BİR PSİKOLOG GÖZÜNDEN KADINA ŞİDDET


Son günlerde diyeceğim ama aslında uzun zamandır her gün bu tip şiddet haberleri var. Ama bazıları işleniş biçimi ile daha fazla vahşet içerdikleri için öne çıkıyor. Kadına yönelik şiddet öne çıksa da aslında hayvana, doğaya, çevreye karşı da şiddet artmakta. Küçük bir kıvılcım bile büyük şiddet gösterilerine dönüşüyor. Toplumumuz patlamaya hazır bir bomba gibi.

Toplumumuzda neler oluyor, nereye gidiyoruz, dedik ve bu durumu bir uzman ile görüştük, merak ettiklerimizi Psikolog Ebru Yüksel Erer'e sorduk.




Merhaba, önce sizi tanıyalım; Ebru Yüksel Erer kimdir?

1976 Berlin doğumluyum. Evliyim, on üç ve sekiz yaşında iki erkek çocuk annesiyim. İlköğretim ve lise hayatım Aydın’da geçti. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümündeki lisans eğitimimden sonra 2003 yılında aynı üniversitede Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. 1999 yılından beri çeşitli özel kurumlarda çocuklar ve ailelere yönelik psikolojik hizmetler verdim. Yüksek lisanstan sonra Eskişehir’e yerleştim. Halen bebek, çocuk, ergenlik dönemine özgü yaş gruplarına ve ailelerine, bireysel olarak Eskişehir Gelişim ve Psikoloji Akademisi olarak, kendi danışmanlık merkezimde danışmanlık ve terapi hizmetleri vermeye devam ediyorum.

Şiddet nedir? Türleri var mı?

Şiddetin varlığı tanımlanırken şiddete maruz kalmış canlıların, tehdit altında olması, fiziksel ya da duygusal olarak zarar görmesi, örselenmesi durumu dikkate alınır. Şiddet görenler hayvan, nesne, kişi ya da topluluklar olabilir. Şiddet, yaşantı içindeki duygu ve davranışların etkilerinin bir canlı tarafından algılanmasının ölçüsüdür. Bu duygu ve davranışın derecelendirilme biçimini ifade ederken kullandığımız bir kavramdır.

Şiddet uygulayanı ayırt ederken fiziksel ya da psikolojik açıdan birinin, bir diğeri üzerinde güç kullanması ya da bir diğerine karşı doğrudan ya da dolaylı biçimde tehdit içerikli davranışlarının olması kriterine bakılır.

Bu kritere bakarken de insan doğasının bir parçası olan saldırganlık kavramından ayırarak şiddeti değerlendirmek gerekir. Çünkü varoluşun bir parçası olan saldırganlık, hayatta kalma amacına hizmet eder ve günümüzde kullandığımız şiddet kavramıyla ilişkilendirilmemelidir. Zira şiddet, güç elde etmek için araç olarak saldırganlığı tercih etmeyi barındırır. Bu pencereden bakıldığında öz kıyım ya da kendi bedenine zarar verecek türden şiddet davranışları, kişinin kendine yönelttiği şiddet eylemi olarak tanımlanabilir.

Maruz kalan bireyde fiziksel şiddet mi duygusal (psikolojik) şiddet mi daha derin izler bırakır?

Tehditler, aşağılayıcı iletişim biçimleri, hakaret etmek, kişiyi yok sayar bir duruşla iletişimi kesmek; görmezden gelmek, yalan söylemek, duygusal ihtiyaçları ihmal etmek gibi pek çok davranış duygusal şiddete giren davranış örnekleridir. Temel amaç kişi üzerinde duygusal güç elde etmektir. Fiziksel şiddet hem bedensel hem de duygusal olarak sağlığı tehdit edicidir. Fakat psikolojik şiddet de fiziksel şiddet kadar örseleyicidir ve derin kalıcı ruhsal sorunlara sebep olabilir. İster fiziksel ister duygusal olsun; şiddetin her türlüsü insan yaşamında derin izler bırakır.

Bir kişiyi şiddete iten sebepler nelerdir?

Şiddet, engellenmişlik, değersizlik, alınganlık gibi olumsuz duygularla başa çıkma biçimi olarak benimsenmiş olabilir. Tahammülsüzlük, öfke veya kendini diğerlerinden üstün görme gibi narsistik bir yapının mizaçta geniş yer kaplaması da şiddete yönelmeye sebep olabilir. İnsanın sayılan bu niteliklerini ifade eden biyolojik yapısı, kişiyi şiddete sevk eden bireysel faktörlere örnek verilebilir. Bu çerçevede psikiyatrik bozukluklar da bireysel sebepler arasında değerlendirilebilir. Organik kökenli ruhsal bozukluklar, kişilik bozuklukları olan kişilerde var olan şiddet eğilimi için psiko-farmakolojik tedaviler önerilmektedir.

İnsanların demogrofik ve sosyolojik yapılanmaları, ekonomik durumları, kültürel özellikleri, politik etkenler şiddeti belirleyen sosyal faktörlerdir. Bu durumda, şiddeti bir araç olarak kullanan saldırgan modellerin toplum içinde varlıklarını sürdürmeleri ve şiddetin bir araç olarak kullanılmasının işlevsel olduğuna dair benimsenmiş öğretiler ve değerler ve birebir öğrenme yaşantıları da insanları şiddet yönelimli olmaya iten faktörler arasındadır.

Sosyal faktörler kişiyi zihinsel olarak şiddet eğiliminde olmaya iterken bireysel faktörler duygusal olarak şiddete yönelme sebebi olarak düşünülebilir.

Şiddet uygulamaya ya da şiddete meyilli olmaya sadece bir tek faktör sebep olarak gösterilemez. Örneğin, genetik olarak şiddete yatkınlığı var olan bir çocuğun, ebeveynle bağlanma stili sağlıklı olmadığında ya da sağlıksız çevre koşullarında yetiştiğinde şiddete meyilli olma olasılığı artar.

Şiddet uygulayanların belirli bir profili var mı?

Çocukluğunda şiddet gören ya da şiddete tanıklık edenlerin bu yaşantıları yetişkinlikte problem çözme yöntemi olarak uyguladıkları biliniyor. Yetişkin yaşamında dahi şiddete maruz kalmış olmak, bireyin ruh sağlığının dengede olmaması ve şiddete eğilimli olmasına sebep olabilmektedir.

Kişilik özellikleri ve psikiyatrik bir rahatsızlığı olması gibi bireysel faktörler şiddete yönelmede daha belirleyicidir. Bununla birlikte, eğitim seviyesi düşük olan insan profilinde fiziksel şiddet davranışları daha yoğun gözlenirken, eğitim düzeyi arttıkça duygusal şiddetin daha yoğun kullanıldığı da bir gerçektir.

Haberlerde okuduğumuz kadarıyla şiddet gösterenlerin çoğu reddedilenler. Ayrılığı, reddedilmeyi kaldıramadıkları için mi şiddet eğilimi gösteriyorlar?

İnsanın kendini duygusal olarak tatmin edebilmesi ve temel ihtiyaçlarını bağımsız biçimde karşılayabilmesi konusunda kendini yeterli hissetmesi, diğer bireylerin kişisel hak ve sınırlarının farkında olarak tercih ettiği eylemlerinin arkasında durabilmesi gibi pek çok özellik psikolojik olgunluğun göstergesidir. Ayrılık, reddedilme gibi olumsuz yaşantıların tetiklediği olumsuz duygularla başa çıkamıyor olmayı ve şiddete yönelmeyi psikolojik olgunlaşmanın yetersizliği ile ilişkilendiriyorum.

Fiziksel şiddeti yeterli görmeyip öldürme hatta parçalayıp çöpe atma, yakma, beton dökme gibi vahşet içeren eylemlerin sebebi sizce nedir?

Pek çoğu nörolojik bozukluklar, anti sosyal davranışlarla ilişkili davranış bozuklukları ya da kişilik patolojileri ile ilişkilendirilebilir. Tedavi edilmeyen pek çok çocukluk çağı ruhsal sorunları yetişkinlikte bu türden davranışlara zemin hazırlar. Şiddeti bu boyuta kadar taşımanın her çeşidi; yine şiddet uygulayanın kendi duygusal ya da fiziksel çıkarına yöneliktir. Bu nedenle, bu türden eylemleri ruh sağlığı bozuk olmaya atfetmek, bu kişileri bir bedel ödetmeksizin affetmek veya ödenecek bedeli hafifletmek doğru değil inancındayım.

Toplum yapısının şiddet eğilimi üzerinde etkisi var mı?

Toplumsal yaşamda, şiddet içerikli davranışların abartılı kullanımı, şiddetin kabul edilir olması, şiddet uygulayan bireylerin uyarılmaması ya da cezai yaptırımlar yoluyla gerekli tedbirlerin alınmaması bu türden davranışları o kültür içinde tetikleyebilir; hatta şiddetin bazı türlerinin normalleşmesine de sebep olabilir.

Aslında şiddet sadece kadına değil; çocuklara, hayvanlara, doğaya karşıda işleniyor. Toplum her an patlamaya hazır bomba gibi. Bunun altında yatan sebepler nedir sizce?

Çaresizlik, engellenmişlik, öfke, aşağılık hissi, narsistik duygular her insanın bünyesinde var olan ve başa çıkmakla yükümlü olduğu duygular. Şiddet eylemleri de bilerek ya da bilmeyerek bu duyguların içten dışa bir yansımasıdır. Kitlesel olarak toplumu etkileyen her türden ekonomik ya da kültürel sarsıntı tetikleyici unsur olabilir fakat şiddete sebep gösterilmemelidir.

Şiddet eylemi yapılırken müdahale etmeyip en azından emniyet güçlerine haber vermeyip bunu kayıt altına almanın altında yatan sebep nedir?

Şiddete maruz kalmaya rağmen mağdurun korunamadığı örneklerin maalesef çok oluşu… Şiddet karşısında hissedilen çaresizlik başa çıkılması çok zor bir duygu… Algılanan şiddetin derecesine ya da mağdurun algıladığı desteğin derecesine bağlı olarak böylesi bir yaşantı bazen mağduru tedbir almaya iterken bazen bu travmatik yaşantı, kişiyi öz kıyıma (intihar) kadar sürükleyebiliyor.

Şiddet engellenemese de en aza indirilmesi için neler yapılmalı?

Toplumda yaşayan hemen her kesimi şiddetten korumanın yolunun insanları bu konuda eğitmekten geçtiğine inanıyorum. Şiddet içerikli her türlü davranışın farkında olmak, kendi duygusal düzenlemesini yapabiliyor olmak ve şiddetin kuşaklar boyu olumsuz geri dönüşleri olduğunun bilincinde olmak, kişiyi şiddete yönelmekten alıkoyacaktır. Burada eğitimden kastettiğim şey sadece okullarda verilen eğitim değil. Anne-babalık becerilerinin desteklenmesi veya mesleki eğitimlerin içerikleri de bu kapsamda gözden geçirilmelidir.

Aile toplumun en küçük birimi ve ailenin en önemli işlevi, bebeklikten yetişkinliğe giden yolda topluma kendine yetebilen ve psikolojik olgunluğa ulaşmış bireyler kazandırmak. Yetişkinlikteki yeterliliğin yeniden gözden geçirildiği en önemli aşama da iş/ meslek edinilen dönemdir.

Ruh sağlığı çalışanları tarafından, kişilik özellikleri açısından şiddet eğilimi olan kişilere verilebilecek destek ve tedaviler atlanmamalıdır. Bence eğitimin her kademesinde bu konuda uzman desteği alabilmek adına planlamalar yapılabilir.

Pozitif ayırımcılık da etkili bir alternatif başa çıkma yöntemi… Çünkü yapılmış araştırmalar, şiddet ile ilişkili olarak mağduriyet yaşayan profilin benzer nitelikleri olduğunu bulguluyor.

Şiddet mağdurlarının yaşadığı travmayı en aza indirmek için ne yapılmalıdır?

Hem kamu kurumları hem de sivil toplum kuruluşları tarafından çeşitli şekillerde psiko-sosyal destek sağlanmalıdır. Travma sonrası kişilerin duygularını ve kendilerini ifade etmeleri için güvenli ortam yaratmak, temel psikolojik bilgilerin aktarılması yoluyla travmatize olan kişilerin rahatlatılmasını sağlamak önemlidir. Psikolojik ve psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyduğu tespit edilen kişiler uzmanlara ve kurumlara yönlendirilmelidir. Travmatize olanın korunmasına ilişkin bir bilgi merkezinin varlığı, travma sonrası rehabilitasyon ve psiko-sosyal destek çalışmaları için toplumsal katılımın sağlanması, bu farkındalık yaratılması hem travmatize olan için hem yakınları için hem de toplum içinde travmaya şahitlik edenler için rahatlatıcıdır.


Travma sonrası etkilenen kişi ya da kişilere ya da bu alanda çalışan sosyal çalışmacı ve diğer uzmanları eğitim yoluyla güçlendirmek, travma etkisinin kuşaktan kuşağa geçişini engelleyicidir.


Sosyal medya sayesinde her yaşta birey her şeyi öğreniyor. Bu şiddet haberlerinin çocuklar üzerindeki etkisi nedir?

Sosyal medyadaki şiddet haberlerinin çocuklar tarafından sürekli izlenmesi bu türden yaşantıların normalleşmesine sebep olabilir. Bu haberlerin yaratacağı olumsuz etkilerden çocukları korumanın en etkili yolu çocukların sosyal medya kullanımını belirli prensiplere dayandırmaktır. Bu konuda ailelere büyük görevler düşüyor; çocuklarının sosyal medyadaki haber kaynaklarından nasıl haberdar olacaklarını bilmeleri önemli.

Şiddet içeren, mafya ve çete dizileri ve filmleri, İnternet’teki savaş oyunları da şiddeti körüklemiyor mu?

Diziler, filmler ya da çocukların donanımını arttırdığı dayanağı ile sunulan stratejik oyunların, şiddetin amaca giden yolda bir araç olarak kullanılmasını normalleştirdiğini görüyoruz. Özellikle dürtüselliğin arttığı ergenlik dönemindeki çocuklar, şiddeti, günlük yaşamda bir hak arama ya da çözüm yolu olarak görmeye, şiddeti kanıksamaya başlıyor.

Çocukları şiddetin etkilerinden korumak için ne yapmak gerekiyor?

Kabul edilebilir ve yapıcı çözümler üretebilen yetişkinler olarak hayatlarında var olmaya devam etmeliyiz. Her şeyden önce, ebeveynler olarak çocuklarımızla kendi konularımıza sahip çıkma biçimimiz şiddetten uzak olmalı. Şiddet karşısında verdiğimiz duygusal ve davranışsal tepkiler, alacağımız önlemler ve şiddetle başa çıkma biçimimiz çocuklarımızın da şiddete ilişkin duruşunun belirleyicisidir. Örneğin, ebeveynin aile içindeki şiddeti sineye çekmesi, çocuğun da yetişkin yaşamda şiddetin varlığında sessiz kalmasına sebep olabilir; hatta yaşadığını şiddet olarak tanımlamasını bile zorlaştırabilir.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

İçinde yaşadığımız evrende var olan her türlü şiddeti önleyebilmek için toplumda yaşayan bireyler olarak şiddetin tanımını sürekli gözden geçirelim ve önce aile içindeki şiddeti önleyici çalışmalara odaklanalım.


Hazırlayan:Özgün ONAT

Editör: Uğurcan UYGUN


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube