BEL CANTO - TUTSAK


Bu hafta tesadüfen birkaç tane Julianne Moore filmi seyrettim. İçlerinde en etkilendiğim; Bel Canto / Tutsak oldu; Game Change / Politik Oyunlar da güzeldi ama oyumu Tutsak'tan yana kullanıyorum.

Bel Canto, Ann Patchett'in aynı adlı romanından Paul Weitz ve Anthony Weintraub'un senaryolaştırıp, Weitz'in yönettiği 2018 yapımı dram filmi. Ken Watanabe ve Julianne Moore'un başrollerini paylaştığı filmde Demian Bichir, Sebastian Koch, Christopher Lambert, Elsa Zylberstein gibi isimler ikiliye eşlik ediyor. Aramızda kalsın; İskoçyalı serisini nefes almadan izleyen biri olarak Lambert'ı zor tanıdım, uzun süredir perdede görmediğim için herhalde.

Zengin Japon iş adamı Katsumi Hosokawa‘nın doğum günü için düzenlenen partiye özel bir konser vermek için ünlü soprano Roxane Coss da katılır. Opera tutkunu Hosokawa, Cross'a hayrandır, devamlı onun cdlerini dinler. Parti başlar, Cross sahne alır, her şey yolundayken bir anda ortalık karışır. Ünlü zenginlerin, sanatçıların, siyasetçilerin olduğu parti bir gurup terörist tarafından basılır. Teröristler haksız yere tutuklanan yandaşlarının serbest bırakılmasını istemektedirler. Filmde zaman, ülke, karakterlerin geçmişi, tutsaklık süresi gibi kavramlar net değil.

Bir sanatçı için her yer, zaman ve kişi için icrada bulunmak, herkesi sanatla buluşturmak amaç olabilir. Ama para için özel konser verirken de bazı kriterler olmalı bence. Nereye gittiğin (siyasi istikrar var mı), kime, ne amaçla hizmet verdiğine dikkat etmek gerekir. Sanat ve siyaset, opera ve terör, nezaket ve şiddet gibi zıt kavramlar iç içe geçmiş. Keyifle opera dinlerken, müziğe kendinizi kaptırmışken bir anda silah sesleriyle alt üst oluyorsunuz ve kabus başlıyor.

Birkaç sert sahne olduğu gibi, aşk, romantizm içeren, müziğin evrenselliğini anlatan, dostluk, fedakarlık içeren sahnelerde var. Filmde bazı şeyler oturmamış gibi; dram, aşk, siyaset ve sanat karışmış. Özellikle müziğin, sanatın evrensel olduğu, aradaki duvarları yıkıp, iletişim sağlayacağı vurgulanmış.

Rehinelik süresi tam belirtilmese de pazarlığa varılamamasından sürenin uzun olduğu anlaşılıyor. Hal böyle olunca da kaçınılmaz olarak "Stockholm Sendromu" devreye giriyor. Soprano Cross, yetenekli bir gerillaya şan dersleri veriyor, tercüman rehine kadın gerillaya lisan dersi veriyor, yemek, banyo gibi temel ihtiyaçlar eşit karşılanıyor, bahçede maç yapıyorlar, satranç oynuyorlar. Birlikte yaşama süreci uzayınca ırk, renk, dil, sosyal sınıf, kültür, cinsiyet, yaş, din ayrımı gibi kavramlar aşılıyor. Rehine - terörist farkı neredeyse ortadan kalkıyor. Sanki bir kaza sonucu, geçici süreliğine orada kalmaya mecbur olan bir gurup gibiler.

Filmde her milletten oyuncu var ve kendi dillerini konuşuyorlar, aralarında anlaşmayı da Japon tercüman sağlıyor. Bir dönemin Fransız starı Lambert Fransız büyük elçisi, Moore Amerikalı soprano, uluslararası Japon oyuncu Ken Watanabe, Alman Sebastian Koch, Meksikalı Maria Mercedes Coroyile uluslararası karma sanatçı takımı; opera, spor, satranç, bitki bakımı, kitap okuma ile tam bir kültür şöleni. Latin Amerika'daki siyaset ve karmaşada anlatılmış.

Morre'un Roxane Coss olarak opera seslendirdiği sahneler dikkat çekici. Tabii araştırdım, kim söylüyor bu aryaları diye; Renée Lynn Fleming . Fleming; 4 Grammy, Polar Müzik Ödülü, Chevalier de la Légion d'Honneur gibi pek çok ödül sahibi ünlü bir soprano. Her zaman olduğu gibi filmi beğenenlerde var, beğenmeyenler de var. Ben beğenenler tarafındayım, hiç bir şey olmasa bile operaya saygı var. IMDB 5,4 ( neden bu kadar düşük bilemedim )

Evde kaldığımız şu günlerde seçtiğiniz film hangisi olursa olsun, keyifle izleyin...

#evdekalfilmlekal

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube