BİR GÖZ EV

En son güncellendiği tarih: May 9


Osman Eliuz //


Altı kardeşiz. Bir göz evde büyüdük. Hepimizi art arta sıralı, bir yaş arayla doğurmuş anam. Babam ikinci eri anamın, eski kocası yirmi günlük bebesini kucağından alıp kapıya koyunca babama varmış, ne yapsın. ‘’Niye koydu ana seni kapıya?’’ diye sorduydum bir gün. ‘’Mendebur herif,’’ dediydi. Komşusuna hiç hazzetmezmiş bu, ‘’Sokulma ocaklarına, girme eşiklerinden içeri,’’ demiş anama. Kocası bir gün bağa gidince anam gitmiş bunlara misafirliğe. ‘’O zaman da çok yoksulduk,’’ diyor, ‘’sobaları yanardı, bebem üşümesin için gettiydim evlerine.’’ Eve dönünce karşısına dikilmiş anamın, bir şey demesine fırsat vermeden almış bebesini kucağından, akşamın ayazında kapıya koymuş bizimkini. Kocadan yana şanssız anam. Babamın da o heriften geri kalır yanı yok. Köy yerinde dula iyi bakmazlar, anam da ilk isteyene varmış ne yapsın, bakmamış kim neci diye. Babam bir göz odaya gelin getirmiş anamı, kaynatası yani dedem o sıralar hayattaymış daha, ondan babaannem o zamanlar burada yaşamıyormuş. Ama şimdi burada bizle kalıyor. Ölmedi de… Babam kır bekçisi, ayda bir-iki anca uğrar eve, keşke hiç gelmese. Zaten ne faydası var bize? Eve bir boğaz daha, hem yatacak yer de yok. Altı kardeş bir anam bir de babaannem, sekiz kişi. Ucu ucuna sığıyoruz odaya. O gelince daralıyoruz, mecbur sobayı söküyoruz yer açılsın da yatsın diye. Sonra buz gibi odada titreye titreye sabah et. On beşimde her yanım ağrıyor, tutmuyor belim. Kardeşlerimden biri oğlan sadece, kalanımız hep kız. En ufağımız Ali, ben tam ortancayım. Ali on üçüne bastı yeni, artık erkek sayılır, utanır diye çimeceği vakit hepimiz sokaklara çıkıyoruz, işi bitince anca öyle girebiliyoruz eve. Biz çimeceğimizde de o çıkar dışarı. Sabahın köründe kapı çalındı, çiçek yağıyla yağladığımız mayalıları yiyorduk, yanına da soğan kırdıydık. Mecbur açtık kapıyı. Muhtarın karısı gelmiş. Girmedi içeri, eşikten sofraya baktı sade. Canı çeker diye ‘’Gel buyur,’’ dedi anam. ‘’Yok girmeyem,’’ dedi kadın. Kızını everiyorlarmış da onu demeye gelmiş, düğüne çağırıyor; iyi yemek de verilir. Babaları zengin bunların, belki dana mana devirirler, belli mi olur? Akşamına geldi yine kadın, eline bir top peynir, bir kiloluk da çay almış, iki de makarna poşeti koymuş aralarına; anama verdi. Biz canı çekti sandıydık, meğer acımış bize. Ne yani, yenmez mi kahvaltı niyetine ekmek, soğan? Geçen gün, komşu anama fitre diye beş milyon vermiş. İki kilo balık aldık, pişirdik, bir güzel koktu ev; çıkmasın diye bir hafta açmadık kapıyı, camı. Ali de tutturmaz mı ‘’Akşam babam gelecek, bekleyelim, o da yesin,’’ diye. Anam, ‘’Zıkkım yesin,’’ dedi, iyi de dedi valla. Bir de sopa çekti buna akıllansın. Hem ne babalığını gördük? Kazandığı parayı yer içkiyle, kötü kadınlarla. Adımız çıktı hep köyde. Ama bu aralar şanslıyız, köyde üç kişi art arda öldü. Adettir, alt üst parası diye ölü çıkan ev köyden bir fukaraya verir gönlünden ne koparsa. Köyde bizden fakir mi var; kim ölürse anama veriyor para. Keşke hep birileri ölse. Anam verdikleri paraya bir kile bulgur, birer çuval da patatesle soğan almış, üste parası bile kalmış. Ali’ye pazardan lastik ayakkabı aldık; sevindi. Ama benim bir küçüğüm Ümmü var, kıskandı gibi, belli etmedi pek ama ben sezdim. Şanslıyız dedim ya, şeytan duydu zahir; bize reva mı şans? Geçen yetmişlik nenem gelip ‘’Ben ere getcem, yetti canıma,’’ demez mi. Eğleniyor bizle diye gülüştüydük, meğer ciddiymiş. Az ötemizdeki Mehmet Emmi buna, ‘’Alacam kız seni,’’ demiş. Karısı öldüydü geçenlerde; hasılı nenemi buna gelin verdik. Gelin verdik dediysem hoca kıydı işte kıytırıktan bir nikah. İyi evde bir kişilik yer açıldı, sökmeyiz sobayı artık diye sevinirken babaannemin gelin gittiği gün öldü kaldı herif. Kadın ikinci gün geri geldi eve. Sordum buna: ‘’Ne oldu kız, nasıl öldü herif?’’ dedim. İlk söylemedi bir şey ama sıkıştırdım bunu; meğer oynaşmışlar, kalbi dayanmamış adamın. Yaşlı başlı halinizle neyinize sizin o işler? ‘’Canı kulağındaymış ben napam,’’ diyor nenem, ağlayacak yere gülüştük ölmüş adamın arkasından. Günah oldu. Benim de yetti canıma. Abamgilin kocaya varası yok; bekleyemem valla hiç. Memet var köyde, nerde görse dalar gider bana. Pek de yakışıklı, kara gözlü, kara saçlı, burma bıyıklı. Askerden de geldi. Anasıyla yaşıyorlar evde ama ben dokuz kişiyle yaşadım şimdiye dek. Kaynana ne ki? Zaten yaşlı; ölür gider birkaç seneye. Sonra gül gibi yaşarız. Ben en iyisi kıstırayım bir yerde Memet’i, ‘’Kaçır beni,’’ diyeyim.


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube