BEKİR MANAV – ARZ


3 Mayıs Türkçülük Günü’ydü. 1944 – 45 yıllarındaki bir yargılama süreci sonrası ortaya çıkmıştır ve her yıl anılır. Türk’üm demeyi, ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ sözünü söyleyeni ırkçılıkla suçlayanlar ne yazık ki gerçek görüşü, tutkuyu, bağlılığı, soyluluğu, Türklüğü tümüyle kavrayamamışlardır. Çünkü Türk, gittiği yere adaleti götüren, yardımını esirgemeyen, yağıya (düşmana) göz açtırmayan, Tanrı’nın buyruğu altında başı dik olan bir millettir, soydur, ırktır. Bununla gurur duymalıyız öncelikle. Sık okuyan biri olarak bazen odamdaki rafımın bölmeleri arasında dolanıyor ve ne okusam diye dalıp gidiyorum. 3 Mayıs olduğunu dahi anımsamazken elim kendiliğinden yazarımız Bekir Manav’ın Arz betiğine (kitabına) gitti ve “Bunu okumalıyım.” Dedim. Akşamüzeri elime aldım, ilk betini (sayfasını) açtım ve sonra gece yarısına dek bitirmeden bırakamadım. Benim en çok ilgimi çeken dönemlerden biridir o yüzyıllar, o savaşlar, o yürekli atalarımızın yaptığı ve bizlerin bugüne gelmesini sağlayan eylemler, girişimler. Özellikle Çin’le olan savaşlarda kendimi coşmuş buluyorum okurken. Yer yer kızıyor, sinirleniyor ve bazen de kendime bir görev edinip kurguya giriyorum. Bazen gözü pek bir alp bazen ise bir Han oluyorum. İşte Arz’ı okurken yaşadıklarım da böyleydi. İki kurgulu yapıt, tümüyle gerçek olaylara, gerçek kişilere ve belgelere dayalı olarak yazılmış. İlk bölümde, 40 kişiyle Çin Sarayı’nda ayaklanma çıkartan ve adını süregelen ve giden yıllara yazdırmış Kürşad’ı okuyoruz. Oldukça akıcı biçemi ve olay örgüsüyle kendinizi kaptırıyor ve bilgileniyorsunuz. Hanların Çinli prenseslerle yaptığı evliliklerin sakıncalı sonuçlarını yaşayan Türk obaları kimi dönem tutsak düşse de kesinlikle köle olmayı onaylamamışlar ve baş kaldırmışlardır. İşte Kürşad Ata da öyle bir yiğit. Satırlar arasında yitip giderken içinizdeki Türk kanının kaynadığını duyumsuyorsunuz. İkinci bölüm ise günümüzde geçen bir kurgu olup, süregelen durumda dahi içimizde var olan ve toplumu içten çökertmeye çalışan çaşutların (casus, ajan), ülkemize nasıl sızdı(rıldı)ğı, nerelere yerleştirildiği, hangi alanlarda bozulmalar oluşturduğu ve bunları hangi yöntemle yaptıklarını çarpıcı bir biçimde okuyoruz. Savaşarak üstesinden gelemedikleri toplumu ekinlerini (kültürlerini) bozarak yıkmaya çalışmaktadırlar. Bunu da eğitimin için boşaltarak, televizyonlarda Türk töresine uymayan dizileri izleterek, tıp, teknoloji, bilim, savunma gibi çok önemli alanlarımızda ilerlememizi engelleyerek, dâhilerimizi kendi ülkelerine götürerek, gitmeyenlerin ise önlerine engel çıkartarak yapıyorlar. Çok acıdır ki bugün gelinen noktada batıya benzemeye çalışan bir topluluk var ortada. En önemlisi de gençlik çok çabuk biçimde benimsiyor bunları. İşte tüm bunları çok güzel bir anlatımla bizlere sunuyor yazarımız. En sondan bir önceki bölümde, ülkemize sokulan, yurtdışında bize karşı olumsuz girişimlerde bulunan çaşutları görselleriyle birlikte okuyoruz. En sonda ise kurulmuş olan Türk Yurtları’nı bayraklarıyla birlikte anımsıyoruz yeniden. Böylesi köklü ve kutlu bir ırkın, bu denli korkulan olması sizce nedendir? Bunu sizlere, betikten bizlere, gençlere seslenen Ulular’ın sözleriyle anlatayım; Müslüman Türk, var oldukça hür yaşayacaktır, esir olmasın diye, Türk ahlaklı olacaktır, özü sönmesin diye, Türk yalan söylemeyecektir, hakikat ölmesin diye, Türk ilim sahibi olacaktır, medeniyetler kursun diye, Türk örflü olacaktır, kültürü ölmesin diye, Türk çalışkan olacaktır, tembele ders olsun diye, Türk yardımsever olacaktır, merhamet utansın diye, Türk akıllı olacaktır, zirveyi düşünsün diye, Türk güçlü olacaktır, değerlerini korusun diye, Türk dürüst olacaktır, güvenler boşa düşmesin diye, Türk namuslu olacaktır, özünden düşmesin diye, Türk inançlı olacaktır, Hakk’a boynu ince olsun diye, Türk ırkçı değil, ırklara güven verendir. Kesinlikle okumanızı, okutmanızı öneriyorum. Unutmayın güneş bizden doğar batıya. Biz, Batı’dan ilerideyken, bizi batırmalarına izin vermeyelim. Uyanık olalım, bilgili olalım, çok okuyup çok üretelim, özümüzü, geleneklerimizi koruyalım, sonraki kuşağımıza aktaralım. “Bir Türk dünyaya bedeldir.” Neden mi? Çünkü o bir Türk, ne yapar eder, gidip bir ülke kurar. Herkesin korktuğu da bu ya! Türkler uyanıp ayaklanırsa vay bizim başımıza geleceklere. O yüzden yılmak yok, tembellik yok, umutsuzluk yok. Ne diyor Ulu Önder Atatürk: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Betikle ve esen kalın.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube