BEN ANNEYİM – I AM MOTHER

En son güncellendiği tarih: Nis 25


Eğer bilimkurguyu ya da tek mekânda, az oyuncuyla çekilen filmleri seviyorsanız, 2019 yapımı Ben Anneyim hoşunuza gidecektir. Öncelikle, “Yeni Nolan olabilir mi?” tartışmalarına konu olan Grant Sputore tarafından yazılan ve yönetilen filmin, sinema değil televizyon filmi olduğunu dikkate almanızı ve beklentinizi ona göre nispeten düşük tutmanızı öneririm. Evet, Ursula K. LeGuin’den, Isaac Asimov’dan, Philip K. Dick’den esintiler inkâr edilemez, ama bu durum beyaz perde için değil, beyaz cam (aslında dijital alem demek daha doğru) için yazıldığı gerçeğini değiştirmiyor.


Kıyamet sonrası senaryolarına aşinayız. Güvenli tesiste, robotun döllenmiş yumurta hücresini yapay rahime koyduğunu görürüz. Tüm canlıların yok olduğu dünyada, bir kız bebek doğar ve bu robot tarafından büyütülür. Birbirlerine “Anne” (mother) ve “Kızım” (daughter) diye hitap eden ikili, on altı yıl boyunca sorunsuz yaşarlar. Ancak günün birinde, yoğun radyasyon dolayısıyla hiçbir canlının yaşayamayacağı tesis dışından bir kadın çıkagelir. Yaralıdır ama hiç de radyoaktif serpintiye maruz kalmış gibi bir hali yoktur. Kız, davetsiz misafiri içeri alır, Anne ise aksi görüştedir. Kız, şimdiye kadar ona karşı aşırı ihtimamlı davranmış annesine karşı yabancının verdiği tepkileri anlamlandıramaz. Davetsiz misafirle konuştukça Anne’nin ona söylediği yalanları yakalamaya başlar. Ancak işler o kadar basit değildir, Kadın (woman) da yalan söylemektedir. Kız’la birlikte izleyici de kime inanacağına karar veremez.


Filmin baş rolü olan Anne robotu bir kadın seslendiriyor beklendiği üzere: İlk kez Dallas Doll filminde gördüğümüz Rose Bryne. Robot kostümünün içindeki oyuncu ise bir erkek, Avatar ve Eternity filmlerinden tanıdığımız Luke Hawke. Yardımcı oyuncu Kadın, Milyonluk Bebek ve Erkekler Ağlamaz filmlerindeki oyunculuğuyla hepimizi göz yuvarlarımızı yerinden çıkarana kadar hüngür hüngür ağlatan Hillary Swank. Filmin sonunda kısa süreliğine gördüğümüz bebek Kardeş (brother) de Jacob Nolan.

Puanı 10 üzerinden 6,8 olan film, 113 üç dakika uzunluğunda. Gişe kaygısıyla günlük seans sayısını arttırmak için son dönemde çekilen filmlerin 90 dakika civarı olduğu düşünülürse, uzun sayılır. Ancak bu sürenin tamamında ekran başında kalmanız gerekli. Telefonunuzu kurcalayıp, ‘Film aksın ben bir çay koyup geleyim’ derseniz, film sona erdiğinde “Eee ne oldu şimdi?” demeniz muhtemel. Anne ile Kız arasında geçen bir diyaloğu da ekleyip yazıyı bitiriyorum, keyifli seyirler.


Anne: Düşün ki, bir doktorun beş hastası var. Hepsi de organ nakline ihtiyaç duyuyor ama hiç uygun organ yok. Bir gün, altıncı hasta giriyor, tedavi edilebilir ama organları diğer hastalara uyumlu. Eğer doktor tedaviyi ertelerse yeni hasta ölecek ama organları diğer beş hastanın tedavisinde kullanılabilecek. Eğer yeni hastayı tedavi ederse bir hayat kurtulacak ama beşi son bulacak. Doktorun izleyeceği en iyi yol nedir kızım?

Kız: İzleyeceği yol mu?

Anne: Temel aksiyomlar der ki, kişi mümkün olan en çok kişinin acısını en aza indirmekle etik olarak yükümlüdür. Şimdi, düşün ki doktor sensin ve organların da hastalarınla uyumlu. O halde doğru seçim nedir?

Kız: Yani, Comte’a göre başkalarının yararı için zarar görmeye istekli olmalıyım.

Anne: Katılıyor musun?

Kız: Bu beş hastayı tanıyor muyum? İyi insanlar mı? Ben, hayat kurtaran bir doktor, hayatımı katil ve hırsızlar için feda ediyor olabilirim. Fedakarlığım sayesinde daha çok insanı incitebilirler.

Anne: Her insanın özünde değerli olduğunu, yaşam ve mutluluk hakkına sahip olduğunu düşünmüyor musun?

Kız: Geçen ay düşünüyordum. Kant’ı öğrenirken.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube