© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

Beklenmedik Karşılaşmanın Anotomisi

En son güncellendiği tarih: 6 May 2019


Yeşil tahtanın önünde ,tebeşir tozu olmuş kahverengi pantolonunun ceplerini silkelerken öfkeden kuduracak gibi oldu ve başını kaldırdığında bir sınıf dolusu öğrencinin gülen gözler ve alık suratlarla kendini izlediğini fark etti.

"Neye bakıyorsunuz?" hadi kitaplarınıza dönün..."dedi ama çocukları da anlıyordu. Bugünkü hali kendine bile tuhaf gelmişti. Yine de içindeki birine çatma dürtüsünü bastırmaya çalışarak, sınıfın en arka sırasında oturan ve diğerlerine nazaran daha galiz bir şekilde yüzlerinde tebessüm barındıran iki çocuğa kaydırdı bakışlarını.

"Hafız,Necati neye gülüyorsunuz yavrum?"

İki adım daha öne çıkarak en önde bulunan boş sıraya yaklaştı.

"...Gülecek bir şey varsa bize de söyleyin biz de gülelim!" Son kelimesinde orta sıralarda oturan saçları iki yana örgü edilmiş parmak kaldıran kıza daldı gözleri.

Bıkkın bir şekilde "Söyle Ecrin..."dedi. Kız ayağa kalkarken ,aklı onun yüzündeki çok bilmiş ifadeye takıldı yine ,kızın gerçekten var olan bilmişliğinden mi yoksa yaratılışının verdiği mizaçtan mı ukala bir surat ifadesine sahip olduğunu, ona eğitim verdiği altı yıl boyunca bir türlü çözememişti. Sınıfı sevdiği ve sevmediği öğrenciler olarak kategorilere bölecek olsa bu kız kesin -sevmediği öğrenciler- kategorisinde zirveye oturur ve en yakın rakibine fark atardı. Yapmacık bir şekilde gülerek"Öğretmenim ceketiniz..." "Anlamadım!" Parmağıyla öğretmeninin üzerinde belli belirsiz bir noktayı işaret ederek."...Yakanız tebeşir tozu olmuş!"dediğinde susan tüm sınıf yeniden kıkır kıkır gülmeye başladı. Başını yakasına doğru eğdi. Kadife ceketin yakasındaki tebeşir tozu ona göre dünyanın en çirkin görüntüsüydü. Az önce cebinin kenarındaki tebeşir tozuyla uğraşan öğretmen için yeni bir meşgale daha çıkmıştı. Elini yakasına doğru götürüp parmak uçlarıyla tozu silkelemeye çalışırken kızın sesi sınıftaki gülüşmelerin arasına karışarak yeniden duyuldu.

"...Bugün hiçbir şey yolunda gitmiyor değil mi?" Kadife ceketine yapışmış tozu silkelemeye devam ederken "Efendim!" dediğinde tüm sınıfın haylaz kıkırdaması kahkahalara dönüştü. Kendini ilk defa bu kadar savunmasız hissetmişti, belki de sadece bu yüzden "Efendim" derken sesi titremişti. İçinde acıyan yeri ve kendini bu kadar savunmasız hissetmesine neden olan şeyin ne olduğunu biliyordu. Kız öğrencisinin dediği şey yeniden kulaklarında yankılandı ama bu sefer bunu söyleyen o değil kendisiydi. "Bugün hiç bir şey yolunda gitmiyor."

Sabah gömleğini ütülerken, anlık gaflet ile gömleğini yakmış, yeni aldığı siyah pantolonunu ayakkabılarını giyerken bacak arasından yırtılmış, bineceği Yıldıztabya 37Y'yi kaçırmış ve bu yüzden durakta bir saat beklemişti. Tüm yolu hıncahınç dolu metrobüste ayakta yol almak zorunda kalmıştı. Hepsinden daha kötüsü muhtemelen yolculuk anında cebindeki cüzdanı çaldırmıştı, düşürmüş de olabilirdi gerçi ama o çaldırmış olmayı yeğlediği için böyle olmuş olmasını diliyordu. Bunca aksiliğe rağmen ders vaktine ucu ucuna yetişmeyi başarabilmişti. Zaten böylesi bir günde öğretmenlerin kendi aralarında "Azman" diye hitap ettiği müdür muavini ile uğraşamazdı.

...Sınıftakilerin gülme sesine okulun paydos zili karıştı,toplanan defterin,kitabın çıkardığı ses ile tüm düşüncelerden kurtulup masasına doğru ilerlemesi, koridordan merdivenlere doğru giden çocukların sesinin birbirine karışması ve az önce karşısında bulunan otuz beş öğrencinin birden yok olur gibi sınıftan çıkması zamanın kırılması gibi yaşandı.

Gözünü açtı, kapattı tüm sınıf topyekun kaybolmuştu. Masasının berisinde bulunan sandalyesini yerde sürüyerek itti ve öğlen güneşinin ışıkları altında duvarda altın bir varak gibi parlayan bakır çerçeveli aynanın karşısına geçti. Gür siyah bıyıklarının ucunu bir çizgi film karakteri gibi sivriltirken gözleri hatırladığı bir kaç anının beyninde yarattığı dalgayla doldu.Bu anlık bir yanılsamaydı.

Bir kadın vardı...

Her sabah onunla uyandığını düşlediği... Ve şimdi onun nikahına gitmek vardı kaderde. Gidecekti de. O sahip olamadığı aşkıydı ve kendi ertelemeleri yüzünden okuldaki başka bir öğretmen arkadaşıyla evleniyordu. Aynadaki yansımasına bakarken daha önce defalarca kez tekrarladığı kendine neşe veren o ismi tekrarladı "Güliz". Ne de güzel bir ismi var diye düşünürken yakasındaki kravatını tıpkı boynuna ilmeği dolar gibi çözüp baştan sarmalayıp bağladı. Lacivert süet ceketini de çıkarmayı düşündü lakin beyaz gömleğinin üstten üç düğme aşağıdaki ütü yanığını hatırlayınca bundan da vazgeçti. Platonik öğretmen odası aşkının nikahına yakası tebeşir tozu olmuş ceketi ve gizlemeye çalıştığı yanık gömlek ile gidecekti. Duvarda, yeşil tahtanın üzerinde asılı duran duvar saatine baktığında bire çeyrek vardı. Yakasında tebeşir tozu, veda etmesi gerek bir aşkı, cebinde cüzdanı olması gereken yerde bir boşluk vardı. O hepsini yanına alarak önce sınıftan çıktı sonra okuldan ve beş yüz metre mesafedeki belediye nikah salonuna doğru yürümeye başladı. Bu nikaha gitmemekle alakalı binlerce neden uydurabilirdi lakin gitmesi gerektiği yönünde kendine baskı yapan üç beş neden,uyduracağı binlercesinden yeğdi.

Nikah salonun önüne geldiğinde tanıdık ve tanımadık onlarca yüze selam vererek yukarı çıktı. Tam zamanında gelmişti çünkü onun ardından aşağıda bekleyenler ve nihayetinde gelin ile damatta salona iştirak etmişti. Güliz'in üzerinde gelinlik kadar beyaz bir elbise damadın üzerinde ise siyah bir takım vardı. Nikah şahitliğini Azman ile birlikte okulun müdürü Selçuk Bey

yapacaktı. Konukların tek tek elini sıkarak nikahın kıyılacağı masaya geçtiler ve her şey akışı içerisinde gerçekleşti. Birbiri ardına gelen dört "evet" ile masadan bordo renkli evlilik cüzdanıyla kalkıp davetliler ile resim çektirmeye başladıklarında merasimin yapıldığı nikah salonundan küçük bir çocuk gibi ayağını sürüyerek aşağıya indi.

Kalbi kırılmış mıydı ? Evet! Bu onu öldürür müydü? Hayır! Dışarısı az öncenin aksine yağmurlu değildi ya da filmlerdeki gibi alttan sefil bir şarkı çalmıyordu. Salon girişinin dört adım ilerisinde ardıç ağacının altındaki bankta oturan ve tanıdığı birine çok benzeyen kadını fark etti. Kadın tanıdık gelmişti çünkü aynaya baktığında gördüğü üzgün ifadenin bir benzerini taşıyordu. Sadece daha kırılgandı ve hangi milletten olursanız olun fark edebileceğiniz, dokunsanız ağlamak üzere olan kadın ışıltısını taşıyordu. Kadına doğru yürürken "Merhaba" dedi. Ve tabii ki karşılığı yine titrek bir sesin verdiği "Merhaba" oldu. Bankta oturan kadına doğru yaklaşırken "Nikaha gelmiştiniz ama geç kaldınız sanırım" dedi. Kadın titrekçe ,parmak uçlarındaki sigarayı dudağına götürüp derin bir nefes aldıktan sonra

"Bazı aksilikler oldu..."

Sigarasından bir nefes daha aldı.

"...Buraya geldiğimdeyse her şey bitmişti ama tam da kaçırmış sayılmam görebileceğim her şeyi salonun kapısındaki aralıktan izledim."

Parmak uçlarındaki yarısına kadar içilmiş sigarayı yere attı ve üzerine sertçe basıp sigarayı söndürürken yanına oturan adama "Kız tarafından mısınız yoksa oğlan mı?" dedi. Adam alnını kırıştırarak,

"İkisinin de arkadaşı oluyorum ama bir taraf belirlemem gerekirse kız tarafından oluyorum bu durumda..."

Kadına baktı.

"...Siz?" Kadın her şeyi anlamış gibi başını salladı.

"Ben de erkek tarafı oluyorum belli ki?" Adam, kadına elini uzatarak,

"Adım Kemal sizin adınız ?" Kemal'in uzattığı eli parmak uçlarıyla sıkarken,

"Yasemin" dedi.

Yanlarından geçen aracın içinden çalan şarkının sesine aniden çakan ve şimşek sesini andıran bir gürültü karıştı ve hiç hesapta olmayan güneşli yağmurun ilk damlası yere düşerken davetlilerden bazıları aşağıya inmeye başlamıştı bile. Yasemin "Yakınlarda bildiğim güzel bir Cafe ..." Kemal hızla yağa kalktı "Tamam olur gidelim."dedi. Nikah salonunun birinci katından inen iki çocuk annelerinin ve babalarının aşağıya inmesini beklerken ayakta durmaktan yoruldular neyse ki az önce oturdukları bankı terk eden iki yetişkinin geride bıraktığı bank hala boştu. Büyük olan küçük kardeşine göz kırptı. "Hadi banka kadar yarışalım ...."


Editör: Ayşegül Demir Alhan