KİTAP İNCELEMESİ: BİR KUZEY MACERASI

En son güncellendiği tarih: Nis 23


Yazar Adı: JACK LONDON

Kitap Adı: BİR KUZEY MACERASI

Çeviri: LEVENT CİNEMRE

Yayınevi: İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

Basım Yılı: 2016 (4. BASIM)

Türü: HİKAYE

Sayfa Sayısı: 44


Jack London’un ‘Bir Kuzey Macerası’ adlı kitabını okudum. Uzun süredir, liseden mezun olduğumdan beri Jack London okumamıştım, iyi oldu.


Asıl adı John Griffith Chaney olan Jack London, 1876 yılında San Francisco’da doğdu. Çocukluğunu anne ve baba sevgisinden mahrum geçirdi. Babası tarafından terk edildikten sonra, Oakland’da, annesinin ve London soyadını aldığı üvey babasının yanında yetişti. On dört yaşında okulu bırakarak serüven dolu bir hayata başladı. Amerika içinde ve dışında uzun, maceralı yolculuklar yaptı, hapis yattı. Giderek militan bir sosyalist oldu. On dokuz yaşına geldiğinde, dört yıllık orta öğretimi bir yılda tamamlayarak California Üniversitesi’ne girdi. Ancak öğrenimini gene yarım bıraktı. London, 17 yılda "kıpır kıpır hayat ve düşünce kaynayan" (Anatole France) elli ciltlik dev bir eser vermiştir. 1897'de Klondike'a altın aramaya gidenlere katıldı ve birçok kitabını bu tecrübesinden yararlanarak yazdı. İlk kitabı “Kurdun Oğlu” (1900) geniş bir okur kitlesine ulaştı. Ona kalıcı bir ün sağlayan yapıtı ise “Vahşetin Çağrısı” (1903) oldu. Eserlerinde yaşam kavgasını romantik bir bakışla anlatır, çoğu eserinde sert bir kapitalizm eleştirisi göze çarpar. Kitapları yabancı dillere en çok çevrilmiş Amerikalı yazarlardan biri olan London, 1916’da ardında çok sayıda eser bırakarak hayata gözlerini yumdu.


Kitabı aslından dilimize çeviren Levent Cinemre, Ankara Anadolu Lisesi ve Mülkiye mezunu. Bankacılık ve finansman alanlarında çalıştıktan sonra on yıl gazetecilik yaptı. Daha sonra yayın dünyasına geçti. Çeviriyi hayatının paralel evreni olarak görüp, tüm bu yıllar içinde Thomas Friedman’ın Dünya Düzdür, E. H. Carr’ın Lenin’den Stalin’e Rus Devrimi ve Jack London’un başeseri Martin Eden da dahil olmak üzere birçok kitabı Türkçeleştirdi. Halen Jack London’un bütün eserlerini dilimize kazandırma yolunda ağır adımlarla ilerliyor.


Jack London’un 1900 yılında yayımladığı ‘Kurdun Oğlu’ adlı derlemenin içinde yer alan “Bir Kuzey Macerası”, Homeros’un Odysseia destanını andıran, zorlu engellerle dolu, çetin ve “dönüştürücü” bir yolculuğun hikayesidir. Aleut adalarındaki Akatan’da yaşayan kabile reisi Naass, evlendiği gün karısı Unga’yı denizden çıkıp gelen sarı saçlı beyaz bir adama kaptırır. İki metreyi aşan boyuyla bir devi andıran bu adam, Unga’yı sırtına vurduğu gibi gemisine atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Naass intikamını almak üzere azılı düşmanının peşinden yollara düşer. Dünyayı dolaşıp bilgi ve görgüsünü artıracağı, macera dolu yıllar beklemektedir onu… Hikâye çok güzel, zaten kısa ama kitabın tek kusuru var bence; dip notlar sonda; bu da yorucu oluyor okurken.


Kitabı okurken gözümün önüne belgesel kanallarında izlediğim ‘Son Alaskalılar’ ve ‘Altın Arayacıları’ belgeselleri geldi, hikayeyi bu görüntüler eşliğinde okudum. Biz bu kitapları okurken, film ve belgeselleri seyrederken o manzaralara hayran kalıyoruz ve oralarda olmayı istiyoruz. Ama oraların zorlu yaşam koşulları hiç aklımıza gelmiyor, özellikle bu koşullar anlatılır, gösterilirken.


Bir solukta biten ama okurken sizi soluksuz bırakan, bitince hüzün çöken, aklınızı karıştıran bir hikaye. Zweig kitaplarında olduğu gibi psikolojik incelemeler, duygular, iç hesaplaşmalar sizi sıkmadan aktarılmış. Yaşananlar, alınan kararlar, yapılanlar hakkında

yorum yapmaya, yargıda bulunmaya fırsat vermiyor. O bölgede, o koşullarda verilen yaşam savaşı, hayatta kalma mücadelesi sizin karar vermenizi, yargılamanızı engelliyor.

Bence Jack London mutlaka okunması gereken yazarlar listesinde üst sıralarda. Beyaz Diş, Deniz Kurdu, Demir Ökçe kitaplarını lise döneminde ve sonrasında okumuştum, bu kadar ara verdiğim için üzüldüm. En kısa zamanda kitaplığımda okunacaklar arasındaki “Deniz ve Çocuk” adlı eserini de okuyacağım.


Yeni bir yorumda buluşana kadar kitapla kalın. Bu kısa ama etkileyici öyküden birkaç alıntı:

✏️ Kıpırtısız havada kar, iri taneler halinde değil, zarif bir tasarıma sahip minicik buz kristalleri şeklinde nezaketle iniyordu gökyüzünden.

✏️ Ölmüşlerin kavgasını neden yeni doğacak olanlar sürdürmek zorunda diye hayret ettim, bu işte doğru bir yan göremedim.

✏️ Kanım alevlendi, yüreğim çatırdayıp kırılan dalganın ucundan denizdeki kayalıklara uçuşan köpükler kadar hafifledi.

✏️ Deniz artık kurumuştu, fok avı için okyanusa açılanlar, küçük karlar için büyük tehlikelere giriyordu.

✏️ İşte böyle rüzgâra yelken açan ama dümenini kullanamayan küçük balıklar gibi oradan oraya sürüklenip durdum.


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube