı. Dolayısıyla sanat camiasından bir sürü misafiri oluyordu. Ama kimse onları rahatsız etmiyordu. Tabii o dönemde özçekim modası yoktu, özel yaşama saygı vardı. Sokağımızın Bağdat caddesi tarafında, çoğunluğun “Benim Balonlarım Vardı” şarkısı ile hatırlayacağı İbo oturuyordu. Biz çocuklara hep selam verip, gülerdi. Bugün ‘Çiçek Çocukları’nın simgesi olan turuncu – beyaz Volkswagen minibüsü ve gitarı ile dolaşırdı.

Okulumuzda da aynı durum geçerli idi. Öğrenciler içinde her renk çiçek vardı. İstanbullu öğrenciler kadar Anadolu'dan Devlet Parasız Yatılı sınavlarını kazanarak gelmiş ya da paralı yatılı olarak okuyan öğrenci arkadaşlarımız vardı. Öğretmenlerimiz de kesinlikle ayrım yapmazdı. Zaten evde olsun, okulda olsun; din, siyaset ve futbol konuşulmazdı. Herkesin inancı kendisineydi. Herkes karşısındakine, inançlarına, fikirlerine saygı duyardı.


Bu durum ne zaman, nasıl bozuldu, bilmiyorum. Amacım zaten araştırmak değil. Ama bir küçük sözün bile bu kadar etkileyip, eski günleri hatırlatması üzücü. Neden o güzel günleri koruyamadık? Ben galiba sokağımı, çocukluğumu özledim.


Yaşar Kemal ustamızı bir kez daha saygıyla anarken, mozaiğimizin her gün daha da farklı renklerle çoğalması, bahçelerimizin değişik çiçeklerle hep rengarenk olması ve farklı kokması dileğiyle…



Düzeltmen: Tolga ZİYAGİL



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube