BİLGİLİ BABA İLE SÖYLEŞİ

En son güncellendiği tarih: Nis 17


Bilgili baba kim, okurlarımız için Bilgili Baba'yı bize nasıl tanıtırsınız?


Ben Aykan. 7 yaşında bir kız ve 5,5 yaşında oğlan olmak üzere harika iki çocuk babasıyım.


Her ebeveyn gibi ben de hayatımın son 7 senesinde uykusuz, eğlenceli, endişeli, mutlu ve sayamadığım birçok duyguyla karışık şekilde hayatıma devam ediyorum.


Sosyal medyada “bilgili baba” ismiyle ebeveynliğe dair tecrübelerimi, fikirlerimi, toplumsal cinsiyet rolleri, eşitlik ve doğru inandığım konular üzerine paylaşımlar yapıyorum.


Siz çocukken 'Bilgili Bir Baba"ya sahip miydiniz?


Açıkçası onun bulunduğu dönem içerisinde diğer babalara baktığımda gerçekten

ilgiliydi diyebilirim. Benim babamda gördüğüm en önemli şey annem ile aralarındaki

eşitlik durumuydu. Babamın yalnızca çocuklarıyla ilgilenmesinin ötesinde annem ile

müşterek bir hayatı paylaştığını gözlemleme fırsatı buldum.


Siz nasıl bir çocuktunuz?



Çocukluğumun tamamını sokakta oyun oynayarak geçirebilmiş şanslı nesilden biri olduğumu söyleyebilirim. Daha çocukken birçok şeyi sokakta bizzat deneyimleyerek yaşayarak öğrendiğimi düşünüyorum. Ayrıca çok haylaz bir çocukluğum da oldu. Annemin hep "senin şöyle sakin bir halini görebilecek miyim?" dediğini hatırlıyorum.

Ben çok çalışkan ve çalışmaktan başka şansı olmayan bir ailede büyüdüm. Tüm çocukluğum boyunca annem ve babamın hayatta her şeyi kademe kademe hakkaniyetle ve çok çalışarak yaptıklarına şahit olmuş biri olarak bugün kendi hayatımda da bu şekilde hareket ettiğimi söyleyebilirim. Ayrıca ebeveyn olduktan sonra daha iyi anlayacağım şekilde, annem ve babamın bir dayanışma içinde gerçekten iş bölümü yapan bir ailenin içinde büyüdüm diyebilirim. Özellikle ailemde gördüğüm en önemli şey ise annem ile babamın aralarındaki o eşitlik durumuydu. Annem ve babamın yalnızca çocuklarıyla ilgilenmesinin ötesinde müşterek bir hayatı paylaştığını gözlemleme fırsatı buldum.


"Bilgili Baba" olmaya nasıl karar verdiniz?


Ben bilgili baba olarak sosyal medyada aktif paylaşımlar yapana kadar instagramı çok etkin ve aktif kullanan biri değildim. Hatta bana ilginç bir mecra gibi geliyordu ve açıkçası çok da anlamıyordum diyebilirim. Kendi ebeveynlik deneyimlerim ve babalık serüvenim gelişip, değiştikçe bilgilerimi, deneyimlerimi çevremdeki arkadaşlarımla paylaşırken bir yerden sonra hem çevremin hem de eşimin etkisiyle başladım. Sosyal medyada ebeveynlik üzerine çok anne olduğu ama özellikle benim bakış açımla birlikte bir babanın oldukça farklı olacağını söylemeleri üzerine karar verdim.


Açıkçası benim diğer ailelere akıl vermek veya bir uzman gibi görüş vermek gibi bir düşüncem ve iddiam hiç olmadı. Sadece bir baba olarak kendi deneyimlerimi paylaşıyorum hatta paylaşımlarım çocuk gelişimi üzerine değil ebeveyn gelişimi üzerine diyebiliriz. Ben çocukluğumdan beri günlük tutan ufak ufak hikayeler yazan biri oldum hep ve yazmanın gücünü çocukluğumdan beri biliyorum. Yazmak gerçekten insanı çok rahatlatan ve insanın kendisiyle yüzleşebildiği bir alan.


Eşiniz sizin Bilgili Baba olmanız hakkında ne hissediyor? Memnun mu, yoksa alanına fazla müdahale ettiğinizi mi düşünüyor?


Çocuklar, eşimin alanı değil. Hatta şöyle söylemeliyim ben eşitlik çerçevesinden baktığımda eşimin alanı, benim alanım olarak değil hayatın kendisini müşterek bir alan olarak görüyorum. Dolayısıyla eşim de kendi alanına müdahale gibi bakmıyor ama birbirimizi ebeveynlik yaklaşımlarımıza dair eleştirdiğimiz ve birbirimizden öğrendiğimiz çok şey var gerçekten.


İlk baba olduğunuzda, bebeği kucağınıza verdiklerinde ne hissettiniz?


O anı hatırlayınca hissettiğim sayısız duygu var. Prematüre olarak doğan kızım için yaşadığımız sıkıntılı sürecin normal doğumlarda gerçekleşen süreçlerdeki gibi olmadığını söyleyebilirim. Her doğum bir kara kutudur ve bu süreçte bebeğinizle ilgili her şeyin normal olduğunu sanarken riskli bir doğumun gerçekleşecek olmasını öğrenmek, bu duyguyla yüzleşmek çok kolay değil. Benim yaşadığım şoktan sonra aklımda kalan şeylerden biri kendi duygularımın artık bir önemi olmamasına karar verişimdi. Her şeyimle kendimi ikinci hatta üçüncü plana aldım. Önceliğim bebeğimizin sağlıkla dünyaya gelmesi ve eşimin de bu süreçte daha az yıpranmasını ve sağlığını korumasını çalışmak oldu.

En önemlisi de daha henüz kucağına alamadığın bebeğimize karşı hissettiğim sorumluluk duygusuydu. Belki de çocuklarıma beni bağlayan en güçlü duygu bu diyebilirim.


Çocuklardan sonra hayatınızda ne değişti?


Baba olmak, benim değişimimde bir şans ve bu şansı kullanmaktan da son derece memnunum.

Ebeveynlik, kendimle yüzleşmeme olanak sağlamasıyla birlikte iç dünyama yaptığım yolculuklarda “neden böyle hissediyorum?” veya “neden böyle davranıyorum?” sorularına verdiğim cevaplarla beni bambaşka noktalara taşıdı. Konfor alanımdan çıkmak ve gerçeklerle yüzleşebilmek canımı yakıp, kendimi kötü hissettiren duyguları beraberinde getirse de biliyorum ki sonucunda yaşadığım hafiflik kesinlikle paha biçilemez.


Her anı "Rol Model" olarak yaşamanın, otokontrolü kaybetmemenin zorlukları neler?


İnanın bilmiyorum. Çünkü hiç her anı rol model olarak yaşayan biri değilim. Ben hatalarımla, günahımla, sevabımla böyle biriyim. İnsan her zaman hata yapabilir önce bunu kabul etmek gerekiyor. Önemli olan hata yaptıktan sonra telafi etmek.


Çocuklar haklarını bilmedikleri gibi ebeveynler de çocuk haklarını bilmiyor. Ama senede bir gün de olsa 20 Kasım'da kutlanıyor. Bu konuda neler yapılabilir, senede bir gün kutlamak yeter mi?


Çocuk hakları konusunda farkına varabilmek için sosyal medyanın çok etkili olduğunu düşünüyorum. Ancak hak meselesine baktığımızda konunun birçok boyutu var aslında. Çocukları birey olarak görebilmekten başlıyor her şey.


Aile içi şiddet, şiddet içerikli haberler, diziler ve en önemlisi şiddet içeren savaş oyunları ve oyuncak silahlar... Çocuğumuzu bu şiddet çemberinden nasıl koruruz, sadece ebeveynlerin yapacakları yeterli mi?


Aslında hem karmaşık hem de basit konular. Çocuğum çok abur cubur yiyen birisine "Evde abur cubur bulunduruyor musunuz?" diye sorduğunuzda genelde evet yanıtını alırsınız. Bu da onunla ilgili, şiddet içeren tv programlarını açıp sonra çocuğu bu şiddetten korumaya çalışmak kendi içinde çelişkili. Ama çevreden gelen kontrol dışı şiddete dair dikkatli olmak, özellikle okullarda artan zorbalık meselesine dikkat etmek gerekiyor.


Ağlayarak tutturan çocuklar, ebeveynine şiddet gösteren çocuklarla nasıl başa çıkacağız?


Başa çıkmayacağız belki de. Bakış açımızda bir farklılık olması gerekiyor. Çocuğun neden böyle davrandığıyla ilgili ihtiyacını anlamaya çalışmak sanırım en iyi yol. Hangi ihtiyacı karşılanmadığı için böyle davranıyor? Bu soru bence anahtar değerinde.


Sizce çocuklar ne istiyor? Sevgi mi, ilgi mi?


Bence çocuklar anlaşılmak isteniyor. Sevgi istiyor ve kesinlikle koşulsuz sevgiyi hakediyorlar.


Her bireyin kalite anlayışı farklı iken; "Çocukla kaliteli zaman geçirmek" nasıl olacak, bu kalite nedir?


Samimiyetle söylemek isterim ki çocuklarla kaliteli zaman geçirme tam bir klişe haline gelmiş durumda. Bu kalite ne demek? Kim belirliyor? Gerçekten anlayamıyorum. Her ailenin dinamiği farklı ve her çocuk farklı. Benim çocuğum için “kalite” anlayışı ile başka bir çocuğun ebeveyni ile geçirdiği zamandaki “kalite” anlayışı farklı olabilir. Bana göre çocukla geçirilen zamandan ziyade gerçekten çocukla o an orada olmaktan geçiyor.


3 T (Telefon, Tablet, Televizyon) desek ne dersiniz?


Öncelikle çocuklar asla cep telefonu kullanmamalı, asla şu yaştan önce televizyon izlememeli gibi kesin kuralların pek de uygulanamadığını düşünüyorum. İnsan bazen biraz olsun rahatlamak birkaç dakika bir şey düşünmeden kafasını dağıtmak istiyor. Dolayısıyla bu kısa süreli dinlenme araları için kimse kendine eziyet edipte vah vah tüh tüh çocuğa cep telefonu verdim ya da televizyonda çizgi film açtım diye vicdan yapmasın. Hayat o kadar mükemmel değil biz de değiliz. Eğer çocuğunuza çizgi film açtığınızda yemeğini yiyor ve siz de bu durumu kurtarıcı görerek her yemekte çocuğa çizgi film açıyorsanız bunun adı kolaycılıktır. Bir anne ya da baba olarak ilk görevimiz çocuk gelişiminde kolaycılıktan uzak durup problemli bir konuda emek verip, çözüm üretmek olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla her yemekte açılan çizgi film çocuğu yemek yeme zevkinden mahrum bıraktığı gibi, işin kolayına kaçarak yemek yemeyi sadece çocuğun karnını doyurmaktan ibaret gören bir süreç haline getirebiliyor.


Çocuk ağlıyor veya bağırıyorsa eline tutuşturulan cep telefonu bir kurtarıcı da değil. Çocuğunuzun dışarıda ağlamaması için cep telefonu sadece geçici bir çözüm olacak ve ötelediğiniz o kriz ileride daha büyük bir kriz olarak dönecek diye düşünüyorum. 3T’nin bir ödül-ceza olarak kullanılmaması da gerekiyor. “Bak uslu durursan sana oyun açarım,” ya da “Ağlamazsan sana çizgi film izletirim,” gibi yaklaşımlar çocuk ile aranızda olan bu ilişki biçiminde bir koşul ile sadece taraflar olarak kazan-kazan üzerine kurulu bir dünya oluşturuyorsunuz.


Kendi hayatımızda da her şeye rağmen cep telefonunu hiç açmadığımız olmuyor mu? Elbette oluyor ama mutlaka anne-baba olarak ikimiz de mutabıksak açıyoruz. Bunun çok net bir sebebi var. Birimiz çok bunaldığı için işini kolaylaştırma çabasına giriyor ise diğeri bu durumu fark edip izin vermiyor. İki taraf olarak pes etmiş ve mutabıksa o zaman açıyoruz. Ama bunun da bir süresi ve kapsamı oluyor.


Her şey hep dört dörtlük olmayacak ya, ebeveynleri çıldırtan şeyler neler?


Bazılarını şöyle sıralayım 😊

· Tek elinle bebeyle uğraşırken diğer elinle almaya çalıştığın ıslak mendilden bir tane yerine 5 tane gelmesi

· Bebeği tam kucağında uyuttuğun an telefona ulaşamayacağın mesafede kalma

· Çocuğun kıyafetini ters giydirdiğini farkettiğin an

· Çocukla “nasıl olsa 5 dakika mesafeye gideceğim,” deyip yanına almadığın bezin / yedek kıyafetin her zamankinden daha çok lazım olması.

· Zar zor uyuttuğun çocuğun odasından kıvrak hareketlerle çıkıp, biraz dinleneceğin anda telefonun acı acı çocuğun odasından çalması.

· Zile basmayın yazdığın halde zile basılması!


Makaleleri yazarken, paylaşımları yaparken profesyonel destek alıyor musunuz?


Paylaşımlarımın büyük bir kısmı ebevenlik, babalık ve çocuk üzerine de olsa hayatın içerisinden de paylaşımlar yapmaya çalışıyorum. Paylaşımlarında bazen gün içerisinde aklıma gelen bir konu olduğunda hemen bir yerlere not alıp bir iki cümle karalıyorum. Sonrasında o cümlelerde konular kendiliğinden oluşuyor. Sayfamı yönetirken dikkat ettiğim en önemli şey paylaşımlarımın özgün olması ve içeriğinin bana ait olması.


Çocuklar için kitapları neye göre seçiyorsunuz?


Çocuk kitapları seçerken gerçekten seçiciyim. Benim için kitapların önerme içermemesi, cinsiyetçi olmaması ve dilbilgisi gerçekten önemli. Bir de çocuklar kitaplardan bir sonuç elde edecekse kendileri bu sonucu tartışarak düşünerek bulmalı. Ebeveyni ile konuşmalı, sorular sormalı.


Çocukların kitapları, çocuk şarkıları, izledikleri filmler derken kendinize, hobilerinize ayıracak zaman kalıyor mu?



İşte can damarımdan vuran soru 😊 Ebeveynliğe dair kendi içimde çözmeye çalıştığım konulardan biri bu aslında. Yapmak istediğim çok şey var ama bu konuyu bir türlü bir dengeye oturtamıyorum. Ama inanıyorum bir gün hobilerimi yapacağım.


Babalar süper kahraman olmak zorunda değil ama siz süper kahraman olsaydınız hangi kahraman olurdunuz?


Babalık asla süper kahramanlık değil dediğiniz gibi. Ancak bir kahraman seçecek olsam hikayemin sadece herkesin gördüğü kadar olduğu için ben net Batman olurdum.


Kendiniz için kitap okuyor musunuz? Ne tür kitaplar?


Açıkçası çocuklarımdan sonra ebeveynliğe ve çocuk gelişimine hitap eden kitapları daha çok okumayı tercih ediyorum. Baba olmadan önce teknoloji ve mühendislik alanında daha teknik kitaplar okuyordum.


Çağımız iletişim çağı, siz sosyal ağlarda ne kadar zaman geçiriyorsunuz? (Bilgili Baba paylaşımları dışında)


Bilgili Baba hesabım dışında ciddi bir twitter kullanıcısıyım. Bundan birkaç yıl öncesine kadar sosyal medyada geçirdiğim zaman günlük 2 saatin üzerindeyken bunu zamanla düşürmeyi başardım. Günde ortalama 1-1,5 saat civarında zaman geçiriyorum. Ancak o gün yaptığım bir paylaşımda çok etkileşim oluyorsa bu zaman artabiliyor.


Konu çocuk gelişimi olunca sorulacak onlarca soru var. Siz son olarak "bilgisiz babalar"a ne demek istersiniz?


Aslında babaları sınıfsal olarak bilgili, ilgili, bilgisiz olarak ayırmayı doğru bulmuyorum. Annelere bilgisiz diyemeyeceğimiz kadar babalara da bunu demek pek doğru değil. Herkesin kendi ebeveynlik deneyimleri farklı. Ben sadece hayatta bazı farkındalıklara ulaşmaya çabalayan biriyim. Babalara söyleyeceğim tek şey “Zaman çok çabuk geçiyor kıymetini bilin,” olur sanırım.


Son söz olarak Sosyaledebiyat okurlarına ne söylemek istersiniz?


Bu röportaj için öncelikle teşekkür ediyorum. Sosyal Edebiyat okurları için sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.


Hazırlayan: Nihal Doğan Taş

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube