© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

BİR HAFTADA DÖRT ÜLKE ! VİYANA-BRATİSLAVA-KİEV-FRANKFURT


Her seyahatimiz bir öncekinden farklı ve eğlenceli geçiyor, tecrübelerimiz artıyor, alışkanlıklarımız değişiyor. Mesela bu gezimiz için planımız bir ya da iki ülke gezmekti. Bilet alırken, “çok yakınında başka bir ülke de varmış, gitmişken ona da uğrayalım, aaa bak bunun da bileti çok uygun, gitmezsek olmaz” derken bir haftalık tatile dört ülkeyi sıkıştırdık. Dört farklı ülke, dört ayrı kültür ve dört ayrı dil.


Birbirine yakın ülkelerde genellikle uçak biletleri daha uygun oluyor. Ama uygun olan hava yolu firmaları biletten kıstığı ücreti farklı yollardan almaktan da geri kalmıyor. Mesela, biz bu seyahatimize sadece sırt çantası ile çıktık. Çünkü kullandığımız havayolu firmalarının birkaç tanesi sadece uçuş sırasında koltuğu kullanmana izin veriyor, ancak bagaj bölümünü kullanman için ekstra ücret istiyor. Belli ölçülerde (ufak sayılabilecek) sırt çantasına izin verip, onda da enine boyuna ölçüyorlar, tartıyorlar, yok efendim bir bagaj ölçme zımbırtısının içine girip girmediğini kontrol ediyorlar. Yani öyle kafana göre sırt çantanı alıp uçağa giremiyorsun. İlk durağımız olan Viyana’ya giderken aynı taktikle fazladan, ki neredeyse bir bilet parası kadar ceza ödetmeye çalıştılar; ama yer mi Anadolu çocuğu. İçinden bir kaç parça elimize alıp geçtik, izin verdiler, sonra bunları yine yerine koyduk. Çalışanlar da bunun farkında ama ses çıkarmayıp kabul eden onlarca insana uyguladıklarını düşününce bunun bir ticaret hilesi olduğunu anlamak çok da zor olmuyor.


Neyse, her ülkeye ortalama iki gün ayırdığımız bu “ziplenmiş” tatilimizden kısa kısa anekdotlarla sizi baş başa bırakıyorum. Yüzeysel bir anlatım olacak. Eksik kalan ve merak ettiğiniz konularda sosyal medyamdan bana sorularınızı iletebilirsiniz.


VİYANA (AVUSTURYA)


Avusturya’ nın başkenti. 2.6 milyon nüfusa sahip. Aynı zamanda kültür, sanat ve müziğin de başkenti. Avrupa’ nın da bu konularda en önde gelen şehirlerinden biri. Viyana toplamda yedi kez dünyanın en yaşanılabilir şehri seçilmiş. Ki, kaldığımız kısa sürede bunu gözlemlemek çok da zor olmadı.


Her metrekaresinde tarih, kültür ve sanat yatıyor. Kafanızı nereye çevirseniz saray, müze, katedral, sanat merkezi ve tarihi binalarla karşılaşıyorsunuz. Ve birçoğu yürüyerek gidilebilecek yakınlıkta. O kadar çok hanedanlık ve imparatorluk sarayı var ki bir iki günü sadece bunlara ayırmak gerekebilir: Schönbrunn, Hofburg, Belvedere…


Operaları ve tiyatroları oldukça ünlü, her daim müdavimleri kapı önünde sıralar oluşturuyor. Şehrin birçok yerinde gezginlere şehri gezdiren faytonlarla karşılaşmanız mümkün.


Doğa ile iç içe, bununla birlikte dinamik ve enerjik bir yaşam sürüyor Viyanalılar.

Naschmarkt’ta yer alan yiyecekler ve atıştırmalar dışında yemek kültürü zenginlik ve çeşitlilik bakımından bizi çok tatmin etmedi ama en ünlü yemeği olan şnitzeli fena değildi.


Herkesin söylediği gibi pahalı bir şehir değil. Standartların ne üstünde ne altında gayet korkusuz gezilebilir. En azından Avrupa genelinde görülebilen fiyatlar söz konusu.

Kafeleri ve kafe kültürü çok etkileyici, sıradan bir kafe görmek neredeyse imkânsız. Birçok kafe binanın tamamının kullanıldığı şık ve kalburüstü mekânlar. Biz ünlü olanlardan sadece Cafe Central’ı ziyaret ettik. 1876’dan beri Kafka, Freud, Schnitzler ve Trotzki gibi edebiyat, sanat, bilim ve politika dünyasından birçok ünlü ismi ağırlamış. Çok şık, mimarisi ayrı güzel, yemekleri ayrı güzel. Çalışanların ilgisi de kendinizi saraylı gibi hissettiriyor.


Kışın soğuk ve sert bir iklimi var. Yazın ise ılıkmış ama biz Mart ayında gittiğimiz için yaz mevsimiyle ilgili pek fikir sahibi olamadık.


Vee, çok Türk var. Restoranda, otelde, markette, sokakta… Karşılaşmadığımız yer kalmadı. Türkler her yerde.




BRATİSLAVA (SLOVAKYA)


Slovakya’nın başkenti. Viyana’nın da 50 km kadar doğusunda, ortalama 600 bin nüfusa sahip şirin mi şirin bir şehir. Bu küçük şehir bir günde gezilebilir. Hatta, bizim gibi her girdiğiniz yerde saatler harcamıyorsanız 4-5 saat bile yeterli şehrin tamamına.


Şehir Macaristan, Çek ve Avusturya’ya yakınlığı sebebiyle çok turist ve gezgin çekiyor ama turistik yer sayısı çok fazla değil. Bu az sayıda yerlerden en ünlüleri de “Bratislava Kalesi” ve “Blue Church”tür.


Restoranlar genellikle Türk ve Asya mutfağı ağırlıklı. Biz Asya yemeklerine bayıldık. Şehirde genç öğrenciler dışında neredeyse İngilizce bilen yok gibi. Restoranlarda, kafelerde ve barlarda menüler hep kendi dillerinde. İngilizce içeriğini sorduğumuzda kelime bazında bile cevap veremedikleri oldu. Ancak insanları inanılmaz sıcakkanlı ve güler yüzlü oldukları için dil sıkıntısı fark edilmiyor bile.


En işlek caddesinde boydan boya mağazalar, restoranlar ve barlar var. Ama gündüz pek bir esprisi yok, hareketlilik çok az.


Gece belli bir saatten sonra barlar ve sokaklar dolup taşıyor, kendi halinde şarkı söyleyenler, dans edenler ve kaldırımda yatanlarla inanılmaz renkli ve canlı bir görüntüsü var Bratislava gecesinin. Hatta gündüzünden daha çok beğendim. Bratislava’yı genç sakinlerinin genç ve dinamik yaşam tarzlarıyla hatırlayacağım!





KİEV (UKRAYNA)


Ukrayna’nın başkenti. Yaklaşık 2.7 milyon nüfusa sahip görkemli bir şehir.

Uçaktan indiğiniz an itibari ile kendinizi Rus romanlarında hissedeceğiniz gri bir ülke. Şehrin binalarının hemen hemen hepsinin mimarisi etkileyici ve güçlü çizgilere sahip.

Turistlere hitap eden çok sayıda yapı var, ancak birbirine olan yakınlıklarından dolayı bir haftada hepsi gezilebilir. Protestoların, mitinglerin ve anma törenlerinin yapıldığı Özgürlük Meydanı’ndan başlayarak gezi rotasını belirleyebilirsiniz. Üstelik bu meydan birçok devrime ve savaşa da ev sahipliği yapmış önemli bir tarihe sahiptir. 2013 sonundan beri ülkenin hüzün veren hikâyesini bu meydanda yaşıyor ve yaşatıyorlar…

Sarayları, kiliseleri, katedralleri, müzeleri ve otantik eğlence mekânlarıyla dolu dolu vakit geçirilebilecek bir şehir.


Gittiğimiz Mart ayına mı özel, yoksa geneli mi bu bilemiyorum ama anlık iklim değişiklikleri yaşadık. Tam sıcak oldu, montumu çıkarayım derken aniden güneş yerini kara bulutlara ve soğuğa bırakıyor. Sürekli böyle saniyelik dengesiz hava durumu dışında her şey güzeldi.


Ülkenin ana dili Ukraynaca ama belli bölgelerinde Rusça da kullanılıyor. En çok şaşırdığım UBER’in inanılmaz ucuz olmasıydı. Havalimanından otele giderken 20 dakikalık bir yol için ortalama 3 Euro (18 TL) gibi bir ücret alındı. Araçların üzerinde kocaman harflerle UBER yazması da şehirde bu durumun taksiciler tarafından pek dert edilmediğini gösteriyor.





FRANKFURT (ALMANYA)


Son durağımız Frankfurt ve bundan 8 ay önce buraya gelmiş olmanın rahatlığıyla bu kez sadece bir gün ayırdık. 6 milyona yakın metropolitan nüfusa sahip olan bu dinamik Alman şehri turistlere hitap eden lokasyonların ve yapılarının birbirine yakınlığı nedeniyle gezilmesi kolay ve iki gün yeterli. Avrupa’nın en büyük havaalanına sahip.Her yıl düzenlediği Otomobil Fuarı ve teknoloji fuarlarıyla ünlü.


Avrupa ortalamasına göre çok fazla gökdelen olmasından mütevellit buraya gökdelen şehri de deniliyor. Nehir kenarından şehrin silüeti gökdelenlerle ihtişam kazanıyor.

En ünlü meydanı Römerberg Meydanı’dır. Meydandaki renkli turistik binalar 2. Dünya Savaşında yıkıldığı için tekrar yapılmış. Gotik mimarili katedraller, ünlü belediye binası, kafeler, restoranlar, hediyelik eşya dükkanları gibi gezilecek yerlerin çoğu da bu meydanın etrafında.


Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Johann Wolfgang von Goethe’nin evini de burada ziyaret edebilirsiniz. Alman ve Avrupa ekonomi başkentlerinden biri haline gelen Frankfurt metropolün içerisinde nasıl keyifli, hareketli ama huzurlu vakit geçirilebileceğini bize tekrar gösterdi ve evimize uğurladı. Gün ışırken gökdelenlere vuran ışıklara bakarak veda ettik ve gezimizi tatlı bir yorgunlukla sonlandırdık.





Editör: Kemal Albayrak