BİR FİNCAN KAHVENİZ VAR MI?




Eskiden komşuların birbirine en çok sorduğu; aslında kendilerinin değil çocukları göndererek sordukları soruların biriydi. Diğeri de:" Müsaitseniz bu akşam annemler size gelecek." idi. Durduk yerde komşuluk nereden çıktı? Temmuz Dünya Komşular Günüydü. İlk defa Paris'te 1999 yılında kutlanan bu özel gün, komşuluk ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynamış ve 2004 yılından beri tüm Avrupa'ya yayılmış.


Bizim toplumumuzda komşuluk daima önemli görülmüş, "Komşu komşunun külüne muhtaçtır." gibi bu konuyla ilgili birçok atasözü söylenmiş. Ben bu ansiklopedik bilgileri burada kesip, kendi çocukluğumdaki, büyüdüğüm apartmandaki komşuluğu anlatacağım.


1976 - 1990 yılları arasında Kalamış'ta 18 daireli bir apartmanda oturuyorduk. Tam büyüme çağımda. O Apartmana taşındığımızda 5. sınıftaydım. Komşularımızın çoğu İstanbul'da oturmalarına rağmen çoğunun kökeni başka şehirlerdendi. Hatta İstanbullu olup farklı dinden olanlar vardı. Karşı kapımızda Ermeni, üst katımızda Yahudi komşularımız vardı. Bir de "Madam Teyze" dediğimiz Fransız gelinimiz bulunuyordu. O dönem herkeste telefon yoktu. İş sebebiyle üst kat komşumuzda telefon vardı. Dayım şehir dışından aradığında ya da babam acil bir işi çıktığında onları arardı. Onlarda tavana 3 kere vururdu, biz yukarı çıkar arayanla konuşurduk. Bir gün olsun surat asmadılar.


Annem dışarı çıktığımda tembihlerdi: "Herhangi bir şey olursa, yanında paran olmasa da atla taksiye gel, taksi parasını komşudan al, ben akşam gelince öderim." O kadar bağlılık vardı; apartmandaki tüm çocuklar apartmanındı. Aynı durum diğer çocuklar içinde geçerliydi. İhtiyacı olan herhangi biride rahatlıkla bizim kapıyı çalardı.


Uzun bir süre ( 6-7 yıl kadar), her ay bir dairede akşam yemeği için toplanıldı. Herkes bir çeşit yapıp, getiriyordu; ev sahibi sadece servis yapıyordu, yemek yapmıyordu. Her komşunun uzmanı olduğu, sevilen bir yemeği vardı. Her ay menü hemen hemen aynıda olsa, büyük bir keyifle yenen, heyecanla beklenen geceydi. Biz çocuklarda, her gün görüşmüyor, bahçede beraber oynamıyormuşuz gibi o akşamı heyecanla beklerdik. Sohbet eder, evde oynanan oyunları oynardık.


Yasal apartman toplantıları ise hep bizde olurdu ( 10 sene kadar) çünkü apartman yöneticisi daima babam seçilirdi. Sonunda isyan etti ve daire sırasına göre olması kararlaştırıldı. Bir sorun olduğunda apartman görevlisi dahil bizim kapıyı çalarlardı.


Evlenip, gelin çıkarken sadece ailemden değil, apartmanımdan da ayrıldığım için hüznüm ikiye katlanmıştı. Düğünümde de akrabadan çok komşularımız vardı. Komşularımızın kalanları ile hala görüşüyoruz. Apartmanda oturmaya devam eden çok az. Birçoğunu kaybettik, ecel, ölüm herkes için maalesef. Çocuklarda dağıldı. Gene de bağlantımızın kopmadığı birkaç arkadaşım var.


Komşuluk sadece apartman ile sınırlı değildi. Neredeyse tüm sokak birbirini tanıyordu. Kendi apartmanımızda ki kadar sıcak ilişkiler olmasa da diğer apartmanlarda kim oturuyor bilinirdi, selam verilirdi. Gerekiyorsa ayak üstü sohbet edilirdi. Öyle ki biz çocuklar sokağa yabancı biri girdi mi, hangi apartmanda kime geldiğini bilirdik. Yani aslında gelen gerçek anlamıyla yabancı değildi.


Şimdiki komşuluktan size söz edemeyeceğim, değişen durumlardan. Bir şeyden söz edebilmeniz için olması gerekir. Oysa bugün komşuluk kavramı yok. Ben size nasıl anlatayım olmayan komşuluk bağını, kavramını. Bizler gene de şanslıydık; bunları gördük, yaşadık. Yeni nesiller için çok üzülüyorum çünkü onlar bu güzel duyguları yaşamadılar. Bunları okudukları zamanda yaşananlar onlara masal gibi geliyor.


Yeni nesillere masal gibi gelen değil, gerçekten yaşayacakları masal gibi insanlık ilişkileri bırakmamız dileğiyle...


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube