BERDAN BER İLE SÖYLEŞİ




-Okurlarımıza Berdan Ber'i nasıl tanıtırsınız?


Hep söylerim insanın kendini anlatması kadar zor bir şey yoktur, hassas bir konudur ama insanın kendini uygun görmeme suçunu da işlememesi gerekir. Mütevazı ve farkındalıkla yaşamaya önem gösteririm. Zamanı çok iyi planlayarak yaşamayı önemser, yaşamın büyük bir şans olduğunu düşünürüm. Mühendis olmamdan ötürüdür ki analitik düşünen, alanında birçok referansa göre başarılı, bana göre ise henüz arayışı devam eden bir yolcuyum.


-Çocukken kendinize hangi mesleği seçmiştiniz?


Sanatla ilgilenmek isterdim aslında hep, özellikle de müzik veya sinema fakat lise yıllarında mevcut sistemlerin de bilinçaltımızı yönlendirmesiyle çok istekli bir şekilde Endüstri Mühendisi olmayı arzulamıştım ve de öyle oldu.


- Yazar olmaya ne zaman karar verdiniz?


Çocukluğumdan beri şiir veya düz yazı yazardım hep, kâğıt ile kalem arasında özgür bir sonsuzluk vardır. Tıpkı notaların sonsuz kombinasyonları gibi, üretmek için en güzel araçlardan biriydi yazmak benim için. Hep yazdım, karaladım bir şeyler.


- Yazmaya nasıl başladınız?


Aslında son birkaç yıldır geceleri sürekli yazıyordum. Türkiye’nin en büyük yaş meyve sebze ihraç eden şirketlerinden birinin kurucusu ve hala yönetim kurulu başkanıyım. Yani çok yoğun bir iş hayatım var. Bununla beraber bir çok STK’ da da sosyal sorumluluklar edinerek memleket ve dünya meselelerini kendime dert edinirim. Fakat yazmak ve konuşmak benim doğamda olan potansiyel bir enerjiydi ve bunun bir şekilde çoğalması ve gelişmesi için kitaplaştırmaya karar verdim 2019 yılı sonlarında.


Arayış aslında daha uzun ve ağır bir romandı, fakat yaptığım araştırmalar tanınmayan yazarların kitaplarının okunması için; öncelikle sosyal psikolojik durumları dikkate aldığınızda, biraz kısa olması gerekliliğine karar verdim. Şöyle ki, çağımızda insanların okumaya çok az zaman ayırabildiği bu zamanlarda usta ellerin yazdığı kitaplara bile vakit ayrılamazken, tanınmayan birinin kitabını elinize almak ve okumak için öncelikle, çok sayfalı olmayan, sade, akıcı ve mesajlarını anlaşılabilir bir şekilde vermek gerektiğine inanarak "Arayış"ı törpüledim diyebilirim.


Ve basit bir hesap yaparak günlük uyku saatimi 7,3 saatten 6 saate düşürdüm, bu bana yılda 475 saat yazma vakti olarak geri dönecekti ve geceleri ortalama 1,3 saatimi araştırma ve yazmaya ayırıyorum. Şimdilik!

-Kitabınız bitince, basılmadan önce (fikir almak için) birisine okuttunuz mu?


Başta beni bu işe çok teşvik eden eşim ve okumayı çok seven, objektif olduğuna inandığım birkaç dostuma okuttum. Olumlu reaksiyonlar aldığımı söyleyebilirim.


-Kitabınızın adına nasıl karar verdiniz?


Kitaba bir isim vermemiştim, sonlarına doğru kendiliğinden adının "Arayış" olması doğal bir şekilde gelişti. Yeni bir kitap çalışmam da var aslında, 2021 yılında çıkarmayı planladığım. Mesela onun adına başından karar verdim: “Sentez”


-Arayış'ta neyi vurgulamak istediniz, hangi kavramı öne çıkardınız?


Arayış insanın kendi içine salınım yaptığı derin bir yolculuk. İnsanları ayakta tutan en güçlü olgulardan biri ümit ve amaçtır, her yaşta yenilenen amaçlarımızın aslında asla bir son olmadığını, sürekli gelişen ve öğrenen organizasyonlar olduğumuz için amaçların da sürekli değişerek yeni ümitlere gebe olabileceğini anlatmaya çalışıyor.


-Arayış bize neyi anlatıyor?


Evrenden baktığınızda mikron ölçekli olan canlılarız, beynimizin çapı ile evrenin çapı tutulduğunda çıplak gözle bakmayı, farkındalık ile yaşamanın bize sunacağı mutluluğu ve onu koruma gücü olan dengeyi yönetebilmeyi anlatmayı satırlarıyla dert ediniyor.



-Sizce özgürlük nedir, cesaret nedir?


İnsanlığın varoluşundan bu yana hep ortak akılların esareti altında kalan toplumlar ve bireyler yetiştirildi. Özgürlük kavramını ikiye ayırmak gerekir; birincisi bireysel, kişinin eğitim ve öğrenimi ayrıştırarak, öğrenimin verdiği bilimsel temeller üzerine öğrenmeyi öğrendikten sonra, sistemlerin dayatmaları ile değil de kendi iradesiyle hareket edebilme kabiliyetidir. İkincisi toplumsal, burada söylenecek çok şey yok, sadece şunu diyebilirim, başkalarının sınırlarına saygısızlık yapamayacağın kadar özgür olabilirsin.

Cesarete gelince, bu bir eylemlilik durumudur. Doğru an geldiğinde içinizdeki enerjinin sizi yönlendirmesine akıllı bir şekilde müsaade etmektir. İçinizden neler çıkabileceğini hayal bile edemezsiniz, sadece müsaade etmek gerekir. Cesur tek bir insan; insanların, toplumların, dünyanın veya evrenin kaderine yön verebilir. Tabi hep söylerim zeki olmak özel bir durum ama zekayı kullanabilmek akıllı olmaktır. Akıllı insanlar, evrensel değerleri algılayabilen, tecrübeleri ve tarihin kalıntılarını doğru kullanan sonuç odaklı insanlardır.


-Size göre farkındalık nedir?


Milyarlarca yıldır var olan bu evrende gelmiş geçmiş milyarlarca insandan biri olduğumuzu doğru anlamakla başlıyor bu süreç. Her gün 80-90.000 sefer aldığımız nefesten bir tanesini fark etmekle başlıyor bu keşif. Sonsuz olasılıkların olduğu bir yaşamda, hayatınızın nasıl olması gerektiğini, sadece kendi egolarınızı tatmin etmek için mi, yoksa doğanın bir parçası olarak onunla bütünleşik olarak tüm canlılara dokunarak yaşamak mı ?


-Bireylerde ve toplumda yeterince farkındalık var mı?


İnsanoğlu varoluşundan beri sürekli sorgular ve bu yönde sorgulama yöntemleri de gelişir. Bu konuda az ya da çok yorum yapmak bir bireyi kıskaç içine almak doğru değil. Bu daha çok eğitim sistemlerinin, kapitalizmin beklentilerinin, insanları motive eden ihtiyaçlar hiyerarşisine göre yapılanmasından ötürü bilinçaltlarını yönetmesiyle şekilleniyor. Çağlardan beri insanın en temel ihtiyacı inanmak ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak oldu. Çünkü buna mecbur bırakıldılar, oysa dünya kaynakları tüm insanlığa eşit şekilde yetebilecekken burada ego devreye girerek, hırs, arzu ve güç istençleri ile siyaseti doğurdu. Yani makro bir çerçeveden büyük resme bakarsak insanları değil de sistemleri irdelemek gerekiyor. Nihayetinde sıyrılma iradesinin eğitsel temellerini doğru oluşturabilenler başarabiliyorlar.


-Kahramanınız Arayış kitabınızda Küba'ya gidiyor. Koskoca dünyada neden Küba'yı tercih ediyor?


Küba Dünya'da özel olan bir ülke, sosyalist bir rejimin olması para kavramının henüz ilişkileri çok dejenere etmediği bir yer. Dolayısıyla çıkarların minimize ve dengeli olduğu toplumlarda, samimiyet ve paylaşımda hak ettiği değerleri bulabiliyor.


-Siz Küba'ya gittiniz mi? Bu yüzden mi kahramanınızı oraya gönderdiniz?


Evet, ben 2010 yılında Küba’da bulundum. Kitapta geçen tüm lokasyonlar gerçek ve benim gözlemlerimle kaleme alındı.


-Sosyal ağlarda ne kadar zaman geçiriyorsunuz? Sosyal ağların okumaya katkı sağladığına inanıyor musunuz?


Sosyal ağlar dünyanın adaletli ilerleyebilmesi, özgür basının gelişmesi ve hızlı haber alma ile iletişim için büyük bir imkan sağlıyor. Aslında Facebook'un ilk Türkiye kullanıcılarındandım. Ama 2010 yılında bıraktım. Bir ay önce ilk defa kitaptan ötürü instagram hesabı açtım. (onu da yayın kurumumun istemi üzerine )

Maalesef bir günümüz 24 saat; yoğun iş hayatı, aile, spor ve hobiler, okumak ve yazmak derken ben şahsen sosyal ağlara vakit ayıramıyorum.

Bir de kadim zamanlarda bilgi çok kıymetli bir unsurdu. Şimdiler de ise bilgiyi ayıklamak öyle. O kadar yoğun ve içeriksiz bilgiler veya fenomenler var ki, gördükçe üzülüyor, yoruluyorum. Bunların enerjimi düşürmemesi için kontrollü olmaya çalışıyorum.


- Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?


Tarihte bir şey olmuşsa, diğer olasılıkların hiçbiri olmadığı için olmuştur. Yaşamımızda keşkelere takılmadan, amaçlarımızı olmazsa olmaz olarak görmeden, sevginin dünyadaki en güzel değer olduğunu bilerek ve farkındalıkla yaşamalarını diliyorum. Dünyanın bizi hipnoz etmek gibi bir derdi yok ama sistemlerin var. Kontrolü elden bırakmayalım.

Şimdi günün en güzel ilk eylemi olan göz kapaklarını açarak, ARAYIŞ’a başlamaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.


Hazırlayan: Özgün Onat

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube