BENİM BİR ÖROVİZYONUM VARDI, ONU KİMLER ALDI?


Batılı her şarkıcının kariyerinin bir yerinde, bir Noel Şarkıları albümü yapması nasıl gerekliyse, bizde de müzikle ilgili yazan herkesin geçmişinde bir Örovizyon yazısı bulunmalıdır. Yarışma geçmiş olsa da, bu görevi ifa etmek gerekiyordu. Ülkede yıllarca her mayıs ayı yarışmayı beklemek, izlemek, sinirlenmek ve küsmekle geçti. Gerçi son yıllarda ne eski cazibesi kalmıştı, ne de kemik hayran kitlesi hariç izleyeni. Oysa yarışmaya katılmaya başladığımız 1975 yılından itibaren pop müzik dünyamızda çok önemli bir yeri olmuştu. Benim ilgim 90’lardan itibaren sönmüş olsa da, asıl başarılı sonuçlar da o tarihten sonra gelmeye başlamıştı.


Örovizyon, ilk kez 1956 yılında İsviçre’nin Lugano kentinde yapıldı. Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından İtalya’daki Sanremo Şarkı Yarışması’ndan esinlenilerek hazırlanan, II.Dünya Savaşı sonrasında kendini toplamaya çalışan Avrupa ülkelerinin bir araya gelmesinin amaçlandığı bir radyo programıydı. Yarışmayı izleyen birkaç kamera olmasına karşın, o tarihlerde çok az evde televizyon vardı. Yedi ülkenin katıldığı bu ilk yarışmayı ev sahibi İsviçre kazanmıştı. Bir sonraki yarışma Frankfurt’ta yapıldı ve ilk yıl, katılma tarihini kaçıran İngiltere, Avusturya ve Danimarka da yarışmaya dahil oldular. Hollanda’nın Hilversum kentinde yapılan üçüncü yarışmada, Örovizyon tarihinin gelmiş geçmiş en büyük şarkılarından biri yarışıyordu. Domenico Modugno, yarışmanın sonunda üçüncü olmasına karşın, şarkısı “Volare” ya da diğer adıyla “Nel blu, dipinto di blu” o tarihten itibaren dünyanın en büyük hitlerinden biri hâline geldi. Yıllar içinde yarışmaya belli kurallar getirildi, katılımcı sayısı arttı. 1974 yılında İngiltere’nin Brighton kentinde yapılan yarışma, dünyaya Abba’yı tanıtıyordu. İsveç adına yarışan Abba’nın yarışma şarkısı “Waterloo”, Örovizyon tarihinin en sevilen şarkısı seçilecekti yıllar sonra. Abba ise gelmiş geçmiş en büyük müzik gruplarından biri olarak tarihe geçecek bir kariyere başlıyordu. Bir sonraki yıl İsveç’in Stockholm kentinde yapılacak yirminci yarışma ise bizim Örovizyon hikâyemizin başlangıcı olacaktı.


TRT, yarışmada ülkeyi temsil edecek şarkıyı seçmek için bir ulusal yarışma açar ve 105 şarkı başvurur. Seçici kurul tarafından yapılan ön elemeler sonucu 17 şarkı yarı finale katılmaya hak kazanır. 1975 yılı ocak ayında, şarkılar birkaç gün peş peşe televizyondan yayımlandığında heyecanla izlediğimi ve o günler için nasıl önemli bir olay olduğunu çok iyi anımsıyorum. Türk popunun neredeyse bütün önemli isimleri yarışmada vardı. Bütün şarkılar çok iyiydi. Sadece Örovizyon tarihimizin değil, pop müziğimizin de en önemli ve güzel şarkıları bu yarışmadan çıkmıştır. Bugün her biri birer pop klâsiğine dönüşen “Hayâlimdeki adam/Yeliz”, “Boş ver/Nilüfer”, “Böyle mi başlar/Yeşim”, “Özlenen sevgi/Cahit Oben”, “Delisin/Cici Kızlar”, “Yarınlar bizim/Ali Rıza Binboğa”, “Bir gün karşılaşırsak/Gökhan”, “Minik kuş/Füsun Önal” ve diğerleri… Bunca yıl sonra bile, katılan şarkılara baktığınızda her biri çok klâs ve sözü, müziği, düzenleme ve yorumuyla birinci sınıf şarkılardır. Yarışmanın sonunda, çekilen kurayla ülkeyi temsil etme hakkını kazanan “Seninle bir dakika” ulusal gururumuz olarak İsveç’e gönderilmişti. 22 Mart’ta Stockholm’de yapılan yarışmada 19 ülke arasında 3 puanla sonuncu olunca ülkece çok kırıldık ve Avrupa’ya küsüp sonraki 2 yıl yapılan yarışmalara katılmadık. Ama o yılın birincisi Teach-In grubunu ve şarkısı “Ding-a-dong”u çok sevdik; hatta hemen Türkçe versiyonları yapılarak, Aylâ Algan ve Füsun Önal tarafından seslendirildi. Kırılan gururumuzun tamiri üç yıla yakın sürdü ve 1978 yılı için bir kez daha seferberlik ilân edildi. Bu kez başvuran şarkı sayısı 232’dir. Yarı finale kalan 12 şarkıdan, aralarında bugün klâsikleşmiş olan “Anılar/Nükhet Duru”, “Bu gece/Rezzan Yücel”, “Baharım sensin/Ali Rıza Binboğa” da olan 7 şarkı elenir. Sözlerinde “hayvanız biz” geçtiği için Grup Sekstet tarafından söylenen “İnsanız biz” de diskalifiye edilir; ancak Danıştay kararıyla finale katılmaya hak kazanır. Yarışmanın iki (bana göre tek!) favorisi vardır: Nilüfer’li Grup Nazar ve Nükhet Duru’lu Grup Anadolu Majör. Final gecesi kazanan Grup Nazar olur. İki jüri üyesi, daha önce yarı finalde 5 tam puan verdikleri “Dostluğa davet”in final gecesi yarışmadaki en kötü şarkı olduğuna karar vermiş ve 1 puan vermeyi uygun görmüşlerdir. Yarışmanın en büyük favorilerinden olan şarkı bu sayede ancak 3. olabilmiştir. Yarışma sonrası epey polemik yapılsa da, “Dostluğa davet” TRT tarafından, Kore’de yapılan “Seul Şarkı Festivali”ne gönderilerek olay affettirilmeye çalışılır. Grup Anadolu Majör, Seul’deki yarışmadan birincilikle dönerken, Grup Nazar, Paris’teki yarışmada 20 ülke arasında 18. olur. Üstelik ilk katıldığımız yarışmada 3 puan almışken, bu kez sadece 2 puan alabilmişizdir. Biz yine küseriz.


Neyse ki, yarışmaya katılmamaya karar verecek kadar değildir bu küskünlük. 1979 yılı için başvuran şarkı sayısı 173’tür. Yarı finale kalan ve aralarında İlhan İrem’in “Bir yıldız”, Nur Yoldaş’ın “İlyada” ve Saadet Sun’un “Sevgilim”i gibi çok güzel şarkıların bulunduğu gruptan kazanan şarkı Maria Rita Epik ve 21.Peron tarafından söylenen “Seviyorum” olur. Ancak yarışmanın İsrail’in Kudüs kentinde yapılacağı öğrenilince, Arap kardeşlerimizi (!) üzmemek için Türkiye yarışmadan çekilir. Şarkının bulunduğu 21.Peron albümü bugün nadir bulunan ve yüksek meblağlarla el değiştiren bir albümdür.


1980 yılına geldiğimizde yeni bir yöntem denenir ve önce şarkıcı seçilerek, belirlenen 5 besteciye sipariş verilir. Seçilen şarkıcı tabii ki süper starımızdır ve şarkı da “Petrol”dür. Şarkı ilk başta Ajda Pekkan’ın çok içine sinmese de düzenlemesi elden geçirilir, İngilizce ve Fransızca versiyonları hazırlanır, yurt dışında farklı ülkelerde plâğı piyasaya sürülür. Yarışma gecesi 23 puanla 15. oluruz. 15 puanın 12’si ise o yıl ilk ve de son kez katılan Fas’tan gelmiştir. Ajda bile ilk ona giremiyorsa yapacak bir şey yoktur; bütün Avrupa bize karşıdır, tüm kararlar politiktir, bizi anlamıyorlardır. (Sanki 1 yıl önceki Kudüs’e gitmeme kararımız politik değildir!) O gün bizi anlamayan Avrupa, gün gelecek bizi kıskanacak(!); “Petrol” ise zamanla Ajda’nın en sevilen şarkılarından biri olacaktır.


1981 yılından itibaren 2013 yılına kadar düzenli olarak yarışmaya katılır ve zamanla iyi sonuçlar almaya başlarız. Gerçi sonuçların iyiliği oylama sistemindendir ama olsun. 2013 yılına gelindiğinde ise üst akıl tarafından bizi kıskanan (!) Avrupa ülkeleriyle aynı yarışmada olmamaya karar verilir. Gerçi yıllar içinde yarışma, bir cumartesi gecesi şovuna dönüşmüş; eski görkemini yitirmiştir ama yine de alınan bu karar yanlıştır ve günlük siyasi akımların etkisindedir. Oysa 2003 yılında Sertab Erener’le birinci, 2010 yılında maNga ile ikinci ve 1997 yılına Şebnem Paker’le üçüncü olmuşuzdur. Şebnem Paker’in şarkısı “Dinle”, bana göre, Örovizyon tarihimizdeki en başarılı şarkıdır. Daha sonraki yıllarda alınan sonuçlar oylama sisteminin sayesinde olmasına karşın, “Dinle” zamanında sıfır puan aldığımız sistemle oylanmış olduğundan, bana göre elde edilen en başarılı sonuçtur.


70’lerde ve 80’lerde, Örovizyon ekipleri yurt dışında yarışmanın yapılacağı ülkeye gönderilirken basına dağıtılacak tanıtım dosyalarının içinde özel hazırlanmış plâkları bulunurdu. Bu plâklar genellikle yurt içinde satışa çıkmadığından, günümüzde nadir bulunan ve bazıları için büyük meblağları gözden çıkartmanız gereken plâklardır. Örneğin, sıfır puan almış olan Çetin Alp ve Seyyal Taner’in yarışma 45likleri koleksiyoncular arasında çok büyük rakamlara el değiştirmektedir. 90’larda ise plâklar yerlerini cd’lere bırakmıştı.


Sadece yarışma şarkıları toplayan koleksiyoncular olduğundan Örovizyon plâkları ve cd’leri genellikle yüksek fiyatlarla satılır. “Türkiye’nin ilk 20 yılı” isimli ve 1975-1995 arasındaki şarkıları içeren cd için istenen rakamlar dudak uçuklatır. Artık bu ortak heyecanı yaşayamıyor olsak da, bir dönemi çok eğlenerek geçirdiğimiz söylenebilir. Oyuna yeni girdiğimiz yıllarda yaşadığımız küsmeleri saymazsak, çok keyifli şarkılarımız oldu, çok heyecanlı final geceleri yaşadık. 1984 yılı şarkımız “Halay/Beş Yıl


Önce, On Yıl Sonra”, 1986 yılı şarkımız “Halley/Klips ve Onlar” ve 1989 yılı şarkımız “Bana bana/Grup Pan” hâlâ büyük keyifle dinlediğim şarkılardır. 90’lara geldiğimizde, yarışmaya ilgimi yitirmeye başlamış, ancak rastlarsam izler hâle gelmiştim. Bu dönemden sevdiğim iki şarkı vardır. Yukarıda söz ettiğim 1997 yılı şarkımız “Dinle/Şebnem Paker ve Grup Etnik” çok güzel bir şarkıdır. Diğeri ise, çoğu kişinin yerden yere vurduğu ama benim pek sevdiğim 2005 yılı şarkımız “Rimi rimi ley/Gülseren”dir. Cd’sini bulup alabilmek için yurt dışı siteleri talan ettiğim uzun aylar sonunda muradıma ermiştim.


Kim bilir, belki bir gün tekrar oyuna döneriz. Geçmişte kalan pek çok şey gibi, asla aynı tadı bulamasak da gösterinin parçası olmak ve birlikte şarkı söyleyip eğlenmenin iyileştirici etkisini göz ardı etmemek gerekir. Sahi, Eurovision yazıp neden Örovizyon okuruz? Olaya bu kadar mı Fransızız?

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube