BAZEN HEP ÖZLEMEK

En son güncellendiği tarih: Eyl 5




Bir öğleden sonra, masam iş ve insan kalabalığı dolu. İnsanların birkaçına aynı anda cevap verdiğim anlar, neredeyse doğaüstü performansla otomatiğe almış çalışıyorum. Her şey olması gerektiği gibi. Herhangi bir çalışma günü. Çayım bilmem kaçıncı kez geldi, soğudu, gitti. Telefonlar hiç susmuyor.


Gözüm bir an koridora gitti, eşim orda, bana doğru yürüyor. İçime garip bir huzursuzluk yayılıyor. Yaklaştıkça gözlerini fark ediyorum, kıpkırmızı, kanlanmış, gülümsemeye çalışan, karmakarışık bir yüz. Bir şey olmuş düşüncesi geçiyor anlık aklımdan. Hemen yanımdaki arkadaşım da selamlıyor onu. Şimdi yanımda, diyor ki; ‘Anneannemi kaybetmişiz. Köye gitmemiz lazım, herkes bizi bekliyor.’


‘Eyvah!’ diyorum içimden. Öyle bir müdürüm var ki izin isteyeceksen öl!!! Hele bu yoğunlukta. Odasına gitmek üzere kalkıyorum, kafamda ’Nasıl sinirlenecek şimdi, neler duyacağım kim bilir, nasıl söylerim???’ endişeleri… Kalbim sıkışarak zar zor giriyorum içeri. Neredeyse ben çok bir şey diyemeden onaylıyor izni. İnanılmaz, bir mucize bu!.. Sonradan öğreniyorum, canım arkadaşım, bir telefonuyla eşimin izin işini zaten çoktan halletmiş.


Anneanne! Çok üzdü ölüm haberi beni. ‘Başın sağ olsun.’ diyorum eşime. Arabaya biniyoruz, kısaca eve uğrayıp birkaç eşya alıp yola çıkmalıyız.


Beş on dakika sonra evimize çıkan yokuştayız. Yokuştan sola doğru kıvrılırken evimizin bahçesinde insanlar görüyorum. Yakınlaştıkça eşimin annesini, babasını, komşularımın bazısını fark ediyorum. Ağlıyorlar. Garipsiyorum. Neden benim evimdeler, anneanne öldüyse, annemin bahçemde ne işi var? Yavaşça duruyor eşim. Bu kez o, bana dönüp ‘Başın sağ olsun.’ deyip ağlamaya başlıyor.


Kalbim sığmıyor içime... Öyle bir acı hissediyorum ki içimde ve öyle bir çaresizlik… Sadece içimden acıyı çıkarmak istermiş gibi avazım çıktığı kadar bağırmaya çalışıyorum. Açıyorum ağzımı, sesim çıkmıyor gibi…Aaaaaaaaaaah!!!


Hani kötü bir rüyadasınızdır, bağırırsınız da asla çıkaramazsınız o sesi, ancak uyanabilirseniz nefes almaya başlarsınız, öyle, nefesim bile yok işte… Gözlerimi sımsıkı kapattım şimdi, sadece, bağırıp zamanı geriye almak istiyorum.


‘İnmeliyiz’ diyor eşim. ‘İnemeeeeem, inmeeeeeeeem!!!’


Nihayet bağırabiliyorum. Hareket edemiyorum ama… Kaskatı durup sadece birkaç kez boğazımı yırtarcasına bağırıyorum…


Çünkü anlıyorum ki, giden benim babam…


Arabadan ne zaman indim, odasına nasıl çıktım, hatırlamıyorum şu anda bile. Oturdum yanına öylece, sevdim saçlarını, öptüm, doyamadım ve ilk defa o sabah onu öpmeden işe gittiğimi hatırladım! Hatırladım, ben her zaman onu hep çok özlerim…


Sağ yanına yatmış, ellerini yanağının altında toplamış, kıvrılmış dizleri, üşümüş mü ki? Huzurlu görünüyor yüzü, acı çekmeden gittiğini düşündüm… Bir süre oturdum öyle ne kadar bilmiyorum vedalaştım kendimce…Uyurken gitmişti babam… Hayatını düşündüm…Çok mutlu zamanları oldu mu,


hayallerini gerçekleştirebildi mi, yani yaşayabildi mi doyasıya? Sonra günlerce, aylarca belki taşınıncaya kadar o evden, aynı yokuşu aynı acıyla çıktım…


Babamı ne zaman düşünsem, hep, sadece, çok özlediğimi anımsarım. Küçüktüm, işi için evimize gelirlerdi aramaya, o zamanlar bırakın cep telefonunu mesajı falan, daha evde telefon yok tabi. Kapıya çıkıp ‘yeter artık çağırmayın babamı’ diye kovaladıklarım oldu hatırlıyorum. Bazen bayramlarda dahi çalışırdı babam ya da başka şehirde kalır dönemezdi ilk bayram günü. Bazen, yetişebilmişse eğer, başucumuzdaki hediyelerden, kıyafetlerden, ayakkabılardan anlardık, ‘gelmiş gelmiş!!!’ Koşup atlardık üstüne uyurken.


Kocaman kadın oldum ama ben babamın küçük kızıydım işte, yine kucağına kurulurdum, şımarırdım onu buldukça. Şimdi yine en çok bayramlarda acıyor kalbim çünkü öpsem de ellerini, kimsenin küçük kızı değilim, bayram harçlığım da yok baba!!!


Kız çocukların ilk aşkları babalarıymış gibi bir şey okumuştum bir yerlerde. Ben de naifliğine, kibarlığına, duygusallığına, sanatçı tarafına hayrandım babamın. Çok iyi giyinirdi babam mesela, yakıştırırdı yani. Çok güzel resim yapardı.


Duygusaldı mesela, bir şarkıda ya da filmde ağlar görebilirdiniz onu. Düşünceliydi mesela, yardıma ihtiyacı varsa birinin, duyduysa eğer bir şekilde gizliden koşardı ona.


Ha bir de eli hiç boş gitmeyi sevmezdi konukluğa mesela… Yazsa eğer herkes onun birazdan elinde dondurma geleceğini bilirdi.


Benziyorum galiba sana baba… Hem de gittikçe…


Olur olmaz bir şarkıya, bazen bazen bir filme ya da televizyonda duyduğum, insana dair bir habere gözlerim doluyor benim de… Hatta seni andığım her an, etrafımda olan herkese dondurmalar dağıtmak istiyorum… Seni hep özlüyorum…


Yazan: Şule Uysal

Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube