BİR PLÂK GÖRDÜM SANKİ?




Birkaç hafta önce kısa bir tatil için şehir dışındaydım. Her zaman yaptığım gibi, kalacağım yere yerleşip yerimi yurdumu belirledikten sonra, gezelim-görelim turlarıma başladım. Çünkü gittiğim yerlerden bulduğum yeni plâklarla eve dönmenin hazzını anlatmam mümkün değil. Herhangi bir yeri elimizdeki telefonlardan arayıp, konumunu belirlememizin mümkün olmadığı o eski zamanlarda, gittiğim şehirlerdeki plâk ve kitap satan sahaf dükkânlarını biraz sorarak, biraz da dolaşarak el yordamıyla bulurdum. Genellikle de bu dolaşmalar sırasında, kokularını aldığımdan mıdır yoksa evrenin mesajlara karşılığı mıdır bilmem; bir şekilde o dükkânları elimle koymuş gibi bulurdum. Gerçi evren başka mesajlarımı iplemediğine göre, burnuma ve içgüdüme inanmalıyım sanırım. Artık hepimizin elinde dünyadaki herhangi bir sokağı az önce köşesini dönmüşçesine önümüze seren telefonlar var. Yani artık, burnum ve içgüdüm yerine telefonumun şarjına ve internet bağlantıma güvenmem gerekiyor. Kısa bir Google aramasıyla birkaç sahaf dükkânı belirleyip hedefe kilitlendim. Dükkâna girerken vitrine dizilmiş birkaç albümle selâmlaştım. İçlerinden birine daha kapıdan girmeden göz koymuştum, bu anlarda damarlarımdaki kanın akış hızının arttığına yemin edebilirim. İçeri girip kısa bir sohbet sonrası, bir kutuya doldurulmuş plâklara bakmaya başladım. İçinde neler olduğunu, nelerle karşılaşacağımı bilmediğim bir kutu dolusu plâkla baş başa olduğum bu anlar, benim en keyif aldığım zamanlar. Tek tek tüm plâkları alıp bakmak, kim ne söylemiş incelemek, kapakları kontrol etmek büyük bir zevkle ve sanki ilk kez plâk görüyormuşçasınayla Indiana Jones’un Ahit Sandığı’nı açması arasında gidip gelerek gerçekleştirdiğim bir eylem. Yanımdakilerin yüzüme bakıp, elimdeki plâğın değerini tahmin edebildiklerini fark ettiğimden beri, bu eylemi mümkün olduğunca yüzümde boş bir ifadeyle yapmaya gayret ediyorum. Yoksa tuttuğum her plâk birden bire “ultra nadir” statüsüne erişiyor. Ne demekse o?


Genellikle kapakları buruşmuş, hatta yer yer yırtılmış, tozlu plâklarla dolu kutuları, rafları araştırmayı severim. Bu tip yerlerde pek çok sürprizle karşılaşmak mümkündür. Plâkların parlak naylon koruyucularla raflara özenle dizildiği yerler çok da ilgimi çekmez; çünkü buralarda görece az rastlanır plâklar ayrı bir köşeye konulmuş, üzerlerine üç, dört rakamlı etiketler yapıştırılmış hâldedir. Araştırıp bulmanın heyecanı yoktur. O plâğa ulaşmak için emek harcamanız gerekmez, cüzdanı açmanız yeterlidir. Emek vermediğiniz herhangi bir pahalı obje kadar değerlidir artık. Peşinde yıllarca dolaştığım, elime aldığımda gözbebeklerimin irileştiği, kanımın delirdiği bir plâğı koleksiyonuma kattığımda, günlerce gidip gelip seyrettiğim olur. Pikaba her koyduğumda eşsiz bir sanat eserini izliyormuşçasına etkilenirim. Oysa dört rakamlı bir bedel ödeyerek satın aldığım plâkta ne aramanın, ne bulmanın, ne elde etmenin hazzı vardır. Karaman’da küçük bir kasetçi dükkânında tüm rafları araştırıp bulduğum bir Nermin Candan kaseti veya bitpazarında ucuz seri olarak ayrılmış, üst üste yığılmış toz içindeki kapaksız 45likler arasında bulduğum Gülsüm Kamu plâğının değerini hiçbir rakam karşılayamaz.


Günümüzde artık böyle elleri tozdan simsiyah yapacak, içinde her an bir mücevher bulacağınızı umarak karıştırdığınız sahaf kutuları, rafları kalmadı maalesef. Şimdi gideceğimiz yolu sorduğumuz gibi, aradığımız plâkları da internete sormamız gerekiyor. Sahaf dükkânlarının çoğu kepenkleri indirdi, internet sokağına taşındı. Eline 5-10 plâk geçiren internette pazarlamaya çalışıyor. Sağdan soldan edinilen yarım yamalak bilgilerle o plâkları ederinden çok daha fazlasına piyasaya arz ediyorlar. Hemen her yerde bulunabilecek bir plâğa “falancanın en sevilen, en nadir plâğı” diyen de, üzerinde iğnenin gezecek yiv bulamadığı plâğa “kondisyon 6-7, nadir” diyen de orada. Plâklara tıpkıbasım kapaklar yapıp, bunun plâğın toplam kondisyonunu düşürdüğünü bilemeyecek kadar cahil olan da orada. Ortak tavır, her plâğın en nadir olduğuna alıcıları ikna etmek. Oysa nasıl her eski eşya antika sayılmıyorsa, her plâk da nadir değildir. Son birkaç yıldır almasam da, yirmi yıldan fazladır yurt dışındaki sitelerden plâk ve cd alırım ve hiç üzecek bir olayla karşılaşmadım. Yurt içinden alım yaptığımda ise, ürün elime geçene kadar epey gerilirim. Geçtikten sonra da ürünün anlatıldığı gibi olup olmadığı sorundur. Çünkü plâğın veya kapağın kondisyonu belirtildiği gibi olmayabilir, hatta kapak orijinal bile olmayabilir. Bir seferinde baskı kapak yolladığı için itiraz ettiğim bir satıcı, “ben kapak yüksek kondisyonda demiştim, orijinal demedim ki” diyerek kendini savunmuştu. Eğer plâğın üzerinde resmen oyuklar, derin çizikler yoksa, her plâk 6-7 kondisyon ve üzerinde değerlendiriliyor. Ancak kül tablası olarak kullanılabilecek olanlar ise, çanta pikaplarda dinlenmeye uygundur diye satılmaya çalışılıyor. Hem kondisyonu yüksek, hem de çok kolay rastlanmayacak olanlara ise, deyim yerindeyse, eşek yüküyle para isteniyor. Bu plâkları alanın hemen ertesi gün, sosyal mecrada plâğı aldığı satıcıya teşekkürlerini sunmasını ise hiç anlamıyorum. Eşek yüküyle para sayıp almışsın, satana değil sana teşekkür edilmeli.


Saat farkından dolayı alarm kurup gecenin bir yarısı kalkmak, satıcıyla iletişime geçip ürünle ilgili daha fazla bilgi sahibi olmaya çalışmak, PayPal kapatıldığı için satıcıyı nakit çalışmaya ikna etmek gibi zorluklar olsa da, yurt dışı sitelerden alışveriş her zaman daha keyifli. Gerçi iktidar PayPal sistemini yasaklayıp, Deli Dumrul misâli yurt dışından gelen her zarftan vergi almaya başladığından ve ekonomi yerle yeksan olduğu için döviz çok yükseldiğinden yurt dışı alımlarım kesildi. Bir şekilde ödemesini yaptıktan sonra ulaşması için günleri saydığım, elime ulaştığında nereye koyacağımı bilemediğim plâklarım, cd’lerim var. Değerleri, verdiğim ücretle değil, emekle ölçülebilen cinsten. Çok uzun yıllar önce, çok araştırarak, çok bekleyerek bulduğum Fransa baskı Hümeyra 45liğimi pamuklara sararım. Ajda’nın hiçbir diskografisinde görülmeyen, 1978 yılı Şili baskı plâğının elime geçmesi onca yıl boyunca aldığım her üründen uzun sürmüştü. Şili’den postaya verildikten sonra neredeyse iki ayı bulan bu süreçte, iki günde bir mail atarak sıkboğaz etmeme karşın sükûnetini koruyup, plâk elime ulaştığında da “zevkle dinle” diyen satıcıyı unutmam mümkün mü? Ya da, sabaha karşı kalkıp son anda pey vererek aldığım, Mina’nın baskısı tükenmiş 1998 yılı Sanremo cd’sini? Yıllarca her satış sitesine üye olup, alârmlar kurduğum ve epey bir bekledikten sonra bulduğum Pierre Marciano plâğının satıcısı, muhtemelen neden bu kadar tutkuyla bu plâğı istediğimi halen düşünmektedir. “Sattığınız plâğı almak istiyorum ama aradığım şarkı olup olmadığından emin değilim, kayıt gönderir misiniz” diyerek, uzun mesajlaşmalar sonucu aldığım Annagloria’yı İtalya’da bile hatırlayan yoktur muhtemelen. Yurt dışı alımlarda, bu kadar takıntılı bir şekilde ve itiraf etmem gerekirse zaman zaman boğucu bir ısrara maruz bıraktığım satıcıları her zaman şükranla anımsıyorum. Hani sosyal mecrada teşekkür açıklaması yapsam, yeri var. Bunun yanında, bir dönem çok istediğim, Gitti Gidiyor’da rastlayınca da açık arttırmada kazandığım Rüçhan Çamay plâğını 4-5 gün geçtiği hâlde kargoya vermediği için mesaj attığımda dükkânda kaybettiğini söyleyen Ankaralı satıcıyı da unutmuyorum. Üstelik piyasada tanınmış, halen faaliyette olan eski bir satıcıdır.


Tüm bu arama, bekleme, bulma ve sahip olma ritüelinin en güzel tarafı da fiyatın makûl sınırlar içinde kalması. Elbette bu sınırlar kişiden kişiye değişir. Benim sınırım, aldıklarımın bana ait olması, benim onlara ait olmamı gerektirecek rakamlara ulaşmaması. Girdiğim dükkânda tozlu kutunun başından kalkıp, içeri girerken gözüme kestirdiğim vitrindeki plâklara yöneldiğimde kafamın içinde işte bu rakamı belirlemeye çalışıyorum. Önce diğerlerinin fiyatlarını sorup elime alıp inceliyorum, en son onu soruyorum. Dükkândan çıktığımda, içeride en az ilgilendiğim ama girerken göz göze geldiğim plâk artık benim. Tüm bu zevk ve bu bir tür adrenalin bana epey bir süre gider. Ama o da ne? Şu dükkânda bir plâk gördüm sanki?

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube