BİR HAYALET HİKAYESİ

En son güncellendiği tarih: Nis 23


Size bir hayaletten bahsedeceğim ama bu bildiğiniz hayaletlerden değil. Bu hayalet yaşayan; çevresinde çok sevilen bir hayalet.  “Hayalet Oğuz” lakaplı Oğuz Haluk Alplaçin, bazıları “Gölge Oğuz” dese de o “Hayalet Oğuz” olarak biliniyor. Ben ona ilk olarak her gün paylaştığım biyografileri hazırlarken rastladım. Sonrasında ise Tezer Özlü’nün Eski Bahçe Eski Sevgi adlı kitabını okurken. Hep aklımın bir köşesinde onu araştırmak kaldı. “3 Eylül 1928’de doğdu, 17 Eylül 1975’te öldü” diyor Tezer Özlü, bende bu yüzden bu ay “Hayalet Oğuz”u araştırdım. Bir insan yaşarken nasıl hayalet olur ya da neden böyle bir yaşam tercih eder?

Öyle bir hayalet ki hem hakkında bilgi var hem yok. Yani direkt olarak bilgi yok, ama onu seven arkadaşlarının yazdığı kitaplar, anılar, onun için yazılan şiirler var. Bu bilgiler hep ikinci ağızdan, hepsini okumak ve birleştirmek gerekiyor bir profil çıkarabilmek için.

Oğuz Haluk Alplaçin 1928 yılında Diyarbakırlı bir ailede dünyaya gelmiştir. Ailesi ile ilgili bilgi neredeyse yok. Diyarbakır’a da hiç gitmemiş. Söylenenlere göre dostları Oğuz’u Diyarbakır’a göndermek için aralarında para toplamış. Ancak Oğuz Pendik’te trenden inmiştir. Çeviri yaparak hayatını kazanmıştır. Şiirlerini Oğuz Haluk imzasıyla yayınlamış. İlk şiirlerinde toplumsal nitelikte sorunlara eğilmiş. Daha sonra İkinci Yeni çizgisine kaymıştır. Bir zamanlar Babıali’de çalışmıştır.

Hayalet Oğuz’un çok fazla gizli yönü vardı. Ölümünden sonra da merak uyandıran bir yazar olmuştur. Aslında bilinmeyen yönleriyle efsaneleşmiş. Bu yüzden arkadaşlarının şiirlerine, yazılarına, çizimlerine konu olmuştur.  

Günümüze Oğuz Haluk imzasıyla yayımladığı ve başta toplumsal konulardan bahsederken daha sonra İkinci Yeni’ye yakın bir çizgiye kaydığı şiirleri, “Beş Adet İsmail” adlı bir kısa hikayesi ve kendi adıyla yayımlanmış rock’n’roll üzerine "Dünya Sarsılıyor" adında bir kitabı ulaşmış. On yıl boyunca Bülent Oran’ın yanında yüzlerce Yeşilçam filminin senaryosuna katkıda bulunmuş, ama hangileri olduğu bilinmiyor. Yazdığı filmlerin hiç birini izlememiş.

Onun için söylenenler: Leyla Erbil “entelektüel solucan”, Sezer Duru “Türkiye’nin tek anarşisti”, Demir Özlü’nün ifadesiyle “Chagall’ın resimlerinde havada duran insanlar gibi”,  Demirtaş Ceyhun, onu “Kendine ait bir duvarı bile olmadı ömründe.” sözleriyle anıyor. Fethi Naci, onu “ip gibi ince, zeki ve esprili, zengin bir iç dünyası olan biri” olarak anlatıyor. Ahmet Oktay, Gizli Çekmece’sinde: “Ekmek parası için ne bulursa çevirdi. Oğuz, Mayk Hammer’ın moda olduğu 57’li yıllarda, Spillane’den çevirmiş gibi yayımlanan 10’a yakın Mayk Hammer romanı da yazdı.” Diyor. Tezer Özlü’ye göre “kelebek gibi” yürüyüşü ve gece hayatını çok sevdiği için “Hayalet” adı verilmişti Oğuz’a. Oğuz kara gözlük takmayı çok severmiş. Mülkiyeti reddetmiş. Birine, bir yere bağlı olmaya karşı olan Oğuz üzerindeki giysileri bile para kazanınca değiştirirmiş. Arkadaşlarının evinde kalırmış. Zaten arkadaşları da bu durumdan hiç rahatsız değilmiş. Evde olduğu bile anlaşılmayan Oğuz’un varlığıyla yokluğu birmiş. İnsanların evlerinde ağırlamak istedikleri belki de tek misafirdir ‘Oğuz’. En çok Beyoğlu’nda görülürmüş. “Hep siyahlar giyerdi. Koltuğunun altında ya da ceketinin cebinde daima bir İngilizce kitap bulunurdu ve 48 kiloydu.” diye bahseder Ahmet Oktay.


Tıpkı misafir olduğu evlerde hissettirmediği varlığı gibi yazılarıyla da edebiyat dünyasında varlığını hissettirmemiştir. Çünkü bu durumla hiç ilgilenmemiştir; ünlü olmak, tanınmak onun sözlüğünde yer almamıştır. O sadece hayatı yaşamıştır. Hayalet Oğuz yaşamasını bilen ve seven zeki bir adamdır. Sürekli okuyan, yakınlarının tabiriyle adeta ayaklı kütüphane gibi dolaşan, hatta birçoğunun belleğinde kaldığı gibi sürekli kolunun altında gezdirdiği İngilizce sözlük ve İngilizce polisiye romanlarla nevi şahsına münhasır biridir. Ne bir isme ne bir eve sahip olma duygusundadır. Bu duyguyu o kadar hissetmiştir ki öldüğünde üzerinden çıkanlar arasında ‘şiirler, otel faturaları, notlar, fotoğraflar’ vardır ama ‘kimlik’ belgesi yoktur. Devlet dairelerinde işi olmadı, yolu düşmedi devletin kapısına. Banka şubelerine de gitmez, eline geçen parayı arkadaşlarıyla harcar ya da onlara emanet ederdi. Hayalet’in parayla ilişkisini bakın nasıl anlatmış Fethi Naci: “Oğuz’un eline arada sırada çeviriden, senaryodan biraz fazlaca para geçerdi; bankaya yatırmak, sonra bankadan çekmek gibi işlerle uğraşamayacağı için fazla parayı bana verir, gereksinimi olunca benden alırdı. Ama eşe dosta ‘Bugünlerde Naci’ye epey destek oluyorum!’ demeyi ihmal etmezdi. Severdi böyle sözler söylemeyi...”  Orhan Duru ve Sezer Duru, Hayalet Oğuz’un ölümünden 20 yıl sonra onun hakkında “O Pera'daki Hayalet” Oğuz Haluk Alplaçin'in (Hayalet Oğuz) İnanılmaz Yaşam öyküsü ve Yapıtları adlı dostlarının anlattıkları, notlar, anılar, fotoğrafları toparlayarak bu kitabı yazmışlar.

Zekası ile herkesi etkine altına almayı başaran Oğuz, maalesef gencecik yaşta hastalanarak aramızdan ayrılmıştır. Ölüm ya da hastalık kavramları onun yaşamında pek yer etmemektedir. Bu sebeple hastalığını ifade ederken ”Solurken ciğerlerim acıyor, uyutmuyor beni.” demekle yetindi. Çok hastayım, dememiş, doktorun terimini kullanmayı tercih etmiştir: ”Çok hastaymışım.” Zarif ve ince bedeni bu hastalıkla daha da küçülmüş, 46 yaşında 46 kilo olarak aramızdan ayrılmıştır. Can Yücel, onun ölümünün ardından gazeteye ‘Bir Ölüm İlanı’  başlığında bir ilan vererek duygularını ortaya koymuştur:

BİR ÖLÜM İLANI

Zaten hayalet olan

Gölge yazar Oğuz’un ölümü de

Herhalde kendinden rivayet

Oğuz’un cenazesi mi

Hayret

Hem o hiç uyumaz ki

Belki de ilk kez oradan

Kendi kendini Türkçeye çevirecek

Yeni dikilmiş bir kalem selviyle

Ya da en eski daktilosuyla gecenin

Yıldızları tuş

  CAN YÜCEL

 Hayalet Oğuz’un ölümünün ardından son söz yine Tezer Özlü’den: “Şişli Camisi avlusuna tabutunu dört kişi hafif bir çanta taşır gibi getirdi. O zaman tabutun içinde onun yattığına kuşkum kalmadı. Oğuz’un çok güzel, neredeyse kitap adı gibi “’Eğlentili Bir Gömme Töreni”’ oldu. Mezarına sahip çıkacak bir hısımı bulunamadı. Yanına kimse gömülmesin, mezar cemaatin olmasın diye, tapusu Sinematek Derneği adına çıktı. Oğuz’un çok güzel bir mezarı oldu. Üzerine açık leylek rengi kır çiçekleri diktik. Mezarlıklarda ekmek paralarını çıkaran çocuklar da bol su döktüler. Toprak canlandı. Güzel koktu. Çelenklerini üst üste yığdık. Çocuklar gene diri gonca gülleri suladı. Görevimiz bitmişti. Otuz kadar yakın dostu Krepen Pasajındaki Neşe Meyhanesinde oturup onun anısına yedik, rakı içtik, üstelik iştahla yedik. Akşamüstü aşuresi bile pişip geldi.’’ Beyoğlu’ndan uzaklaşırken biraz sarhoş ama çok üzgündüm.”  Ölümü sonrasını ise Tezer Özlü Eski Bahçe eski Sevgi kitabında şöyle anlatıyor: Ölümünden altı ay kadar önce, yağışlı bir günde bana küçük bir valizini getirdi. Yıllardır hiç açılmamış. Afrika Han’da, Bülent Oran’da kalmış bir valiz içinden iki taş baskısı örtü çıktı. Yepyeni, onları bana verdi. Valizden ayrıca; yedi sekiz yıldır kullanılmamış bir diş fırçası, çoğu bitmiş bir İpana diş macunu, Yüksel Arslan ve Ömer Uluç’la bir fotoğrafı, gene arkadaşlarıyla Bebek’te lokantada bir fotoğrafı, film çalışması yaparken bir fotoğrafı, temiz iki beyaz cin pantolon, fayans üzerine basılmış antik bir oto resmi, kirli çorap ve kirli çamaşır, bir iki ozanın adına imzaladığı kitap, bir iki kolej kitaplığından alınma İngilizce ekonomi kitabı çıktı... Son olarak kaldığı ağabeyimin evinde, ölümünden sonra şunlar ilişti gözüme: Hastaneye getirmemizi istediği ve temizlettiği pantolonunun üzerinde Türkiye Cumhuriyeti 1960 Anayasası duruyordu. İngilizce bir polisiye romanını yarısına kadar okumuş, kaldığı yeri işaretlemişti, ağabeyimin telefon defterine en çok çalıştığı Yalçın Ofset’in telefon numarasını yazmıştı. Bunun dışında eski gocuğu, hiç yayımlanmamış bir iki şiiri, yazlık ayakkabıları ve şöyle bir not: daktilo otelde, gömlek temizleyiciden alınacak... Ayaspaşa’dan Levent’e... Levent’ten Ayaspaşa’ya... vb.

Hayalet Oğuz, dünyadan hafif adımlarla; gelip geçti. Adressiz, mülksüz, evsiz, kimliksiz yaşamayı yeğleyen sessiz ve umarsız başkaldırısı ile edebiyatın yüreği ve belleğinde derin izler bıraktı…

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube